SON DAKİKA
Hava Durumu

Eğri Odun Meselesi!

Yazının Giriş Tarihi: 16.08.2026 14:44
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.08.2026 14:53

Siyaset kulislerinde Yeni Parti tartışmaları sürüp giderken aklımda tek bir soru yankılanıyor:

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’ne ne oldu?

Açık söyleyeyim; bugün bir taraf seçmek niyetinde değilim. Çünkü hem CHP yönetimine kızgınım hem de partiden kopup kendine yeni bir rota çizenlere… Benim öfkem bir tabelaya ya da siyasi logoya değil; Atatürk’ün kurduğu asırlık bir çınarın yıllar içinde iç kavgalarla, koltuk hesaplarıyla, bitmeyen liderlik mücadeleleriyle ve parçalanmalarla bu hale getirilmesine.

Bu duygularla geçen gün mutlak butlan kararı sonrası yönetimi el değiştiren CHP’nin genel Başkan Yardımcısı Berhan Şimşek’in Bursa il Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısını takip ettim.

Berhan Şimşek’in konuşmasında altını çizerek vurgu yaptığı “Burası Ata ocağıdır, buraya eğri odun giremez” cümlesi kulağa hoş gelse de insan, “Sahi, eğri odun kim?” sorusunu dillendirmeden yapamıyor.

Partiden ayrılan mı, yeni parti kuran mı, kurultayda farklı düşünen mi, yoksa yıllardır bu çatının altında birbirinin kuyusunu kazanlar mı?

Çünkü bugün gelinen noktada herkes birbirini yaftalamakla meşgul.

Biri “ihanet” diyor, diğeri “değişim”; biri “baba ocağı” diyor, öbürü “Ata ocağı”.

Bütün bu iddialı sözlerin gürültüsünde ise asıl gerçek gözden kaçıyor:

Ocakta ateşin eskisi gibi yanıp yanmadığına kimse bakmıyor.

Berhan Şimşek’in ayrılanlara yönelik “kişiliksizler”, “talan ettiler”, “hançerlediler” şeklindeki ağır ifadeleri ve Konya’da parti binası terk edilirken televizyon kumandasının pilinin bile götürüldüğünü anlatması, konuşmanın en çok yankı uyandıran kısmıydı.

Fakat bu sert cümleleri dinlerken düşünmeden edemedim:

Bu insanlar neden gidiyor? Hepsi mi kötü, hepsi mi kişiliksiz, hepsi mi yalnızca koltuk hesabı yapıyor? Yoksa CHP’nin içinde yıllardır kangren haline gelen ve çözülemeyen sorunların da bu gidişlerde bir payı yok mu?

Bu gerçekle dürüstçe yüzleşmeden yalnızca ayrılanları suçlamak, fotoğrafı eksik okumaktan başka bir şey değil!

Öte yandan, CHP’den kopup yeni bir siyasi yapı kuranlara da dönüp “Ne güzel, yepyeni bir başlangıç” diyemiyorum. Çünkü ortadaki yapı alelade bir siyasi hareket değil; Cumhuriyet’in harcını karan, kuruluş sürecinin tarihi mesuliyetini taşıyan Cumhuriyet Halk Partisi. Bu yüzden CHP’de yaşanan hiçbir sarsıntı sıradan bir parti içi çekişme gibi geçiştirilemez. Birileri gidiyor, birileri yeni tabelalar asıyor, eski yol arkadaşları birbirine en ağır sözleri sarf ediyor, kurultay tartışmaları mahkeme koridorlarına taşınıyor.

Ve tüm bu hengamenin ortasında vatandaş haklı olarak soruyor:

Peki, sizin bu kavganız benim derdime çare mi?”

Bursa’da tekstilci ağırlaşan üretim maliyetleriyle boğuşurken, insanlar işsiz kalma korkusu taşırken, emekli mutfaktaki yangını söndürmeye çalışırken siyaset hala kendi içindeki hesaplaşmalarla vakit öldürüyor.

Oysa Şimşek’in Bursa’da tekstil sektörüne dair temas ettiği üretim kayıpları, enerji maliyetleri, vergiler ve istihdam gibi meseleler bu ülkenin asıl gerçeğidir. Siyaset tam da burada; fabrikada, pazarda, evde, emeklinin cüzdanında ve gençlerin gelecek kaygısında başlamalıdır.

CHP’nin de Yeni Parti’yi kuranların da görmesi gereken temel bir hakikat var: Atatürk’ün mirası yalnızca bir tabeladan, “Altı Ok” ambleminden, bir koltuktan ya da makamdan ibaret değildir. Birbirine “sen değiştin, sen ihanet ettin” deme yarışından ise hiç ibaret değildir. O mirasın özünde Cumhuriyet vardır; bağımsızlık, laiklik, halkçılık, devletçilik, devrimcilik ve hepsinden önemlisi milletin ortak geleceği vardır.

Bu yüzden ne bir tarafı koşulsuz savunuyor ne de diğerini alkışlıyorum; ikisine de kırgınım. Atatürk’ün kurduğu yapıyı bu denli parçalanmış görmekten, insanların kutuplaştırılmasından ve memleketin bunca ağır meselesi varken enerjinin kişisel hesaplaşmalara harcanmasından rahatsızım.

“Eğri odun giremez” deniyor…

Peki, o eğri odunları kim düzeltecek?

Belki de kapı önünde kimin eğri kimin doğru olduğunu tartışmayı bırakıp ocağın başına oturmalı ve kendimize şu soruyu sormalıyız:

Biz bu ocağı neden bu hale getirdik?

Unutulmamalıdır ki bir yapıyı yalnızca dışarıdan gelen darbeler yıkmaz; içeride birbirine sırtını dönenler de bir ocağın ateşini söndürmeye yeter.

Bugün daha fazla kavgaya, daha fazla suçlamaya değil; biraz vicdana, samimi bir özeleştiriye ve Atatürk’ün mirasına samimiyetle sahip çıkma sorumluluk ve bilincine ihtiyacımız var. Çünkü bu miras hepimizin ve hiçbir siyasi hırs bu mirastan daha büyük değil!

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.