SON DAKİKA
Hava Durumu

#Kamu Hizmeti

Söz Bursa - Kamu Hizmeti haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kamu Hizmeti haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Hilmi Şanlı’dan Diyanet’e sert uyarı: "Din Görevlisi şikâyetle cezalandırılamaz!" Haber

Hilmi Şanlı’dan Diyanet’e sert uyarı: "Din Görevlisi şikâyetle cezalandırılamaz!"

Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, son yıllarda din görevlilerine yönelik asılsız, delilsiz ve kötü niyetli şikâyetlerde alarm verici bir artış yaşandığını belirterek, bu sürecin yalnızca bireysel mağduriyetler doğurmadığını, aynı zamanda din hizmetlerinin kurumsal yapısını ve kamu hizmeti anlayışını tehdit eden sistematik bir sorun haline geldiğini vurguladı. Diyanet İşleri Başkanlığı’na hitaben yapılan kapsamlı değerlendirmede konuşan Şanlı, hukuki güvenceden yoksun bırakılan bir din görevlisinin, topluma sağlıklı ve güven veren bir hizmet sunmasının mümkün olmadığını ifade etti. Şanlı’ya göre bugün yaşanan tablo, hukuk devleti ilkesinin sessizce aşındırıldığı tehlikeli bir sürecin göstergesi. “DELİLSİZ ŞİKÂYET, KURUMSAL ÇÖKÜŞE GİDEN YOLDUR” Hilmi Şanlı açıklamasında, kamu hizmetlerinin etkin, verimli ve sürdürülebilir biçimde yürütülmesinin ancak görevini icra eden personelin baskı, tehdit ve itibarsızlaştırma girişimlerinden korunmasıyla mümkün olabileceğini belirtti. Ancak gelinen noktada, hiçbir somut delile dayanmayan başvuruların dahi doğrudan idari soruşturmaya dönüştürülmesinin, din görevlilerini savunmasız ve güvencesiz bir pozisyona ittiğini söyledi. Şanlı, bu uygulamaların bir süre sonra “şikâyet yoluyla cezalandırma” mekanizmasına dönüştüğüne dikkat çekerek şu uyarıda bulundu: “Delilsiz bir iddiayı esas alan her soruşturma, sadece bir personeli değil; kurumu, hizmeti ve toplumsal güveni yargılar.” ANAYASA AÇIK, UYGULAMA TERSİNE İŞLİYOR Açıklamada, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi ile 36. maddede güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesinin, idarenin vazgeçilmez rehberi olması gerektiği vurgulandı. Ayrıca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun, kamu görevlilerinin görevlerini baskıdan uzak, güvenli ve saygın bir ortamda yerine getirmesini zorunlu kıldığı hatırlatıldı. Ancak Hilmi Şanlı’ya göre, bugün gelinen noktada bu anayasal ve yasal güvenceler fiilen askıya alınmış durumda: “Sübjektif kanaatlere, varsayımlara ve kişisel husumetlere dayalı başvuruların süzgeçten geçirilmeden soruşturmaya dönüşmesi; ölçülülük, gereklilik ve orantılılık ilkelerinin açık ihlalidir.” MESLEKİ İTİBAR AŞINIYOR, HİZMET KALİTESİ DÜŞÜYOR Şanlı, soyut iddialar üzerinden yürütülen idari süreçlerin din görevlilerinin mesleki itibarını ağır biçimde zedelediğini, motivasyonu kırdığını ve bunun doğrudan din hizmetlerinin niteliğine yansıdığını ifade etti. Bu durumun yalnızca bireysel bir sorun olmadığına dikkat çeken Şanlı, kurumsal hafızanın, hizmet sürekliliğinin ve toplumla kurulan güven bağının da ciddi zarar gördüğünü söyledi. Türk Diyanet Vakıf-Sen’den Net ve Bağlayıcı Talepler Hilmi Şanlı, Diyanet İşleri Başkanlığı’na çağrıda bulunarak şu somut talepleri sıraladı: Asılsız, delilden yoksun ve kötü niyetli şikâyetlerin, zorunlu ve etkin bir ön değerlendirme mekanizmasına tabi tutulması, Gerçek dışı beyanlarla yapılan müracaatlar hakkında caydırıcı hukuki ve idari yaptırımların uygulanması, İnceleme ve soruşturma süreçlerinde personelin kişilik haklarının, mesleki itibarının ve masumiyet karinesinin mutlak surette korunması, Din görevlilerinin hukuki güvencelerini güçlendirecek kurumsal politika ve düzenlemelerin gecikmeksizin hayata geçirilmesi. Şanlı, bu taleplerin bir sendikal talep olmanın ötesinde, hukuk devleti ilkesinin ve kamu yararının zorunlu bir sonucu olduğunu vurguladı. “DİN HİZMETLERİ GÜVENSİZLİK ÜZERİNE İNŞA EDİLEMEZ” Açıklamanın sonunda Hilmi Şanlı, din hizmetlerinin toplum nezdindeki saygınlığının korunmasının ancak din görevlilerinin huzur ve güven içinde görev yapabilmesiyle mümkün olacağını belirtti. Aksi halde, bu sürecin devam etmesi durumunda kurumsal itibar kaybının telafisi güç sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu. Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu kritik süreçte gerekli hassasiyeti göstereceğine dair beklentilerini dile getirirken, sendika olarak sürecin sonuna kadar takipçisi olacaklarını da kamuoyuna açıkça ilan etti.

Mudanya’da uygun fiyatlı lokanta dönemi başladı Haber

Mudanya’da uygun fiyatlı lokanta dönemi başladı

Lokanta Mudanya, dört çeşit nitelikli ve sağlıklı yemeği 150 TL’den sunarken, “Ben Ismarlıyorum” uygulamasıyla pahalılık nedeniyle zayıflayan paylaşma ve ısmarlama kültürünü yeniden güçlendirmeyi hedefliyor. Mudanya Belediyesi, artan hayat pahalılığı ve gıda enflasyonu karşısında nitelikli ve uygun fiyatlı yemeğe erişimi güçlendirmek amacıyla hayata geçirdiği Lokanta Mudanya’yı Güzelyalı Atatürk Parkı’nda düzenlenen törenle hizmete açtı. Lokanta Mudanya’da vatandaşlar, hafta içi her gün dört çeşit sağlıklı ve dengeli yemeğe 150 TL’ye ulaşabilecek. Sosyal belediyeciliği doğrudan sofraya taşıyan projenin ilk halkası olan Lokanta Mudanya’nın açılış törenine Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, belediye yönetimi ve meclis üyeleri ile Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Aydın Saldız, Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, CHP Mudanya İlçe Başkanı Seda Bozdağ Güzelkaya, muhtarlar ve çok sayıda vatandaş katıldı. DÖRT TABAK YEMEK 150 TL Açılışta konuşan Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, dışarıda yemek yemenin sıradan bir ihtiyaç olmaktan çıktığını, yemeğin artık ekonomik ve toplumsal bir mesele haline geldiğini söyleyerek, “Bir tabak yemek bugün lüks olarak görülüyor. Emekliler ve çalışanlar dışarıda yemek yerken defalarca hesap yapmak zorunda kalıyor. Bir öğrenci, açlıkla tokluk arasında bir seçim yapmak zorunda kalmamalı. Sağlıklı yemek herkes için erişilebilir olmalı. Merkezi politikalar bu yükü hafifletmiyor. Bu boşlukta, yerel yönetimler geri duramaz. Biz de durmadık. Bu lokantayı açmak bir tercih değil, bir sorumluluk haline geldi.” Biz bu tabloyu normal kabul etmiyoruz” dedi. Lokanta Mudanya’nın bir sosyal yardım uygulaması olmadığını, bir kamu hizmeti olduğunun altını çizen Başkan Dalgıç, “Bu lokantayı açmak bizim için bir tercih değil, içinde bulunduğumuz koşullarda yerel yönetimler açısından bir sorumluluk haline geldi” dedi. Lokanta Mudanya’da sunulan uygun fiyatlı hizmetin, kaliteden ödün verildiği anlamına gelmediğini de vurgulayan Dalgıç, mutfakta hijyen, sağlık ve nitelikli malzemenin esas alındığını söyleyerek, “Mesele sadece doymak değil; sağlıklı, temiz ve güvenilir bir tabak yemeğin herkes için erişilebilir olması. Lokanta Mudanya, herhangi bir ayrım yapılmaksızın tüm vatandaşlara açık olacak. Hizmetten yararlanmak isteyenlerden kimlik ya da gelir belgesi talep edilmeyecek” diye konuştu. “BEN ISMARLIYORUM” UYGULAMASI BAŞLADI Başkan Dalgıç, konuşmasında pahalılık nedeniyle zayıflayan paylaşma kültürüne de dikkat çekerek, “Bugün kimsenin kimseye bir şey ısmarlayamadığı bir dönemden geçiyoruz. Bu sadece ekonomik bir sorun değil, kültürel bir kırılma” dedi. Dalgıç, Büfe Mudanya, Mola Mudanya ile Lokanta Mudanya’da “Ben Ismarlıyorum” uygulamasını da bu nedenle başlattıklarını ilk kez duyurdu. Dalgıç, vatandaşların tanımadıkları kişilerle dahi dayanışma kurmasının hedeflendiğini söyledi. Uygulama kapsamında vatandaşlar, bir sonraki gelenler için yemek, kahve ya da tatlı ısmarlayarak dayanışmaya katkı sunabilecek. Lokanta Mudanya, Mudanya Belediyesi iştiraklerinden MUDAŞ tarafından işletilecek. Vatandaşlar, hafta içi her gün 11.45 – 14.00 saatleri arasında dört çeşit sağlıklı ve dengeli menüye 150 TL ücretle ulaşabilecek. Ayrıca Şubat ayında aynı yerleşke içinde tam gün hizmet verecek Mola Mudanya şubesinin açılması planlanıyor. Şükrüçavuş Mahallesi’nde bulunan MUDAŞ Restoranının da bundan sonra Lokanta Mudanya adıyla ve aynı anlayışla hizmet vermeye devam edecek.

Bursa Barosu'ndan 2026 CMK tarifesi çıkışı: Milletvekillerine talep mektubu gönderildi Haber

Bursa Barosu'ndan 2026 CMK tarifesi çıkışı: Milletvekillerine talep mektubu gönderildi

Bursa Barosu, 2026 yılıyla birlikte yürürlüğe girecek yeni CMK ücret tarifesinin adil ve hakkaniyete uygun şekilde belirlenmesi ve ödemelerin en geç bir ay içerisinde yapılmasına ilişkin talepleri içeren mektubu Bursa milletvekillerine gönderdi. Mektupta şöyle denildi: “Her yıl yeniden belirlenen CMK hizmeti gereği avukatlara ödenecek olan ücreti belirleyen tarifenin, verilen hizmetin karşılığını yansıtmaktan uzak olması; tüm talep ve itirazlarımıza rağmen her yıl angarya şeklinde nitelendirilebilecek ücretlerin belirlenmeye devam edilmesi ve bununla beraber ücretlerin avukatlara ödemesinin gecikmelerle gerçekleştirilmesi meslektaşlarımızı ekonomik açıdan büyük zorluklara sürüklemektedir. Tüm bu durumlar da hem avukatların yaşam koşullarını ve mesleki faaliyetlerini yerine getirmesini olumsuz etkilemekte hem de vatandaşların savunma ve hukuki yardım alma hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını da engellemektedir. Bir de bu yetmezmiş gibi çok düşük ücretlerle alınan bu kamusal sorumluluğa karşı avukatlar ölçülü olmayan hakkaniyete aykırı olarak cezai ve tazminat sorumluluğuyla da karşı karşıya kalmaktadır. Anayasamızın 2. Maddesi ile düzenlenen ‘Sosyal Devlet İlkesi’ adalete, savunma ve adil yargılanma hakkına erişimin eşitlik temelinde güvence altına alınmasını öngörmektedir. CMK sistemi kapsamındaki müdafi/vekil görevlendirmeleri de bu doğrultudadır. CMK kapsamında görevlendirilen müdafi/vekil ile özel müdafi/vekil arasında, harcanan emek, nitelik ve en önemlisi sorumluluk bakımından fark yoktur. Buna rağmen, CMK Ücret Tarifesi ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi arasındaki makas her yıl artmaktadır. Eşit emeğe eşit ücret talebinin hakkaniyetten ve adaletten doğan bir gereklilik olması nedeniyle CMK ücret tarifesinin artık bu doğrultuda belirlenmesi gerekmektedir. Yapılan hizmetin karşılığı olan avukatlık ücretinin, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ile eşitlenmesi; kamu hizmeti niteliğindeki bu göreve ilişkin avukatlık ücretinden alınan KDV'nin kaldırılması ya da en azından oranın % 1'e düşürülmesi ve görevlendirmelere ilişkin ödemelerin en geç bir ay içerisinde gerçekleştirilmesine ilişkin talep ve önerilerimizin ilgili komisyonda ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde dile getirilmesi ve konunun takibi konusunda siz sayın vekilimizin desteğini bekleriz.”

Sendikalar ve meslek örgütlerinden elektrik zammına tepki: “Milyonlarca hane serbest piyasaya terk ediliyor” Haber

Sendikalar ve meslek örgütlerinden elektrik zammına tepki: “Milyonlarca hane serbest piyasaya terk ediliyor”

Bursa Akademik Odalar Birliği (BAOB) Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen açıklamaya; TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Murat Korkut, Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM) Bursa Şube Başkanı Uğur Üçöz, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Burak Özgen, TMMOB Makina Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet İhsan Taşkınsel ve DİSK Güney Marmara Bölge Temsilcisi – Birleşik Metal-İş Bursa Şube Başkanı Gökhan Aydın katıldı. Toplantının açılışında konuşan ESM Bursa Şube Başkanı Uğur Üçöz, yeni düzenlemenin emekçileri doğrudan hedef aldığını belirterek, “Toptan bir merkezden halkımıza karşı bir saldırı var. Bu saldırıya karşı sendikalar ve odalar olarak örgütlü mücadelemizi birleştirip karşı cephe oluşturmaya devam edeceğiz” dedi. Üçöz, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) aldığı kararla 2026 yılında mesken abonelerinin yıllık elektrik tüketim limitinin 4 bin kWh olarak belirlendiğini hatırlatarak, “Bugün 984 TL olan bir elektrik faturası yeni düzenleme ile bin 935 TL’ye yükselecek. Yani yüzde 97 oranında zam gelecek. Yaklaşık 2,5 milyon abone bu değişiklikten etkilenecek” ifadelerini kullandı. “TEMEL YAŞAMI SÜRDÜREN AİLELER BİLE PİYASA FİYATLARINA MAHKÛM EDİLECEK” Basın açıklamasını okuyan TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Burak Özgen, kararın milyonlarca haneye “gizli zam” anlamı taşıdığını söyledi. Özgen, EPDK’nın konut aboneleri için yıllık tüketim limitini 5 bin kWh’ten 4 bin kWh’e düşürmesinin, birçok ailenin ulusal fiyat tarifesinden çıkarak serbest piyasa koşullarına bırakılması anlamına geldiğini vurguladı. “Bu değişiklik, yalnızca yüksek tüketimli villa tipi konutları değil, asgari yaşam standartlarının biraz üzerinde enerji harcayan sıradan aileleri de etkileyecek” diyen Özgen, şu ifadeleri kullandı: “Karar, toplumsal refahı korumayı değil, enerji şirketlerinin kârını artırmayı hedefliyor. Elektrik enerjisi temel bir insan hakkıdır. Piyasa dalgalanmalarının doğrudan faturalara yansıtıldığı bu sistem derhal sona erdirilmelidir.” Özgen, 4 kişilik bir ailenin asgari yaşam standartları için aylık en az 230 kWh elektrik tüketmesi gerektiğini belirterek, “Bu miktar sadece buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi ve televizyon gibi temel ihtiyaçlara denk geliyor. Klima ya da elektrikli ısıtıcı kullanan aileler zaten sınırı aşıyor” dedi. “ELEKTRİĞİN KÂR ARACI HALİNE GELMESİ KABUL EDİLEMEZ” EMO Başkanı Özgen, son kaynak tedarik tarifesinin 2018’de yalnızca büyük sanayi tesislerini kapsadığını, ancak yıllar içinde kapsamın kademeli olarak genişletildiğini anımsattı: “2018’de 50 milyon kWh olan tüketim sınırı 2026 itibarıyla 4 bin kWh’a kadar düşürüldü. Bu, temel bir kamu hizmeti olan elektriğin tamamen piyasa mekanizmasına devredilmesidir.” Özgen, enerji alanında kamunun yeniden etkin hale getirilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Pahalı enerjinin enflasyon üzerindeki etkisini azaltmak için üretimden dağıtıma kadar tüm süreçleri yönetecek kamu tekeli yeniden kurulmalıdır. EPDK kapatılmalı, yerine kamulaştırma süreçlerini yürütecek bir kamu idaresi oluşturulmalıdır” dedi. Konuşmasının sonunda Bursa’daki elektrik dağıtım şirketinin yabancı ortaklı yapısına da dikkat çeken Özgen, “Bugün Bursa’nın elektriğiyle Amerikalıları zenginleştiriyoruz” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.