SON DAKİKA
Hava Durumu

#Kayıhan Pala

Söz Bursa - Kayıhan Pala haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kayıhan Pala haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bursa Milletvekili Pala yargıdaki "Siyasi Müdahale" kuşkusunu meclis’e taşıdı! Haber

Bursa Milletvekili Pala yargıdaki "Siyasi Müdahale" kuşkusunu meclis’e taşıdı!

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, İstanbul’da faaliyet gösteren Özel Avrupa Şafak Hastanesi’ne ilişkin yaklaşık 40 soruşturma raporu bulunmasına rağmen, bu raporların bir kısmının yargı aşamasında ihtiyati tedbir kararlarıyla sonuçsuz bırakılması iddialarını gündeme taşıdı. “İlgili müfettiş raporlarında; hastalara gerçekte uygulanmayan işlemlerin faturalandırıldığı, ‘kampanya’ veya ‘ücretsiz muayene’ yoluyla hasta temin edilip Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) olağanüstü yüksek tutarlı faturalar düzenlendiği gibi ciddi usulsüzlük bulguları yer almaktadır” diyen Pala, yüzlerce sayfalık ekler ve bilirkişi değerlendirmeleri içeren raporların bir gün gibi kısa bir süre içerisinde okunarak ihtiyati tedbir kararı verilmesinin kamuoyunda kuşku yarattığını ifade etti. Bu kuşkunun kamuoyunda “Yenidoğan Çetesi Meclis Araştırma Komisyonu” olarak bilinen Komisyonun toplantılarında gündeme getirilmesi üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Adnan Ertem’in yaptığı açıklamaların, yargı süreçlerinde siyasi veya başka tür müdahalelerin var olup olmadığı sorusunu doğurduğunu ifade eden Pala, yazılı yanıt istemiyle Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a bir soru önergesi iletti. İlgili kamu kurumları tarafından derlenen bulguların mahkeme aşamasında hangi kriterlerle dikkate alındığına, ihtiyati tedbirlerin hangi somut gerekçelere dayanarak alındığına ve bu tedbirlerin usulsüzlük iddialarını nasıl ortadan kaldırdığına yönelik detaylı bilgi isteyen 21 Mart 2025 tarihli soru önergesine Bakan Tunç, Anayasa’nın 98’inci maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük süre dolmasına rağmen Bakanlığı süresince yanıt veremedi. “Yasal süreç net bir şekilde açıklanmadıkça ‘siyasi müdahale’ kuşkusu sürecek!” Soru önergesinin gerekçesinde Komisyon tutanaklarından alıntı yapan Milletvekili Pala, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Adnan Ertem’in açıklamalarına şu şekilde yer verdi: “İki Şafak Hastanesi şu anda konkordatoda, hâlâ daha fesihle alakalı bir süreci gerçekleştiremiyoruz, mahkeme kararıyla durduruluyor. Şafak örneği sizin sorularınızın dışında bir örnek oluyor, gerçekten üzerine de gidilmedi değil. Geçtiğimiz dönemde Sayın Bakanımız özellikle bunun üzerine gidileceğini deklare etti, Mecliste de bütçede de ve gerçekten de üzerine gidildi ama her defasında alınmış teftiş raporlarına ve idari işlemlere ilişkin olarak mahkemelerden ihtiyati tedbir kararları alındı.” Milletvekili Pala, Komisyon toplantılarında bu ve benzeri açıklamaların, yenidoğan soruşturmasının ardından özellikle Özel Avrupa Şafak Hastanesi’nin yasal sürecinin, sözleşmesi feshedilen diğer hastanelerden farklı yürütüldüğünü gösterdiğini belirtti. “Bakan Yardımcısı Adnan Ertem aynı toplantıda Özel Avrupa Şafak Hastanesi ile 2018 yılında bir sözleşme yapıldığını ve sözleşmenin Ocak 2025 tarihinde hâlâ devam ettiğini belirtmişti. O tarihte Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın hastaneyle devam eden 189 davası olduğu açıklanmış, adalet sistemindeki çok ciddi bir yapısal sorun gözler önüne serilmiştir” diyen Pala, Adalet Bakanı’na, ihtiyati tedbir kararlarının verilme sürecinde “siyasi müdahale” veya başka tür baskı iddialarının incelenmesi adına bugüne kadar atılan herhangi bir adım olup olmadığını sordu. “Ülkemizde bazı kişi ve kurumlar için bir günde karar verilebilmesinin nedeni nedir?” Milletvekili Pala, soru önergesinin sonunda kamuoyunda oluşan kuşkunun giderilmesi için yasal süreç içinde alınan kararların şeffaf biçimde paylaşılması gerektiğini ifade etti. İhtiyati kararların, yıllarca süren soruşturmalar sonucunda düzenlenen ve çok sayıda bilirkişi değerlendirmesini içeren müfettiş raporlarının bir gün gibi kısa bir süre içinde incelenerek nasıl alındığını sorgulayan Pala, bu incelemelerin tam anlamıyla yapılıp yapılmadığının denetimine ilişkin de açıklama istedi ve “Özel Avrupa Şafak Hastanesi ve benzeri hastanelere uygulanan ihtiyati tedbirlerin hangi ölçütlere göre ve ne şekilde verildiği açıklanmalıdır. Ülkemizde kısa sürede işlemeyen adalet sistemi içinde, bazı kişi ve kurumlar için bir günde karar verilebilmesinin nedeni nedir?” diye sordu. “Yasal sürecin şeffaflaştırılmasının yanı sıra, denetimlerde ortaya çıkan kamu zararına yönelik yaptırımların ‘ihtiyati tedbirler’ yoluyla durdurulması uygulamasından da derhal vazgeçilmelidir” diye ekleyerek sözlerini tamamladı.

Bursa Milletvekili Kayıhan Pala acı tabloyu açıkladı: 10 hekimden 8’i şiddet mağduru! Haber

Bursa Milletvekili Kayıhan Pala acı tabloyu açıkladı: 10 hekimden 8’i şiddet mağduru!

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin gün geçtikçe arttığını, buna karşın alınan önlemlerin eksik kaldığını ifade ederek, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nu eleştirdi. “Her 10 hekimden 8’inin meslek hayatında en az bir kez şiddete maruz kaldığı bilinirken bu olayların ancak yarısı ‘Beyaz Kod’ ya da diğer kanallar üzerinden bildirilebiliyor. Bu tablo, şiddetin boyutunu ve Bakanlığın önlemlerinin ne denli yetersiz kaldığını açıkça gösteriyor” dedi. Prof. Dr. Pala, 2013’te yayımlanan sağlıkta şiddetle mücadeleye ilişkin Meclis araştırma raporundaki 66 önerinin büyük bölümünün hayata geçirilmediğini ve Bakanlığın bu konudaki soru önergelerine, veri paylaşımına dayalı yanıt veremediğini belirtti. “Sağlık Bakanlığı, soru önergelerimizi yanıtsız bırakarak, sağlık sistemini derinden tehdit eden şiddet sorununun boyutunu ve yönetim zafiyetlerini sağlık çalışanlarından gizlemektedir” diyen Pala, gelinen noktada net bir açıklamanın zorunlu olduğunu vurgulayarak, Bakan Memişoğlu’na yeni bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan, kendisine 6 Ekim 2025’te iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98’inci maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Sağlıkta şiddetin asıl sorumlusu yanlış sağlık politikaları, sağlık çalışanlarını itibarsızlaştıran söylemler ve kışkırtılmış sağlık talebidir!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinin ilk bölümünde 2013 yılında yayımlanan “Sağlık Çalışanlarına Yönelik Artan Şiddet Olaylarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu”nun üç temel başlıkta sunduğu 66 önerinin, aradan on yıldan uzun bir zaman geçmiş olmasına karşın kaçının hayata geçirildiğini sordu. Raporda ele alınan başlıkların kurumsal, toplumsal ve çevresel etkenler ile sağlık çalışanları ve hasta arasındaki iletişim olduğunu kaydeden Pala, Bakan’dan her bir başlık altında yapılan çalışmaları ayrıntılı biçimde açıklamasını istedi. “Sağlıkta şiddet sorununa karşı önerilen önlemlerin kâğıt üzerinde kaldığı açıktır. Cumhurbaşkanlığı Hükümeti’nin benimsediği ve Sağlıkta Dönüşüm Programı adıyla bilinen ticarileştirilmiş sağlık sistemi, kamuda çok sınırlı bir finansman ve nüfusa göre sayısı yetersiz sağlık emek gücü olmasına karşın; kışkırtılmış sağlık talebi yaratmış, hastaların beklentilerini karşılanamayacak kadar yükseltmiş, beklentilerin karşılanamaması durumunda ise sağlık çalışanlarını hedef göstermiş ve onları itibarsızlaştıran söylemler dile getirilmiştir. Bu koşullarda sağlık çalışanlarının güvenliği sağlanamaz. Bugün özellikle kamuda sağlık çalışanlarının ilk talebi can güvenliğidir.” dedi. Pala, sağlıkta şiddet sorununa karşı etkili çözümler üretilebilmesi için öncelikle Bakanlığın sorunun kapsam ve boyutu hakkında şeffaf olması gerektiğini belirtti. Bu kapsamda, Bakanlığın Sağlık İstatistikleri Yıllığı gibi düzenli yayımladığı raporlarda, sağlıkta şiddete ilişkin uluslararası karşılaştırılabilir verilerin paylaşılmasını istedi; son on yıldaki “Beyaz Kod” bildirimlerinin sektörlere, illere, meslek gruplarına, cinsiyete ve dallara göre dağılımının kamuoyuna açıklanmasını talep etti. Konuya ilişkin Pala, “Acil servisler, sağlık çalışanlarının şiddete en sık maruz kaldıkları alanlardan biridir. 100 kişi başına acil servise başvuru sayısı OECD ortalaması 27 iken ülkemizde yaklaşık 6 kat daha fazla olmak üzere 177’dir. Acil servis çalışanları kabul edilemez bir iş yükü altında çalıştırılmaktadır. Bakanlık bu çalışma koşullarının şiddet olgularına etkisini derhal değerlendirmeli ve çözümü hızla hayata geçirmelidir” açıklamasında bulundu. “Önlemler kâğıt üstünde kalmaktadır; Bakanlık eylem planı takvimini açıklamalı!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinin sonunda 2023’te duyurulan “Sağlıkta Şiddete Karşı Eylem Planı”nın hangi aşamada olduğunu sordu. “Eski Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2023’te ‘Sağlıkta Şiddete Karşı Eylem Planı’nın uygulanacağını açıkladı. O tarihten bu yana kamuoyuna yapılan açıklamalarda da soru önergelerine verilen yanıtlarda da planın takvimi ve hedeflerine dair somut bir bilgi paylaşılmamıştır. Sağlık çalışanlarına şiddetin katalog suçlar arasına alındığı ifade edilse de bu kapsamda kaç yasal işlem yapıldığı açıklanmamaktadır” diyerek Bakanlığı bir kez daha şeffaf ve hesap verebilir olmaya çağırdı. Prof. Dr. Pala, “Ülkemizde kamucu, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık sistemi inşa edilmeden sağlıkta şiddet sona erdirilemez. Cumhurbaşkanlığı Hükümeti, sağlığı ticareti yapılan bir meta olarak gören politikalarından derhal uzaklaşmalıdır. Sağlık temel bir insan hakkıdır” sözleriyle açıklamasını tamamladı.

Bursa Milletvekili Kayıhan Pala acı tabloyu açıkladı: 10 hekimden 8’i şiddet mağduru! Haber

Bursa Milletvekili Kayıhan Pala acı tabloyu açıkladı: 10 hekimden 8’i şiddet mağduru!

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin gün geçtikçe arttığını, buna karşın alınan önlemlerin eksik kaldığını ifade ederek, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nu eleştirdi. “Her 10 hekimden 8’inin meslek hayatında en az bir kez şiddete maruz kaldığı bilinirken bu olayların ancak yarısı ‘Beyaz Kod’ ya da diğer kanallar üzerinden bildirilebiliyor. Bu tablo, şiddetin boyutunu ve Bakanlığın önlemlerinin ne denli yetersiz kaldığını açıkça gösteriyor” dedi. Prof. Dr. Pala, 2013’te yayımlanan sağlıkta şiddetle mücadeleye ilişkin Meclis araştırma raporundaki 66 önerinin büyük bölümünün hayata geçirilmediğini ve Bakanlığın bu konudaki soru önergelerine, veri paylaşımına dayalı yanıt veremediğini belirtti. “Sağlık Bakanlığı, soru önergelerimizi yanıtsız bırakarak, sağlık sistemini derinden tehdit eden şiddet sorununun boyutunu ve yönetim zafiyetlerini sağlık çalışanlarından gizlemektedir” diyen Pala, gelinen noktada net bir açıklamanın zorunlu olduğunu vurgulayarak, Bakan Memişoğlu’na yeni bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan, kendisine 6 Ekim 2025’te iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98’inci maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Sağlıkta şiddetin asıl sorumlusu yanlış sağlık politikaları, sağlık çalışanlarını itibarsızlaştıran söylemler ve kışkırtılmış sağlık talebidir!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinin ilk bölümünde 2013 yılında yayımlanan “Sağlık Çalışanlarına Yönelik Artan Şiddet Olaylarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu”nun üç temel başlıkta sunduğu 66 önerinin, aradan on yıldan uzun bir zaman geçmiş olmasına karşın kaçının hayata geçirildiğini sordu. Raporda ele alınan başlıkların kurumsal, toplumsal ve çevresel etkenler ile sağlık çalışanları ve hasta arasındaki iletişim olduğunu kaydeden Pala, Bakan’dan her bir başlık altında yapılan çalışmaları ayrıntılı biçimde açıklamasını istedi. “Sağlıkta şiddet sorununa karşı önerilen önlemlerin kâğıt üzerinde kaldığı açıktır. Cumhurbaşkanlığı Hükümeti’nin benimsediği ve Sağlıkta Dönüşüm Programı adıyla bilinen ticarileştirilmiş sağlık sistemi, kamuda çok sınırlı bir finansman ve nüfusa göre sayısı yetersiz sağlık emek gücü olmasına karşın; kışkırtılmış sağlık talebi yaratmış, hastaların beklentilerini karşılanamayacak kadar yükseltmiş, beklentilerin karşılanamaması durumunda ise sağlık çalışanlarını hedef göstermiş ve onları itibarsızlaştıran söylemler dile getirilmiştir. Bu koşullarda sağlık çalışanlarının güvenliği sağlanamaz. Bugün özellikle kamuda sağlık çalışanlarının ilk talebi can güvenliğidir.” dedi. Pala, sağlıkta şiddet sorununa karşı etkili çözümler üretilebilmesi için öncelikle Bakanlığın sorunun kapsam ve boyutu hakkında şeffaf olması gerektiğini belirtti. Bu kapsamda, Bakanlığın Sağlık İstatistikleri Yıllığı gibi düzenli yayımladığı raporlarda, sağlıkta şiddete ilişkin uluslararası karşılaştırılabilir verilerin paylaşılmasını istedi; son on yıldaki “Beyaz Kod” bildirimlerinin sektörlere, illere, meslek gruplarına, cinsiyete ve dallara göre dağılımının kamuoyuna açıklanmasını talep etti. Konuya ilişkin Pala, “Acil servisler, sağlık çalışanlarının şiddete en sık maruz kaldıkları alanlardan biridir. 100 kişi başına acil servise başvuru sayısı OECD ortalaması 27 iken ülkemizde yaklaşık 6 kat daha fazla olmak üzere 177’dir. Acil servis çalışanları kabul edilemez bir iş yükü altında çalıştırılmaktadır. Bakanlık bu çalışma koşullarının şiddet olgularına etkisini derhal değerlendirmeli ve çözümü hızla hayata geçirmelidir” açıklamasında bulundu. “Önlemler kâğıt üstünde kalmaktadır; Bakanlık eylem planı takvimini açıklamalı!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinin sonunda 2023’te duyurulan “Sağlıkta Şiddete Karşı Eylem Planı”nın hangi aşamada olduğunu sordu. “Eski Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2023’te ‘Sağlıkta Şiddete Karşı Eylem Planı’nın uygulanacağını açıkladı. O tarihten bu yana kamuoyuna yapılan açıklamalarda da soru önergelerine verilen yanıtlarda da planın takvimi ve hedeflerine dair somut bir bilgi paylaşılmamıştır. Sağlık çalışanlarına şiddetin katalog suçlar arasına alındığı ifade edilse de bu kapsamda kaç yasal işlem yapıldığı açıklanmamaktadır” diyerek Bakanlığı bir kez daha şeffaf ve hesap verebilir olmaya çağırdı. Prof. Dr. Pala, “Ülkemizde kamucu, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık sistemi inşa edilmeden sağlıkta şiddet sona erdirilemez. Cumhurbaşkanlığı Hükümeti, sağlığı ticareti yapılan bir meta olarak gören politikalarından derhal uzaklaşmalıdır. Sağlık temel bir insan hakkıdır” sözleriyle açıklamasını tamamladı.

Pala: "Bursa’nın havası öldürüyor, Bakanlık sessiz kalıyor" Haber

Pala: "Bursa’nın havası öldürüyor, Bakanlık sessiz kalıyor"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politikaları Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Bursa’da hava kirliliğinin ağır bir halk sağlığı yükü yarattığını belirterek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na kapsamlı bir soru önergesi verdi. “Bursa’da hava kirliliği, önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bilimsel araştırmalar Bursa’da her yıl 3 bine yakın kişinin hava kirliliğine bağlı olarak yaşamını erken yitirdiğini göstermektedir” diyen Prof. Dr. Pala, sorunun uzun yıllardır sürdüğünü, buna karşın hava kirliliğini ortadan kaldıracak etkili önlemlerin alınmadığını, erken ölümler ile hastalanmalara karşı sessiz kalındığını söyledi. Bursa’da hava kirliliğinin temel kaynaklarından birinin denetimsiz endüstriyel faaliyetler olduğunu ifade eden Pala, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na soruna yönelik çalışmalardaki mevcut durumu, il düzeyinde denetimlerin ve yaptırımların ne ölçüde uygulandığını sordu. Buna karşın, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, kendisine 24 Ekim 2025 tarihinde iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre geçmesine rağmen yanıt veremedi. “Bakanlık denetimleri yerine getirmiyor; çevreyi kirleten şirketler korunuyor!” Milletvekili Pala, soru önergesinde endüstriyel faaliyetlerin hava kirliliğinin temel kaynaklarından biri olduğunu vurgularken, Bursa’daki tekstil sektörüne ayrı bir başlık açtı. Tekstil sektöründe faaliyet gösteren fabrikaların yoğunlukla fosil yakıt yaktığını ve bacalardan yayılan kirliliğin gözle görülür düzeyde olduğunu söyledi. Bu konuda neden önlem alınmadığını soran Pala, Bakan’a “Bursa’da tekstil sektöründe faaliyet gösteren ve çevre iznine tabi kaç şirket bulunmaktadır? Ayrıca, bu şirketlerin kaçında RAM makinası (ıslak işlemden sonra kumaşın kurutulması ve ısıl işlemden geçirilmesi için kumaş işlemede kullanılan özel fırın) bulunmaktadır?” sorularını yöneltti. Bununla birlikte, RAM makinası bulunan şirketlerden kaçında kirliliğe dair ölçümlerin eksiksiz yapıldığının da açıklanmasını istedi. Bursa’da hava kirliliğine yol açan endüstriyel faaliyetlerin yalnızca tekstil sektörü ile sınırlı olmadığının altını çizen Milletvekili Pala, Bakanlığın son dönemde il genelinde kaç denetim gerçekleştirdiğini ve bu denetimler sonucunda kaç şirkette yasal sınırların üzerinde atık üretildiğinin tespit edildiğini sordu. Konuya ilişkin Pala, “Bakanlığın hava kalitesi ölçüm istasyonları, Bursa’da hava kirliliğinin çok yüksek olduğunu gösteriyor. Bakanlık böylesi bir kirliliği görüyorken buna karşı bir önlem neden alınamıyor? Denetimler eksiksiz yapılmadıkça ve ilgili yaptırımlar uygulanmadıkça, toplum sağlığının değil şirketlerin korunduğu açıktır” ifadesinde bulundu. “Bakanlık sebep olduğu halk sağlığı sorununun hesabını vermelidir!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinin sonunda Bursa’da hava kirliliği nedeniyle erken ölen, hastalanan ve hastaneye yatmak zorunda kalan yurttaşlar için Bakanlığın herhangi bir eylem planı olup olmadığının açıklanmasını istedi. “Cumhurbaşkanlığı Hükümeti’nin denetim zafiyetleri ve benimsediği sermaye yanlısı politikalar, çevre kirliliğini artık ülkemizde milyonları etkileyen bir halk sağlığı sorunu haline getirmiştir. Yalnızca hava kirliliği sebebiyle Bursa’da her yıl 3 bine yakın vatandaş hayatını erken kaybederken, Bakanlık gelinen bu durumun hesabını vermeli ve derhal etkili çözümleri hayata geçirmelidir” çağrısında bulundu.

Eğitimde 'Sahte Belge' krizi! Kayıhan Pala: "Sistem güvenilirliğini tamamen kaybetti" Haber

Eğitimde 'Sahte Belge' krizi! Kayıhan Pala: "Sistem güvenilirliğini tamamen kaybetti"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, geçtiğimiz yıl ağustos ayında kamuoyuna yansıyan, yurt dışında eğitim almış gibi gösterilerek sahte denklik belgeleriyle Türkiye’de üniversiteye yerleştirildiği iddia edilen öğrenciler hakkında Millî Eğitim Bakanlığı’na 3 Eylül 2025 tarihinde kapsamlı bir soru önergesi verdi. Pala, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Son yıllarda üniversiteye yerleşim süreçlerinde yaşanan sorunlar nedeniyle öğrenciler kontenjanlara adil bir biçimde yerleştirilememiş, zaten azalmış olan eğitim sistemine duyulan güven tamamen kaybolmuştur. Aynı dönemde kamuoyuna yansıyan usulsüz akademik kadroya alma iddiaları ve e-imzaların yasa dışı kullanımına ilişkin tartışmalarla birlikte bu olay, yükseköğretimde güvenilirlik, şeffaflık ve hesap verebilirliğin ne denli sorunlu olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.” Milletvekili Pala, soru önergesinde denklik belgesi işlemleri boyunca alınan güvenlik önlemleri, yurt dışında eğitim gören öğrencilere üniversiteye yerleşme sürecinde tanınan haklar ile denetim ve yaptırımlara ilişkin net bir açıklama talep etti. Buna karşın Bakan Yusuf Tekin, Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre geçtikten sonra, 6 Kasım 2025 tarihinde yanıt verdi. “Bakanlık yaşanan usulsüzlüğün sorumluluğunu almamaktadır!” Pala, soru önergesinde öncelikle denklik süreçlerinde belge doğrulaması aşamasında hangi adımların zorunlu olarak izlendiğini ve özellikle elektronik ortamda güvenliğin nasıl sağlandığını sordu. Buna karşın verilen yanıt mevzuat çerçevesi ile teknik araçları tarif etmekle sınırlı kaldı ve olası risklere dair herhangi bir değerlendirme içermedi. Pala, “Örneğin Bakanlık, denklik başvurusu yapan Türk vatandaşlarından yurt dışı giriş-çıkış belgesi istendiğini belirtmiş, ancak bu alanda bir sahteciliğin nasıl gelişebileceğine ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Benzer şekilde, yurt dışında lise eğitimi alan Türk öğrencilere fırsat eşitliği sağlanması amacıyla bu uygulamanın sürdürüldüğü ifade edilirken, uygulamanın yurt içi yerleştirmelere etkisi ve olası suiistimallere karşı alınan önlemler de somut biçimde açıklanmamıştır” dedi. Pala, “Bu tür eksik bir yanıt, Bakanlığın yaşananlar karşısında sorumluluk üstlenmediği ve eğitim sisteminde güveni yeniden sağlamaya dönük bir planının bulunmadığı yönündeki kaygıları artırmaktadır” ifadesini kullandı. “Bakanlık, önlemleri neden ihbarların üzerinden neredeyse iki yıl geçtikten sonra aldığını açıklamalıdır!” Milletvekili Pala, devamında son on beş yıl içinde yurt dışı lise eğitimlerini çevrimiçi veya uzaktan almış öğrencilerin yabancı uyruklu kontenjanlarından yararlanmasına ilişkin bir esneklik sağlanıp sağlanmadığını sorguladı. Bakanlık, yanıtında gelen şikâyetler üzerine Kasım 2020’de yapılan bir toplantıda, yurt dışındaki bir liseden alınan diplomanın pasaport veya emniyet giriş-çıkış kayıtlarıyla desteklenmesi gerektiğine karar verildiğini ve buna aykırı biçimde kayıt yaptırdığı tespit edilen öğrencilerin denklik işlemlerinin iptal edileceğini belirtti. Pala, verilen yanıtta geçmişe dönük tarama yapılıp yapılmadığı ve kaç öğrencinin belgesinde sahtecilik tespit edildiği bilgisinin yer almadığını kaydetti. Pala, “Bakanlık ayrıca, esaslarda düzenleme yapmak için 2019’da yapılan ilk sahte denklik ve usulsüz öğrenci yerleştirme ihbarlarından neredeyse iki yıl sonra neden toplantı yapıldığını da açıklamalıdır. On binlerce öğrenciyi mağdur eden böylesi bir zafiyetin sorumluları kamuoyu karşısında hesap vermelidir” çağrısıyla açıklamasını tamamladı.

Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan 6 Şubat açıklaması: Deprem Bölgesinde Sağlık hizmetleri alarm veriyor Haber

Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan 6 Şubat açıklaması: Deprem Bölgesinde Sağlık hizmetleri alarm veriyor

CHP Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, 6 Şubat depremlerinin yıldönümünde yaptığı açıklamada, depremlerin ardından üç yıl geçmesine karşın, başta Hatay olmak üzere depremden etkilenen illerde sağlık hizmetleri açısından tam bir toparlanma sağlanamadığına dikkat çekti. Yöneticiler hesap vermeli! Pala, depremin ölümlere ve yaralanmalara yol açmasını önlemek üzere riski azaltmak, hazırlıklı olmak, etkili müdahale ve toparlanma aşamalarından oluşan eylem planlarının uygulamaya konulmamasının 6 Şubat depremlerinde 53 binden fazla yurttaşın ölümüne, 100 binden fazla yurttaşın da yaralanmasına yol açtığını anımsattı. Pala “Depreme dayanıksız olduğu raporlarla bilindiği halde, sağlık hizmeti sunulmasına devam edildiği için yalnızca Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ek Binasında sağlık çalışanlarıyla birlikte 80’nin üzerinde yurttaşın can verdiğini, ancak hizmete devam edilmesi yönünde karar veren hiçbir yöneticiye bugüne kadar ceza verilmediğini” anımsatarak, “karar vericinin cezalandırılmadığı bir sistem demokrasiye aykırıdır, kabul edilemez, yöneticiler hesap vermek zorundadır” dedi. Sağlık kuruluşlarının binaları yeni depremlere hazır mı? Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye bir deprem ülkesi olmasına karşın, halen sağlık kuruluşlarının binalarıyla ilgili depremsellik raporlarını kamuoyuna açıklamadığını dile getiren Pala, “Bakanlık bu konudaki soru önergelerimize yanıt veremiyor. Önümüzdeki depremlerde sağlık kuruluşlarının binalarında meydana gelebilecek hasar nedeniyle zarar görebilecek sağlık çalışanlarının ve hastaların sorumluluğunu kim üslenecek?” diye sordu. Deprem illerinde sağlık hizmetleri açısından toparlanma söz konusu değil! Milletvekili Pala, depremden etkilenen illerdeki sağlık göstergelerinde büyük bir dengesizlik olduğuna işaret etti ve nüfusa göre toplam hekim sayısı, hemşire sayısı, hasta yatağı sayısı ve yoğun bakım yatağı sayılarındaki eşitsizliklere vurgu yaptı. Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan 2024 yılı istatistiklerine göre on bin kişiye düşen toplam hekim sayısı Malatya ve Elazığ dışındaki bütün deprem illerinde Türkiye ortalamasının altında. Elazığ’da on bin kişiye 30’un üzerinde toplam hekim düşerken, bu sayı Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman, Osmaniye ve Şanlıurfa’da 20’nin altında. On bin kişiye düşen hemşire sayısında deprem illerinin yarısı halen Türkiye ortalamasının altında. Elazığ, Malatya ve Kilis’te on bin kişiye 40’ın üzerinde hemşire düşerken, bu sayı Osmaniye, Diyarbakır, Hatay ve Şanlıurfa’da 30’un altında. On bin kişiye düşen hasta yatağı ve yoğun bakım yatağı sayılarında da büyük bir eşitsizlik var. Yatak sayısında Osmaniye, Türkiye ortalamasına yakın seyrederken, Kilis, Diyarbakır, Hatay, Kahramanmaraş, Şanlıurfa ve Adıyaman, ortalamanın altında seyrediyor. Elazığ’da on bin kişiye 50’nin üzerinde hasta yatağı düşerken bu sayı Şanlıurfa ve Adıyaman’da 20’nin altında. Adıyaman, Hatay, Kilis ve Şanlıurfa’da on bin kişiye düşen yoğun bakım yatağı sayısı Türkiye ortalamasının altında seyrederken, Malatya, Gaziantep ve Elazığ’da Hatay’daki yoğun bakım yataklarının iki katı kadar yoğun bakım yatağı bulunuyor. Dördüncü yıla kalmadan sorunlar çözülmeli! Sağlık Bakanlığı’nı şeffaf olmaya ve 6 Şubat depremlerinde sağlık kuruluşlarında yaşamını yitiren veya yaralanan ve sakat kalan yurttaşlar için hesap vermeye çağıran Prof.Pala, depremden etkilenen illerde, dördüncü yılın bitmesine kalmadan, ivedi olarak yapılması gereken işleri de şöyle sıraladı: “İlk olarak sağlık hizmeti sunumuna uygun ve yeter sayıda aile sağlığı merkezi (ASM) binaları ivedilikle inşa edilmeli, TOKİ yerleşkelerinde ASM için uygun alan belirlenip, müstakil ASM’ler yapılmalı, bu illerde nüfus başına kamu hasta yatağı ve yoğun bakım yatağı sayısı ivedi olarak Türkiye ortalamasına çıkartılmalı, bu illerde görev yapan sağlık çalışanlarına bölgede kalmalarını sağlayacak özendirici özlük hakları sağlanmalı, hekimlerin Suriye ve Irak’ta askeri ve sivil sağlık kuruluşlarında görevlendirilmelerine son verilmeli, eksik branşlarda hekim görevlendirmesi yapılmalı, sağlık çalışanlarının mevcut lojmanlarda kalması sağlanmalı, bunun yanı sıra konut bulmanın zor olduğu il ve ilçelerde sağlık çalışanları için lojman yapılmalı, birinci basamakta boş olan aile hekimi kadroları özendirici önlemlerle doldurulmalı; başta çocuklar olmak üzere depremi yaşayan herkese psikolojik ve sosyal destek sağlanmalıdır”. Depremin üzerinden üç yıl geçmiş olmasına karşın, sağlık alanında tam bir toparlanma sağlanamamasının kabul edilemez olduğunu vurgulayan Pala, “AKP’nin sağlığı ticarileştiren politikaları iflas etmiştir. Birinci basamağa odaklanmış, kamucu, dirençli, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık sistemine ihtiyaç var; bu sistemi biz kuracağız” dedi.

Sağlıkta veri skandalı endişesi: CHP'li Pala'dan AHBS'de tekelleşme ve güvenlik resti! Haber

Sağlıkta veri skandalı endişesi: CHP'li Pala'dan AHBS'de tekelleşme ve güvenlik resti!

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Aile Hekimliği Bilgi Sistemi (AHBS) alanında Kayseri’de başlatıldığı iddia edilen tek yazılım uygulamasının kapsamı, yöntemi ve hukuki dayanaklarına ilişkin ciddi soru işaretleri bulunduğunu açıkladı. Pala, Kayıt Tescil Sistemi politikalarındaki tekelleşmenin rekabeti ve hizmet sürekliliğini olumsuz etkileyebileceğini, yüklenici şirketin bilgi güvenliği standartlarının ise kamuoyuna açık ölçütlerle doğrulanmadığını belirtti. Sağlık Bakanlığı’na sunduğu kapsamlı soru önergesinde kararın gerekçesini, seçilen firmanın hangi usulle belirlendiğini, sözleşme hükümlerini ve veri güvenliğinin nasıl sağlanacağını sordu: “Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü ile paylaşılan yazı çok sayıda mevzuat hükmüne atıf yapmaktadır; ancak sistemde böylesi bir değişimin aile hekimliği hizmetlerine ve kişisel verilerin güvenliğine etkisine açık biçimde değinmemektedir. Bu durum, alınan kararda kamu yararı ve bilgi güvenliği yerine mevcut altyapının bir şirketin kârı için tekelleştirilmesi amacını taşıdığı yönünde endişe uyandırmaktadır. Sağlık Bakanlığı aldığı kararın gerekçesinde şeffaf olmalı ve yaptığı çalışmaları kamuoyuyla paylaşmalıdır.” Milletvekili Pala’nın çağrısına karşın Bakan Kemal Memişoğlu, kendisine 25 Aralık 2025 tarihinde iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98’inci maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük süre dolmasına rağmen yanıt vermedi. “Bakanlık son yıllarda veri güvenliğine dair ihlalleri derhal açıklamalıdır!” Pala, önergede öncelikle Kayseri’de tek yazılıma geçiş iddiasının kapsamını, hangi aile hekimliği birimlerinin dâhil edildiğini, başlangıç tarihini ve süresini sordu. Karar alınırken yapılan çalışmaların, risk değerlendirmesi ve teknik fizibilite raporlarının bulunup bulunmadığını sorguladı. Bu süreçte veri bütünlüğünü tehlikeye atabilecek erişimlere karşı alınan tedbirleri, yetkilendirme ve denetim mekanizmalarının nasıl işletileceğini öğrenmek istedi. Pala, “Sağlık Bakanlığı uzun süredir Kayıt Tescil Sistemi ile yazılım firmalarının teknik yeterlilik ve güvenlik standartlarını denetlemektedir. Böylesine geniş kapsamlı bir dönüşümde mevcut denetim kapasitesi yeterli midir; Bakanlık bunun hesabını kamuoyuna vermelidir” dedi. “Bununla birlikte, yeni uygulamanın gerekçesi veri güvenliğini artırmak ise Bakanlık son yıllarda kaç veri güvenliği ihlali saptandığını ve herhangi bir yetkisiz giriş olup olmadığını da net biçimde açıklamalıdır.” “Aile hekimleri ve hastalar mağdur edilemez; Bakanlık alınan kararın adımlarını açıklamalıdır!” Milletvekili Pala, seçilen firmanın hangi yöntemle belirlendiğini; ihale yapıldıysa kayıt numarası, teklif sayısı ve sözleşme bedelini, yapılmadıysa hangi istisnanın dayanak alındığını sordu. Sözleşmede hizmet seviyesi hedefleri ile kesinti ve yaptırım hükümlerinin paylaşılmasını istedi. “Yeni uygulamayla Bakanlık belirlediği şirkete büyük bir ayrıcalık tanımaktadır. İhale süreci usulüne uygun yürütülmeli ve vatandaşın güvenliği sağlanmalıdır” ifadesini kullandı. Pala, ayrıca aile hekimlerinin mevcut AHBS firmalarıyla yürürlükte olan sözleşmelerinin nasıl yönetileceğini sordu. Zorunlu geçiş baskısı iddiaları hakkında Bakanlığın inceleme yapıp yapmadığını ve sonuçlarını öğrenmek istedi. Geçiş öngörülüyorsa veri taşıma süreçlerinin maliyet ve sorumluluk paylaşımıyla birlikte hekimler ve firmalar açısından nasıl gerçekleştirileceğinin açıklanmasını talep etti. Mevcut sistemlerin kısa sürede terk edilmesi halinde doğabilecek verimlilik kayıpları ve hizmet aksaklıklarının önlenmesi için geçiş planının açık biçimde yayımlanmasını istedi. “Sağlık Bakanlığı hiçbir uygulamada şirketlerin kârı için aile hekimlerini ve hastaları mağdur edemez; aldığı her kararın hesabını kamuoyuna verebilmelidir” diyerek açıklamasını tamamladı.

CHP Bursa Milletvekillerinden BBBUS tepkisi: "Bursalı’nın cebine yeni bir yük ekleniyor" Haber

CHP Bursa Milletvekillerinden BBBUS tepkisi: "Bursalı’nın cebine yeni bir yük ekleniyor"

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin uzun yıllardır Bursa–Sabiha Gökçen Havalimanı arasında yolcu taşımacılığı yaptığı BBBUS hattının işletme hakkının Havaist firmasına verilmesi, Bursa’da tartışmalara neden oldu. Sürecin sözleşme imzalanarak tamamlanmasının ardından CHP Bursa Milletvekilleri ortak bir açıklama yaparak karara tepki gösterdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu ve Bursa Milletvekilleri Hasan Öztürk ve Kayıhan Pala, alınan kararın Bursa’nın ulaşım politikaları ve kamu yararı açısından ciddi sonuçlar doğuracağını belirtti. CHP’li vekiller TBMM’de bir açıklama yaparak Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığını kararı gözden geçirmeye davet etti. ÖZTÜRK: ARTAN MALİYET BURSALI’NIN CEBİNDEN ÇIKACAK CHP’li Hasan Öztürk, yaptığı açıklamasında artan maliyetin Bursalının cebinden çıkacağını belirterek; “Bursa'yla Sabiha Gökçen'i birbirine bağlayan, adı BBBus olan, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilen taşımacılık işletmesinin ihalesinin; bugün itibarıyla başka bir firmaya hem de olağanüstü yüksek rakamlarla verildiğini öğrendik. Büyükşehir Belediyemiz tarafından %98 memnuniyet ile işletilen böyle bir işletmenin; Bursa Büyükşehir Belediyesi CHP'ye geçtikten sonra elinden alınmasını kabul etmiyoruz. Bursalılar için gelecek firmanın aynı hizmeti hem daha pahalıya vereceğini hem de daha düşük bir memnuniyete neden olacağını biliyoruz. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığını bu yanlıştan dönmeye çağırıyoruz.” ifadeleriyle karara tepki gösterdi. ALTACA KAYIŞOĞLU: VERİLEN KARARLARIN SİYASİ OLDUĞUNU BURSALI DA MİLLETİMİZ DE GÖRMEKTEDİR CHP Genel Başkan Yardımcısı Altaca Kayışoğlu, “Bursalılar zaten işlemeyen bir havaalanı nedeniyle hava ulaşımından yoksunlar. Yıllardır bunu dile getiriyoruz. Kamu hizmeti mantığıyla en azından, en yakın havalimanı olan Sabiha Gökçen’e Büyükşehir Belediyesi’nin araçları ile ulaşım sağlanıyordu. Son yerel seçimlerde belediyeyi Cumhuriyet Halk Partisi’nin kazanması ile birlikte; genel iktidar, yerel iktidarda olan hizmetleri ve tahsis edilen yerleri birer birer almaya, CHP’yi güçsüz göstermeye, hizmetlerini azaltmaya çalışıyor” dedi. Altaca Kayışoğlu, verilen kararın siyasi olduğunu vurgulayarak, “Bursalılar da milletimiz de bu yapılanların, verilen kararların siyasi olduğunun farkında. Vatandaşa yönelik hizmeti azaltarak, aslında Cumhuriyet Halk Partisi’ni değil, kendi ayrımcılıklarını yansıtıyorlar. O yüzden birinci partiyiz ve bütün anketlerde öndeyiz. Ne yaparlarsa yapsınlar biz milletimize ve Bursalılara en iyi hizmeti vermek için; her türlü engeli aşarak, bütün hukuki ve demokratik haklarımızı kullanarak, siyasetin amacı olan milletimize hizmeti sonuna kadar, en iyi şekilde yapacağız” diye konuştu. PALA: BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ELİNDEN GELENİ YAPACAK CHP’li Pala, söz konusu kararı eleştirerek; “Adalet ve Kalkınma Partisi, Bursalıların Sabiha Gökçen Havalimanına ekonomik ve konforlu bir yolculuk yapmasını engellemeye çalışıyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından sunulan bu hizmetin ortadan kaldırılması, Bursa’dan Sabiha Gökçen’e gitmek isteyenler için yeni bir ekonomik yük olacak. Kimse merak etmesin, bu yük meydana gelmesin diye Büyükşehir Belediyesi elinden geleni yapmaya devam edecek ve yasal haklarını arayacak.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan Bakanlığa sert tepki: Hayvancılıkta yönetim zafiyeti halk sağlığını tehdit ediyor Haber

Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan Bakanlığa sert tepki: Hayvancılıkta yönetim zafiyeti halk sağlığını tehdit ediyor

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politikaları Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan PALA, 2025 yılı Mayıs ayından bu yana ülke genelinde yayılımını sürdüren şap hastalığının kontrol altına alınamamasını ve kamuoyunda “deli dana” olarak bilinen Bovine Spongiform Encephalopathy (BSE) hastalığına ilişkin iddiaları, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ağır bir yönetim zafiyeti olarak nitelendirdi. Prof. Dr. PALA, hayvan sağlığındaki ihmallerin bedelinin yetiştiricilere ödettirildiğini; üreticiyi iflasa sürükleyen bu tablonun artık yalnızca hayvan yetiştiricilerinin meselesi olmaktan çıkıp, halk sağlığını ve gıda güvenliğini tehdit eden ağır bir yönetim krizine dönüştüğünü ifade etti. “Şap salgını yönetilememekte, üretici kaderine terk edilmektedir” PALA, aylardır devam eden şap salgınının kontrol altına alınamaması nedeniyle bazı bölgelerde küçükbaş hayvan ölümlerinin yaşandığını, üreticilerin ciddi ekonomik kayıplarla karşı karşıya bırakıldığını vurguladı. Bakanlığın etkili izleme, karantina ve telafi mekanizmalarını hayata geçiremediğini belirten PALA, “Salgın var, kayıp var; ama sorumluluk alan yok” ifadelerini kullandı. “Hayvancılık; gıda güvenliğinin, kırsal istihdamın ve toplumsal refahın temelidir. Buna rağmen Tarım ve Orman Bakanlığı, hayvan sağlığı alanında görevini yerine getirmemekte; üreticiyi yalnız bırakmakta ve kamusal sorumluluğunu inkâr etmektedir” dedi. “BSE iddiaları, denetim zincirinin çöktüğünü göstermektedir” Ankara ve Bolu’da iki vatandaşta kısa aralıklarla tespit edildiği belirtilen BSE vakalarının, bu vakalarla ilgili kamuoyuna ayrıntılı bir açıklama yapılmamasının yanı sıra hayvansal üretimden tüketime uzanan denetim zincirinde ciddi ve tehlikeli boşluklar bulunduğunu ortaya koyduğunu ifade eden PALA, şu değerlendirmede bulundu: “İnsandan insana bulaşmayan bu hastalık, çoğunlukla denetimsiz hayvansal ürünler yoluyla insanlara bulaşmaktadır. Hayvan besleme politikalarından ithalat süreçlerine, kesim ve piyasaya arz aşamalarına kadar tüm zincirde sorumluluk Tarım ve Orman Bakanlığına aittir. Ortaya çıkan vakalar, bu zincirin kamusal denetimden fiilen çıktığını göstermektedir.” “Bakanlık, Meclis’e hesap vermekten kaçmaktadır” Prof. Dr. PALA, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim YUMAKLI’ya 19 Kasım 2025 tarihinde verdiği yazılı soru önergesinin, Anayasa’nın 98 inci maddesi gereği yanıtlanması gereken yasal süre dolmasına rağmen cevapsız bırakıldığını hatırlattı. Prof.Dr.Kayıhan Pala’nın konuya ilişkin olarak vermiş olduğu yazılı soru önergesindeki 19 sorunun hiç birine Bakan yanıt veremedi. PALA “Meclis’in denetim yetkisini yok sayan bu tutum, yalnızca muhalefete değil, doğrudan halka karşı bir sorumsuzluktur. Bakanlık, hem salgınları yönetememekte hem de kamuoyuna ve TBMM’ye hesap vermemektedir” dedi. “Veteriner hekimler meslekleri dışında çalıştırılıyor, salgınlar büyüyor” Açıklamasında kamuda görev yapan veteriner hekimlerin çalışma biçimlerine de değinen PALA, Bakanlık bünyesindeki veteriner hekimlerin önemli bir bölümünün mesleki işlevlerini yerine getirmekten uzak bir biçimde çalıştırıldığını belirtti. PALA “Zoonozlarla mücadele etmesi gereken veteriner hekimleri direksiyon başına oturtan, salgın takibi yapması gereken uzmanları evrak masasına mahkûm eden bir idareden halk sağlığını koruması beklenemez. Bu uygulama açık bir kamu yönetimi zafiyetidir” ifadelerini kullandı. PALA, veteriner hekimlerin asli görevleri olan salgın hastalıklarla ve zoonozlarla mücadelede etkin biçimde istihdam edilmesi gerektiğini vurgulayarak, bu yanlış uygulamalara derhal son verilmesi çağrısında bulundu. “Veteriner hekimler güçlendirilmeden gıda güvenliği sağlanamaz!” Prof. Dr. PALA, veteriner hekimlerin özlük haklarının yetersizliği, personel açığı ve güvencesiz çalışma koşullarının hayvan sağlığı hizmetlerini işlevsiz hale getirdiğini belirtti. “Veteriner hekimlerin özlük haklarının iyileştirilmesi, sahada etkin görev almalarının sağlanması ve tek sağlık yaklaşımının izdüşümüyle halk sağlığının asli unsurları olarak tanınmaları bir tercih değil, devletin anayasal yükümlülüğüdür. Bu yapılmadığı sürece ne gıda güvenliğinden ne de toplum sağlığından söz edilebilir” dedi. “Bu tablo kamusal bir sorumluluk krizidir” Açıklamasının sonunda PALA, Tarım ve Orman Bakanlığı’nı şeffaflığa, hesap vermeye ve bilimsel temelli hayvan sağlığı politikalarını derhal hayata geçirmeye çağırdı: “Bu tablo siyasi polemik konusu değil; halk sağlığını, üreticinin geleceğini ve ülkenin gıda egemenliğini tehdit eden ciddi bir yönetim krizidir. Bakanlık, daha fazla gecikmeden sorumluluğunu yerine getirmeli ve kamuoyuna açık bir biçimde hesap vermelidir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.