SON DAKİKA
Hava Durumu

#Kayıhan Pala

Söz Bursa - Kayıhan Pala haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kayıhan Pala haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bursa Milletvekili Pala: Denizlerimiz büyük risk altında Haber

Bursa Milletvekili Pala: Denizlerimiz büyük risk altında

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, 23 Ekim 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nde yapılan değişikliklerin uluslararası standartlarla örtüşmediğini ve doğal hayatı ciddi ölçüde tehdit ettiğini belirtti. Konuya ilişkin Pala, “Yönetmelikte yapılan değişikliklerle, inorganik atıkların korunan alanlar hariç olmak üzere deniz derinliğinin 250 metrenin üzerinde olduğu oksijensiz bölgelere borularla taşınarak bertaraf edilmesine, bu alanların ‘yutak alan’ ilan edilerek karbon depolanması amacıyla kullanılmasına izin verilmiştir. Akademik çalışmalar, deniz tabanına boru hattı ile atık bırakılması gibi uygulamalarda temel riskin yalnızca atığın kimyasal içeriğinden kaynaklanmadığını; aynı zamanda partikül birikimi nedeniyle dip canlılarının doğal yaşam alanının örtülmesi ve ekosistemin kendini toparlama sürecinin yavaşlaması gibi etkilerin de belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye açısından Karadeniz bu alanda özellikle dikkatli olunması gereken bölgelerden biridir. Karadeniz’de canlı yaşamına elverişli tabaka kalınlığı oldukça sınırlı ve bu tip atık bertaraf yöntemleriyle daha da incelme riski altındadır” açıklamasında bulundu. Bu nedenle Pala, yönetmelikte yapılan değişikliklerin bilimsel dayanağı, uluslararası iyi uygulamalarla uyumu ve takibine yönelik Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan Murat Kurum, kendisine 24 Mart 2026 tarihinde iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesince öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Bakanlık aldığı kararların çevre etkisini halktan gizliyor!” Milletvekili Pala, öncelikle yönetmelikteki değişikliklerle birlikte atık bertarafına izin verilen alanların nerede olduğunu, 250 metre derinlik eşiğinin hangi bilimsel standartlara göre belirlendiğini ve bu alanda yürütülen çevresel etki değerlendirmelerinin sonuçlarını sordu. “Doğal yaşamın son derece kırılgan olduğu denizlerin sanayi faaliyetleri için kontrolsüzce kirletilmesine izin verilemez. Halihazırda Marmara Denizi, kontrolsüz izinler ve denetimsizliğin sonunda hem doğal hayatı hem de insan sağlığını doğrudan tehdit eden bir kirlilik sorunuyla karşı karşıyadır. Bakanlığın yönetmelikte değişiklik yapmadan önce yürüttüğü çalışmaları kamuoyuyla paylaşmaması, şirketlerin kârı uğruna kararların sorumsuzca alındığı kaygısını güçlendirmektedir” eleştirisinde bulundu. Bununla beraber Pala, yapılan değişiklikte bazı tanımların net olmadığını, bu durumun ise hesap verebilirliği zayıflattığını ifade etti. “Değişiklik metninde atıkların borular ile bertaraf edilebilecek alanlar içinde ‘korunan’ alanların hariç tutulacağı ve yalnızca ‘tehlikesiz inorganik atıkların’ bertarafına izin verileceği belirtilmektedir. Buna karşın ne değişiklik metninde ne de kamuoyuna yapılan açıklamalarda korunan alanların kapsamına veya tehlikesiz görülen atıkların türlerine dair resmi bir sınıflandırma yer almaktadır. Bu kavramlara yönelik net çerçevelerin oluşturulması hem atık yönetiminin denetimi hem de biyolojik çeşitliliğin korunması için hayati önemdedir. Örneğin, tuzluluğu yüksek atıkların deniz suyundan daha ağır bir tuzlu su kütlesi olarak dipte yayılabildiği, yoğunluk farkı nedeniyle dipte yayılım bulutu oluşturabildiği ve bu durumun doğal yaşam koşullarını değiştirebildiği bilimsel çalışmalarda gösterilmektedir. Ülkemizin denizlerinde geri dönüşü çok zor zararların önüne geçilebilmesi için Bakanlık aldığı kararların çevresel etkileri konusunda şeffaf olmalı, ayrıntılı bir izleme yürütmeli ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmalıdır” çağrısında bulunarak açıklamalarını noktaladı.

CHP'li Kayıhan Pala: Üniversitelerde tıp fakülteleri para karşılığı satılıyor Haber

CHP'li Kayıhan Pala: Üniversitelerde tıp fakülteleri para karşılığı satılıyor

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Pamukkale Üniversitesi’nde 2022-2023 akademik yılında yabancı öğrenci alımlarında usulsüzlük yapıldığına ilişkin iddialar hakkında Millî Eğitim Bakanına bir soru önergesi verdi. Bakan, soru önergesine yasal süre geçtikten sonra yanıt verebildi, ancak verilen yanıtlar iddiaların ağırlığı karşısında son derece eksik ve yetersiz kaldı. Konuya ilişkin Pala, “Kamuoyuna yansıyan iddialara göre Pamukkale Üniversitesi’nde, başta tıp ve diş hekimliği programları olmak üzere çeşitli programlara, sınav puanlarının sistem üzerinde değiştirilmesi yoluyla yaklaşık 140 öğrencinin kaydedildiği ileri sürülmektedir. Sınav puanı gibi belirleyici bir verinin, para karşılığı ve usulsüz biçimde değiştirilebilmesi, yalnızca bir üniversitenin kayıt sürecine ilişkin teknik bir sorun değildir. Bu durum, kamu kurumlarına duyulan güveni, akademik liyakat ilkesini, yükseköğretimde eşitliği ve sağlık emek gücünün niteliğini doğrudan ilgilendirmektedir. Tıp ve diş hekimliği gibi insan sağlığıyla doğrudan ilişkili alanları da kapsayan haksız yerleştirme iddiaları ortadayken, Bakanlığın yanıtı idari sorumluluğun yerine getirilmediğini ve denetim kapasitesinin son derece yetersiz olduğunu göstermektedir” açıklamasında bulundu. Pala’nın iddialara ilişkin 20 Nisan 2026 tarihinde verdiği soru önergesine Bakan Yusuf Tekin, Anayasa’nın 98. maddesince öngörülen on beş günlük yasal süre dolduktan çok sonra ancak 23 Haziran 2026 tarihinde yanıt verebildi. “Bakanlık, iddialar karşısındaki sorumluluğunu reddediyor!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinde öncelikle Pamukkale Üniversitesi’nin öğrenci kayıt sisteminde sınav puanlarının sonradan nasıl değiştirilebildiğini, Türkiye’de kaç üniversitede benzer bir durum bulunduğunu ve konu hakkında Bakanlığa daha önce kaç bildirim yapıldığını sordu. Bakanlığın iddialar karşısında sorumluluk almaktan kaçındığını belirten Pala, “Millî Eğitim Bakanlığı, iddialar karşısında kendi denetim sorumluluğunu reddetmiş, verdiği yanıtta yalnızca Pamukkale Üniversitesi’nden gelen yazıyı aktarmakla yetinmiştir. Örneğin, Bakanlığa öğrenci kayıt sisteminde sınav puanlarının öğrenci kabulünden sorumlu birim tarafından değiştirilebilmesinin risklerine yönelik soru yöneltilmiş; üniversitenin yazısı içinde bu soruya ‘Millî Eğitim Bakanlığı’nın herhangi bir çalışma yürütüp yürütmediğine dair herhangi bir malumatımız bulunmamaktadır’ şeklinde yanıt verildiği görülmüştür. Bakanlık, iddiaları Pamukkale Üniversitesi’yle sınırlandırarak ülke çapındaki denetim zafiyetlerini kamuoyundan gizlemeye çalışmaktadır. Oysa bu alandaki usulsüzlüklerin yalnızca bir kurumla sınırlı kalmadığı açıktır. Yakın zamanda Gaziantep Üniversitesi’nde de yabancı uyruklu öğrencilerin 20 bin dolar karşılığında tıp ve diş hekimliği fakültelerine kaydedildikleri iddiaları kamuoyuna yansımıştır. Kazanılması çok zor olan bu fakültelere para karşılığı, haksız ve usulsüz öğrenci kaydedilmesi asla kabul edilemez. Bakanlık, kamuoyuna derhal hesap vermelidir” ifadeleriyle Bakanlığı sert bir biçimde eleştirdi. “Adli süreçler şeffafça yürütülmedikçe benzer olayların önüne geçmek mümkün değildir!” Devamında Pala, adli süreçlerin şeffaf yürütülmedikçe gerekli önlemlerin etkili bir şekilde alınamayacağını ifade etti. Pala, soruşturma sürecinde bir öğrencinin 504 olan sınav puanının, en yüksek puanın 600 olabileceği halde 678 olarak değiştirildiğinin ortaya çıktığını hatırlattı. Soru önergesinde böyle bir değişikliğin teknik olarak nasıl mümkün olduğunu, bu işlem sonrasında neden herhangi bir uyarı sisteminin devreye girmediğini ve iddialar karşısında hangi idari işlemlerin yürütüldüğünü sordu. Bakanlık bu soruya da yanıt veremedi. Pala, “Bakanlığın yanıtında usulsüzlüğün kök nedenlerine dair herhangi bir bilgi yer almamakta, ilgili sorular ‘adli süreç devam etmektedir’ denerek geçiştirilmektedir. Gaziantep Üniversitesi örneğinde de görüldüğü gibi ortadaki risk yükseköğretim sisteminin genelini ilgilendirmektedir. Bakanlığın mevcut tabloyu ciddiye almaması ve gerekli önlemleri hayata geçirmemesi, sağlık alanı da dahil olmak üzere lisans eğitiminin niteliğine ciddi zarar vermektedir. Bakanlık derhal geriye dönük kapsamlı bir tarama yürütmeli, adli süreçlerin takvimini ve sonuçlarını yayımlamalı ve bundan sonra benzer olaylar yaşanmasın diye alınan önlemleri kamuoyuyla paylaşmalıdır” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Sağlıkta yangın güvenliği alarmı: Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan yeni eylem planı çağrısı Haber

Sağlıkta yangın güvenliği alarmı: Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan yeni eylem planı çağrısı

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, son yıllarda sağlık kuruluşlarında meydana gelen yangınların, yangın müdahale sistemlerinin yeterliliği ve Sağlık Bakanlığı’nın bu alandaki denetimlerine dair kamuoyunda endişe yarattığını ifade etti. Pala, hastanelerin yüksek riskli yapılar olduğunu vurgulayarak, yangın güvenliğinin yalnızca teknik bir konu değil, doğrudan bir hasta güvenliği ve halk sağlığı sorunu olduğunu belirtti. Hastane yangınları hastaların ve sağlık çalışanlarının yaşamını tehdit ediyor. Örneğin 2009’da Bursa'da Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi'nde çıkan yangında Yoğun Bakım Servisi'nde yatan 8 hasta; 2020’de Gaziantep'te SANKO Üniversitesi Özel Sani Konukoğlu Hastanesinde çıkan yangında 9 hasta; aynı yıl Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Hastanesi'ne bağlı Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı binasında çıkan yangın sonucu bir hasta ve 2023’te İstanbul’da Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çıkan yangında 3 kişi hayatını kaybetti. Bazı hastalar ve sağlık çalışanları da yaralandı. Konuya ilişkin Pala, “Hastaneler; yataklı tedavi hizmetlerinin sunulduğu, hareket kabiliyeti kısıtlı, yaşlı, çocuk, engelli, ameliyat sonrası bakım ve yoğun bakım hastalarının bulunduğu yüksek riskli yapılardır. Yangın anında kendi başına tahliye olamayacak hastaların bulunduğu sağlık kuruluşlarında yangın müdahale sistemlerinin ve acil çıkışların eksiksiz çalışması yaşamsal önemdedir. Özellikle, Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik’te yapılan değişiklikler sonrası sağlık kuruluşlarında yaşanan yangınlar, Sağlık Bakanlığı’nın yönetmelik hükümlerine ne ölçüde uyabildiğine ve uygulamaları ne düzeyde denetleyebildiğine dair açıklama yapmasını gerektirmektedir” dedi. Prof. Dr. Pala, kamuya açık sağlık kuruluşlarındaki yangın müdahale sistemlerinin kapasitesi, personel eğitimleri ve denetimlerin detaylarına yönelik Sağlık Bakanlığı’na bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan Kemal Memişoğlu, kendisine 3 Mart 2026 tarihinde iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesince öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Bakanlık, önergeyi yanıtlamayarak yangın riskine karşı sorumluluğunu gözden kaçırmaktadır! Riskli hastaneler derhal açıklanmalı!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinde öncelikle son beş yıl içinde kaç hastanede yangın denetimi yapıldığını, kaç hastanede eksiklik tespit edildiğini ve yangın güvenliği açısından yetersiz bulunan hastaneler hakkında ne tür idari yaptırımlar uygulandığını sordu. Pala, “Bakanlık, ilgili soruları yanıtlamayarak hastanelerdeki yangın tehdidinin yarattığı hayati riske karşı sorumluluk almadığını göstermektedir. Yangın güvenliği açısından riskli olduğu tespit edilen hastanelerin açıklanamaması hem denetim hem de uygulama alanındaki zafiyetlerin kamuoyundan gizlendiği düşüncesini güçlendirmektedir.” açıklamasında bulundu. “Yeni bir eylem planı şart; özellikle yoğun bakım gibi riskli birimler için çalışmalara derhal başlanmalı!” Pala, olası can kayıplarının ve yaralanmaların önlenmesi amacıyla, hastanelerin yangın güvenliği açısından gözden geçirileceği ve gerekli önlemlerin alınmasının sağlanacağı bir eylem planı hazırlanması gerektiğini ifade etti. “Yoğun bakım, ameliyathane ve acil servis gibi yüksek riskli birimler bu çalışmalar içinde önceliklendirilmelidir. Yüksek riskli birimlerde yangın anında uygulanacak tahliye planları hazırlanmalı; hareket kabiliyeti kısıtlı, yoğun bakım altındaki hastaların tahliyesi için özel ekipmanlar her hastanede bulundurulmalıdır. Sağlık personeline yangınla mücadele, tahliye ve acil durum yönetimi konusunda düzenli eğitim verilmesi de ertelenemez bir zorunluluktur. Bakanlık, sağlık kuruluşlarında olası bir yangının yaratacağı etkileri ciddiye almalı ve yürüttüğü çalışmaların hesabını kamuoyuna vermelidir” dedi.

CHP'li Pala'dan ithal et uyarısı: "Yasaklı hormon ve ciddi sağlık riski var!" Haber

CHP'li Pala'dan ithal et uyarısı: "Yasaklı hormon ve ciddi sağlık riski var!"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Türkiye’nin Brezilya başta olmak üzere Güney Amerika ülkelerinden yoğun biçimde canlı hayvan ve et ürünü ithal ettiğini ve son dönemde uluslararası et tedarik zincirinde halk sağlığını tehdit eden zafiyetler yaşandığını belirtti. Konuya ilişkin Pala, “Yakın zamanda Hollanda’nın Brezilya’dan ithal ettiği bazı kırmızı et ürünlerinde Avrupa Birliği’nde ve Türkiye’de yasaklı olan bir büyüme hormonu tespit edildiği bildirilmiştir. Bu olay, menşei ülkelerde yaşanan denetim zafiyetlerinin tedarik zincirinde hızla yayılabildiğini bir kez daha göstermektedir. Türkiye’nin de Brezilya başta olmak üzere Güney Amerika ülkelerinden yoğun biçimde canlı hayvan ve et ithal ettiği bilindiğinden, bu ürünlerde hormon kalıntısı ve yasaklı maddelere yönelik denetimlerin sonuçlarıyla birlikte kamuoyuna açıklanması gerekmektedir. Özellikle Kurban Bayramı döneminde canlı hayvan ve et ticareti yoğunluk kazanırken, bu maddelerin gıdalar yoluyla insanlara geçebilmiş olması ciddi bir halk sağlığı riski oluşturmaktadır” açıklamasında bulundu. Prof. Dr. Pala, Tarım ve Orman Bakanlığı’na 3 Mart 2026 tarihinde ithal edilen canlı hayvan ve kırmızı et ürünlerinde hormon, ilaç kalıntısı ve benzeri yasaklı maddelere yönelik denetimlerin kapsamı ile sonuçlarına dair detaylı bilgi talep ederek kapsamlı bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan İbrahim Yumaklı, kendisine iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Sentetik hormonlar büyüme bozukluklarından diyabete çok ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor!” Prof. Dr. Pala, sentetik hormonların gıda yoluyla insan vücuduna geçmesi halinde doğrudan ve dolaylı çok sayıda sağlık tehdidiyle karşılaşılabileceğini, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ise soru önergesini yanıtlamayarak bu tehdidi yok saydığını ifade etti. “Bu maddelerin insanla teması halinde öncelikle çocukların sağlıklı büyümesinde olumsuzluklara yol açabileceği, erken ergenlik riskini artırabileceği ve insülin direnci üzerinden tip 2 diyabet riskini yükseltebileceği bilinmektedir. Ayrıca bu hayvanlarda enfeksiyonların daha sık görülebilmesi nedeniyle antibiyotik kullanımı artmakta ve artan kullanım antibiyotik direnci bakımından ek bir risk alanı oluşturmaktadır. Gıdalar yoluyla insanlara geçen ilaç kalıntıları nedeniyle antibiyotik direnci insanlar arasında da yaygınlaşmakta ve bu durum gelecekte karşılaşılan enfeksiyonların tedavisini güçleştirmektedir” uyarısında bulundu. “Ülkemizde insan, hayvan ve çevre sağlığını beraber geliştirecek bir ‘Tek Sağlık’ sistemine ihtiyaç var!” “Halk sağlığı içinde çok büyük bir paya sahip hayvan sağlığı ve gıda güvenliğinin sorumluluğu Tarım ve Orman Bakanlığı’na aittir. Bakanlık, soru önergesini yanıtlamayarak kamuoyuna karşı sorumluluğunu reddetmektedir. Özellikle Kurban Bayramı gibi bir dönemde denetimlerin ve kamuoyunu bilgilendirici faaliyetlerin artırılması gerekirken, riskler açıkça halktan gizlenmektedir” eleştirisinde bulunan Pala, Bakanlığın derhal son on yılda ithal ettiği canlı hayvan ve et ürünlerinin nereden geldiğini ve kaç denetim yaptığını açıklamasını istedi. “Bu ürünlerde yasaklı hormon ve ilaç kalıntısı tespit edilmiş ise insanların tüketimine izin verilemez. Bakanlık bu konuda şeffaf olmalı, eğer ortada tehdit varsa geri çağırma ve piyasadan toplatma kararlarını hızla almalıdır. İnsan sağlığı, hayvan sağlığı ve çevre sağlığı bir arada ele alınmadıkça halk sağlığının etkili bir şekilde korunması mümkün değildir. Ülkemizde bu üç alanın ortak olarak geliştirildiği, ‘Tek Sağlık’ anlayışını benimseyen bir sisteme ihtiyaç vardır” diyerek sözlerini noktaladı.

Bursa Milletvekili Pala’dan meclis’te deprem çağrısı: "Kamu hastanelerinin analiz sonuçlarını açıklayın" Haber

Bursa Milletvekili Pala’dan meclis’te deprem çağrısı: "Kamu hastanelerinin analiz sonuçlarını açıklayın"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, kamu hastanelerinin depreme dayanıklılığına ilişkin Sağlık Bakanlığı’na 25 Şubat 2026 tarihinde yönelttiği soru önergesinin yanıtsız bırakılmasına tepki gösterdi. Pala, 6 Şubat depremlerinin sağlık tesislerinin dayanıklılığı konusunun yaşamsal önemini bir kez daha ortaya koyduğunu, buna karşın Bakanlığın ne sağlık çalışanların ne de hastaların güvenliği noktasında sorumluluğunu yerine getirmediğini belirtti. Konuya ilişkin Pala, “Türkiye, bir deprem ülkesi. 6 Şubat depremleri başta olmak üzere, yaşanan büyük afetler; kamu binalarının, özellikle de sağlık tesislerinin depreme dayanıklılığı konusunun yaşamsal önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Deprem anında ve sonrasında sağlık hizmetinin kesintisiz sürdürülmesi, yalnızca idari bir tercih değil; devletin anayasal yükümlülüğüdür. Buna karşın, Bakanlık çeşitli illerde depreme dayanıksız olduğu yönünde teknik rapor bulunduğu iddia edilen hastaneler hakkında kamuoyuna bir açıklama yapmamış, bu konu hakkında iletilen soru önergelerini yanıtsız bırakmaya devam etmektedir. Eğer depreme dayanıksız olduğu raporlanan hastaneler, Hatay’da 6 Şubat öncesinde olduğu gibi, hâlen aktif olarak hizmet veriyorsa, bu durum hem sağlık çalışanlarının hem de hastaların güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir” eleştirisinde bulundu. “Bakanların soru önergelerine yanıt vermesi Anayasa uyarınca bir zorunluluktur,” diyen Pala, soru önergelerinin yanıtsız bırakılmasını Meclis’in denetim yetkisinin fiilen işlevsizleştirilmesi olarak nitelendirdi. Pala’nın konuya ilişkin Sağlık Bakanlığı’na 21 Ocak 2024 tarihinde ilettiği önceki iki soru önergesine de anayasal süre içerisinde yanıt verilmemişti. “Sağlık yatırımları için yeterli finansman ayrılmaması, sağlık çalışanlarının ve hastaların güvenliğini riske atıyor!” Milletvekili Pala, 25 Şubat tarihli soru önergesinde Sağlık Bakanlığı’na kamu hastanelerinde son 10 yıl içinde kaç deprem performans analizi yapıldığını ve bu çalışmaların sonuçlarını sordu. Pala, “Bakanlık bu sorulara yanıt vermeyerek geçmiş afetlerden ders alınmadığını ve bu alanda bir çalışma olmadığını doğrulamaktadır. 6 Şubat depremlerinde dayanıksızlığı sebebiyle İskenderun ve Antakya’da yıkılan hastanelerde çok sayıda sağlık çalışanı ve hasta hayatını kaybetmişken, dayanıksızlığı raporlanan hastanelerin hizmete devam etmesi kabul edilemez. Bakanlık sebebi olduğu can güvenliği riskinin idari sorumluluğunu almalı, kamuoyuna hesap vermelidir” dedi. Deprem performans analizlerinin bir an önce başlatılması gerektiğini ifade eden Pala, öncelikle birinci derece deprem bölgesinde yer alan sağlık kuruluşlarının değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Açıklamasının sonunda Pala, “Bakanlık bu bölgelerde kaç hastanenin ‘güçlendirme gerekli’, ‘riskli’ veya ‘yıkılıp yeniden yapılması’ şeklinde raporlandığını kamuoyuna duyurmalı, aradan geçen süre boyunca tahliye ve yeniden yapım işlemlerinin neden yürütülmediğini açıklamalıdır. Depremden etkilenen bölgelerde birinci basamak sağlık kuruluşları başta olmak üzere, kamu sağlık kuruluşlarına ilişkin hedeflerin gerçekleştirilemediği açıktır. Sağlık alanına ayrılan yetersiz kamu finansmanının yükü sağlık çalışanları ve hasta güvenliği riske atılarak telafi edilemez” çağrısında bulundu.

CHP'li Kayıhan Pala’dan görme engelli diyabet hastaları için cihaz çağrısı! Haber

CHP'li Kayıhan Pala’dan görme engelli diyabet hastaları için cihaz çağrısı!

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, görme engelli Tip 1 diyabet hastalarının kan şekerlerini doğru takip edebilmeleri için sesli uyarı sistemine sahip Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerine erişiminlerinin gerekli olduğunu, ancak bu cihazların geri ödenmesi noktasında ciddi engeller yaşandığını belirtti. Prof. Dr. Pala, modern cihazların sağlık etkisine ilişkin, “Tip 1 diyabet, yaşam boyu süren ve düzenli kan şekeri takibini zorunlu kılan kronik bir hastalıktır. Diyabet yönetiminde kan şekeri düzeylerinin düzenli ve doğru şekilde izlenememesi; hipoglisemi ve hiperglisemi atakları başta olmak üzere ani riskler doğurabilmektedir. Görme engelli Tip 1 diyabet hastaları, geleneksel parmak delme yöntemiyle yapılan ölçümlerde kanı test çubuğuna denk getirme ve sonucu okuma gibi aşamalarda ciddi zorluklar yaşamaktadır. Bu durum, görme engelli hastalarda kan şekerindeki ani değişimlerin fark edilememesine ve hayati tehlike yaratabilecek gecikmelere yol açmaktadır. Bu nedenle, görme engelli hastalar için sesli uyarı özelliği bulunan Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerine erişim tıbbi bir zorunluluktur” açıklamasında bulundu. Prof. Pala, Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (KDK) 26 Aralık 2025 tarihli kararında, Tip 1 diyabet hastalarının sürekli kan şekeri izlemi yapan sistemler gibi yeni geliştirilen teknolojilere erişiminin bir hak olduğunu belirttiğini ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na bu cihazların geri ödeme kapsamına alınması yönünde tavsiyede bulunduğunu kaydetti. KDK’nın önerisine rağmen yetişkin ve görme engelli bireyler için Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerinin Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında tam geri ödeme listesine alınmadığını belirten Pala, bu alandaki çalışmaların ayrıntılarına yönelik bilgi talep ettiği iki soru önergesi hazırladı. Buna karşın, kendilerine 9 Şubat 2026 tarihinde iletilen soru önergelerine ne Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ne de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal sürede yanıt verebildi. “SGK, Kamu Denetleme Kurumu’nun önerisini dikkate almıyor; cihazlara erişimde yaş engeli kabul edilemez!” Prof. Dr. Pala, yönelttiği soru önergelerinde öncelikle SGK ve Sağlık Bakanlığı’nın KDK kararı doğrultusunda, sesli uyarı sistemine sahip Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerinin görme engelli diyabet hastaları açısından tıbbi zorunluluk olup olmadığına ilişkin resmi bir değerlendirmede bulunup bulunmadığını sordu. “Bakanlıkların iletilen soru önergelerine yanıt verememesi, görme engelli diyabet hastalarının sağlık hakkına erişimde karşılaştığı hayati engelin görmezden gelindiğini göstermektedir. Sağlık Bakanlığı, sağlığa erişimde karşılaşılan bu eşitsiz uygulamanın hastalar üzerindeki etkisini gizlemektedir. KDK’nın önerisi de ortadayken, bu cihazların görme engelli hastalar için tıbbi bir zorunluluk olduğu neden anlaşılmamaktadır?” eleştirisinde bulundu. Pala, Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerinin, geri ödeme kapsamına alınması gerektiğini vurguladı. “Engelli bireylerin de herkes gibi sağlık hizmetlerine eşit ve güvenli erişimi anayasal bir haktır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, hasta dernekleri, engelli örgütleri ve meslek odalarının çağrılarını dikkate alarak bu cihazları derhal tam geri ödeme kapsamına almalıdır. Yalnızca bu olgu bile Sağlıkta Dönüşüm Programı adı altında ticarileştirilen ve kamu kaynaklarının son derece yetersiz kaldığı sağlık sistemindeki zafiyetleri gözler önüne sermektedir. Ülkemizde sağlığa ayrılan kamu kaynakları artırılmalı ve tüm yurttaşların ihtiyaçları doğrultusunda nitelikli sağlık hizmetlerine eşit, zamanında ve ücretsiz erişimleri güvence altına alınmalıdır. Aksi takdirde sağlık hakkı ihlallerinin önüne geçmek mümkün değildir” dedi.

CHP'li Kayıhan Pala’dan 1 milyar dolarlık projeye tepki: "Bakanlıklar soruları yanıtsız bıraktı" Haber

CHP'li Kayıhan Pala’dan 1 milyar dolarlık projeye tepki: "Bakanlıklar soruları yanıtsız bıraktı"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Dünya Bankası tarafından hazırlanan “Türkiye Üniversite Hastaneleri Dayanıklılık Projesi”nin 24 Mart 2026 tarihinde duyurulduğunu; projenin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütüleceğinin bildirilmesine karşın ayrıntılarına yönelik net bir açıklama yapılmadığını belirtti. Pala, duyuruda Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın borçlanan kurum olarak gösterildiğini ve proje kapsamında 1 milyar 50 milyon ABD doları kredi verileceğini kaydetti. Bu ölçekte bir projenin kamuoyunda tartışılmadan hazırlanmasının şeffaflık ve kamu kaynaklarının etkili kullanımı açısından endişe yarattığını ifade etti. Konuya ilişkin Pala, “Dünya Bankası kaynaklarında, projenin deprem riski yüksek bölgelerde bulunan kamu üniversite hastanelerinin afetlere karşı dayanıklılığını artırmayı hedeflediği görülmektedir. Bu doğrultuda seçilecek dokuz hastanenin acil durumlarda hizmet sürekliliğini sağlayacak biçimde geliştirilmesi veya yeniden inşa edilmesinin planlandığı ifade edilmektedir. Dünya Bankası tarafından duyurulan böylesi bir projenin ülkemizde kamuoyuna yansıtılmaması dikkat çekicidir. Aynı kaynaklarda proje kapsamında Hazine ve Maliye Bakanlığı’na 1 milyar 50 milyon ABD doları kredi verileceği belirtilirken, proje çevresel ve sosyal risk düzeyi ‘yüksek’ olarak sınıflandırılmaktadır. Kamu kaynakları üzerinde ciddi bir yük oluşturacak bu ölçekte bir projenin her aşamasında şeffaf ve hesap verilebilir olunmalıdır” açıklamasında bulundu. Milletvekili Pala, proje kapsamına alınacak hastanelerin nasıl seçileceği, dönüşüm sürecinde hizmetlerin nasıl sürdürüleceği ve bu süreçte çevresel, sosyal ve finansal etkilerin nasıl yönetileceğine dair bilgi talep ederek ilgili iki Bakanlığa soru önergesi iletti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum kendisine iletilen soru önergesine, Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt vermezken, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek projenin genel çerçevesine atıfta bulunarak soruların büyük çoğunluğunu yanıtsız bıraktı. “Projenin hedefleri somut değil; ihale şartnameleriyle hedefler arasında uyum sağlanmalı ve yüklenici şirketler etkili bir şekilde denetlenmelidir!” Milletvekili Pala, proje kapsamında seçilecek dokuz üniversite hastanesi, seçim ölçütleri, hizmet sürekliliği ve denetim mekanizmalarına ilişkin belirsizliğin sürdüğünü vurguladı. “Deprem riski yüksek bölgelerdeki kamu üniversite hastanelerinin güçlendirilmesi yaşamsal önemdedir. Ancak söz konusu güçlendirmelerin kamu kaynaklarıyla yapılamaması, Cumhurbaşkanlığı Hükümetinin kamu kaynaklarının yönetimi konusundaki zayıflığını ortaya çıkarmaktadır. Faize çok yüklü kaynak aktaran Cumhurbaşkanlığı Hükümeti, hastanelerin güçlendirilmesi için kredi bulmak zorunda kalmaktadır. Bu proje kapsamında seçilecek dokuz hastanenin hangi ölçütlerle belirleneceği ve bu noktada nasıl bir ihtiyaç analizi yapılacağı da açıklanmamaktadır. Hazine ve Maliye Bakanlığı yanıtında projenin uygulanmasına yönelik tüm sorumluluğun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda olduğunu ifade etse de sonuçta bütçeden geri ödenecek olan bu kredinin en etkili şekilde kullanılması zorunludur. Dahası, projede tanımlanan ‘dayanıklılık’ hedefinin çerçevesi somut değildir. İhale süreçleri öncesinde bu çerçeve netleşmeli, ihale şartnameleriyle hedefler arasında uyum sağlanmalı, ihale süreçleri şeffaf bir biçimde yürütülmeli ve yüklenici şirketler etkili bir şekilde denetlenmelidir” dedi. “Yapım sürecinde sağlığa erişim güvence altına alınmalıdır!” Pala, Dünya Bankası’nın projenin yüksek çevresel ve sosyal riskler taşıdığını tespit etmesine rağmen bu alanda herhangi bir açıklama yapılmadığını belirtti. “Proje belgelerinde, yapımların gerçekleşeceği bölgelerde sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlanabileceği net bir şekilde ifade edilmektedir. Buna karşın iki Bakanlık da ilgili soruları yanıtlamadığı için bu hastanelerde hizmetlerin nasıl devam edeceği ve hastaların sağlığa erişiminin nasıl güvence altına alınacağı bilinmemektedir. 6 Şubat depremlerinden etkilenen illerde acil servis, travma, yoğun bakım, anne ve çocuk sağlığı gibi kritik hizmetlerin nitelikli bir şekilde sürdürülmesi hayati önem taşımaktadır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığının yanı sıra Sağlık Bakanlığı da bu sürece katılmalı ve kamuoyuna sağlık hizmetlerine erişimin nasıl güvence altına alınacağı ve çevresel/sosyal risk değerlendirmelerini de içeren açıklamalar yapılmalıdır” çağrısında bulundu.

Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan sert eleştiri: “Sağlıkta geriye gidiş var!” Haber

Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan sert eleştiri: “Sağlıkta geriye gidiş var!”

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, geçtiğimiz ocak ayında ancak yayınlanabilen 2024 Sağlık İstatistikleri Yıllığı’nın özellikle son on yılda ülkemizde sağlık sisteminin birçok alanında ilerleme kaydedilemediğini, bunun yanı sıra bazı göstergelerde ise geriye gidişi ortaya koyduğunu ifade etti. Konuya ilişkin Pala, “Sağlık İstatistikleri Yıllığı, ülkemizde sağlık sistemi performansının ve kamu kaynaklarının etkin kullanımının izlenmesinde takip edilen en temel resmî kaynaklardan biridir. En son yayımlanan 2024 Yıllığı, Sağlık Bakanlığı’nın bir gurur tablosuymuş gibi kamuoyuna yansıttığı sağlık sisteminde “eşitlik”, “erişilebilirlik”, “verimlilik” ve “kalite” alanlarında gerçekte düşük bir performansı gösteriyor. Örneğin ülkemizde 2024 yılı itibarıyla bebek ölüm hızı Avrupa Birliği ülkelerine kıyasla 2,9 kat, beş yaş altı ölüm hızı ise 3 kat daha yüksek. Bebek ölüm hızı ve çocuk ölüm hızı AB, OECD ve DSÖ Avrupa Bölgesinin çok üzerindedir! Bu durum kabul edilemez” dedi. Bölgeler arasında bebek ölüm hızında büyük farklılık olduğunu söyleyen Pala, Doğu Karadeniz bölgesinde binde 5,8 olan bebek ölüm hızının, Güneydoğu Anadolu bölgesinde binde 13,6 olduğunu dile getirerek sağlık alanındaki eşitsizliklere dikkat çekti. “Bu vahim tablonun hesabı verilmelidir” diyen Pala, Sağlık Bakanlığı’na 14 Ocak 2026 tarihinde bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan Kemal Memişoğlu, kendisine iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Alınan kararlar yetersiz; Bakanlık hedeflerini tutturamıyor!” Prof. Dr. Pala, Sağlık Bakanlığı’nın soru önergesine yanıt vermeyerek neden olduğu sorunların sorumluluğunu almadığını ifade etti. Pala, 2024 yılı Sağlık İstatistikleri Yıllığı’ndaki temel sağlık göstergelerini şu sözlerle değerlendirdi: “2024 yılı verilerine göre Türkiye’de doğumda beklenen yaşam ümidi Avrupa Birliği ortalamasına göre 2,7 yıl, OECD ülke ortalamasına göre ise 3,2 yıl geridedir. Ancak Türkiye her zaman böyle bir ülke değildi. AKP’nin ilk iktidara geldiği yıllarda ülkemizde doğumda beklenen yaşam ümidi DSÖ Avrupa Bölgesi ülkelerinden yüksekti; ancak bu seyir 2014 yılına kadar durağanlaştı ve sonrasında Türkiye bu ülkelerin gerisinde kaldı. İyi yönetilemeyen pandemi döneminde ise bu fark iyice açıldı. Pandemi sonrasındaki yıllarda da fazladan ölümlerde gözlenen yükseklik sürüyor. Türkiye’de kaçınılabilir nedenlere bağlı ölüm hızı yüksek seyretmesine karşın, Sağlık Bakanlığı uzun yıllardır “Önlenebilir Nedenlere Bağlı Ölüm Hızı” ve “Tedavi Edilebilir Nedenlere Bağlı Ölüm Hızı”nı düşürmek için etkili önlemler alamıyor.” Prof.Pala, Sağlık Bakanlığı’nın kronik hastalıkların görülme sıklığındaki yükselişi önleyemediğini, örneğin şeker hastalığı görülme sıklığının yüzde 16,5 ile DSÖ Avrupa Bölgesindeki ülkelerin ortalamasının (Yüzde 7,8) iki katının üzerine çıktığını ekledi. Prof. Dr. Pala, Türkiye’de sağlık alanındaki mevcut olumsuz tablonun meydana gelmesinde, koruyucu hizmetlerin geri plana atılmasının ve tedavi edici hizmetlerin kalitesindeki gerilemenin etkili olduğunu söyledi. Pala “Aşı kapsayıcılığının azalması, aşıyla korunulabilen hastalıklar açısından önemli bir toplum sağlığı tehdidi oluşturmaktadır. Örneğin 2019 yılında yüzde 97 olan KKK (Kızamık, kabakulak, kızamıkçık) aşısının kapsayıcılığının Batı Anadolu bölgesinde yüzde 90’a, İstanbul’da yüzde 92’ye ve Türkiye genelinde yüzde 94’e kadar gerilemesi kabul edilemez. Bu durum bulaşıcı hastalık salgınlarına davetiye çıkartabilir. Nitekim son haftalarda İstanbul ve değişik illerden kızamık olgu sayılarında artış bildirimleri gelmektedir. Sağlık İstatistikleri Yıllığı verilerine göre 2016 yılına kadar 9 olguya inen kızamık, sonrasında hızla yükselerek 2024 yılında 1.582 olguya çıkmıştır. Bakanlık faaliyet raporunda bu alanda biriken aşısız nüfus bulunduğunu ve bu sebeple hedeflerine ulaşamadığını kabul etmiştir. Buna karşın bu nüfusun nasıl biriktiğine ve toplumdaki aşı tereddüdünü nasıl gidereceklerine dair soruları yanıtlamamaktadır” dedi. Pala, ülkemizde tütün kullanımının çok yüksek olduğuna, solunum ve kalp-damar hastalıkları tüm ölümlerin yarısından fazlasına neden olurken tütün kullanımıyla mücadelede son yıllarda yetersiz kalındığına, aksine tütün kullanımının son dönemde daha da arttığına da değindi. “Sağlıkta Dönüşüm Programının yarattığı ‘kışkırtılmış sağlık talebi’ etkili bir sağlık sisteminin önündeki en temel engeldir!” Pala, Adalet ve Kalkınma Partisinin sağlığı ticarileştiren politikaları nedeniyle kışkırtılmış bir sağlık talebi yaratıldığını, bu durumun ise nitelikli hizmete zamanında erişimin önündeki en büyük engellerden biri haline geldiğini ifade etti. Konuya ilişkin Pala, “Sağlık İstatistikleri Yıllığı’nda 2024 yılında kişi başı hekime müracaat sayısının 12,2’ye yükseldiği görülmektedir ki bu sayı OECD ortalamasının neredeyse iki katıdır. Ancak bu gösterge sağlık hizmetlerinin erişilebilirliğini değil, sistemin içinden geçtiği nitelik krizini gözler önüne sermektedir. Mevcut sistemde hekimler hasta başına 5 dakika ayırarak hizmet sunmak zorunda bırakılmakta, sevk zincirinin olmayışı hastanelerdeki yükü katlayarak artırmakta ve hastaların erken taburcu edilmesine neden olmaktadır. Bakanlık OECD ülkelerinde ortalama 8,3 gün olan hastanede ortalama kalış günü süresinin ülkemizde neden 4,2 gün olduğunu ve bu durumun erken taburcu edilen hastaların sağlığını nasıl etkilediğini açıklamalıdır” ifadesini kullandı. Pala, bin kişiye düşen MR ve BT görüntüleme sayılarındaki rekorların Türkiye’ye ait olduğunu ancak bu rekorların hastaların sağlığı üzerinde olumlu etkisinin olmadığını; Türkiye’de doğumda beklenen yaşam ümidinin ve sağlıklı yaşam ümidinin OECD ülkeleri ortalamalarının çok gerisinde olduğunu sözlerine ekledi. Pala açıklamalarını “Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı veriler, sağlığın bir sermaye birikimi ve kâr maksimizasyonu aracı olarak görüldüğünü ve bu yaklaşımla alınan kararların halkın sağlığı üzerinde olumlu etki yaratamadığını açık olarak gösteriyor. Adalet ve Kalkınma Partisinin sağlık politikalarıyla yurttaşların sağlık sorunlarını çözmek olanaklı değildir. Ülkemizde kamucu, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık sistemine ihtiyaç duyulmaktadır. CHP iktidarında bu sağlık sistemi kurulacaktır.” diyerek bitirdi.

Kayıhan Pala: Şap salgını kontrol altına alınamadı Haber

Kayıhan Pala: Şap salgını kontrol altına alınamadı

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, 2025 yılı Mayıs ayından bu yana ülke genelinde yayılımını sürdüren şap hastalığının kontrol altına alınamamasına ve kamuoyunda “deli dana” olarak bilinen “Bovine Spongiform Encephalopathy” (BSE) hastalığına ilişkin iddialara yönelik olarak Tarım ve Orman Bakanlığı’na 19 Kasım 2025 tarihinde bir soru önergesi iletti. Prof. Dr. Pala, Bakanlığın iletilen soru önergesine anayasal sürenin dolmasının üzerinden üç ay geçtikten sonra yanıt verdiğini, verilen yanıtta ise ilgili hastalıklara dair önemli verilerin yer almadığını belirtti. Konuya ilişkin Pala, “Aylarca devam eden şap salgınının kontrol altına alınamaması nedeniyle bazı bölgelerde önemli ölçüde küçükbaş hayvan kayıpları yaşanmış, üreticiler de ciddi ekonomik baskıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Bakanlığın izleme, karantina ve telafi mekanizmalarının kâğıt üzerinde kaldığı açıktır. İletilen soru önergesine verilen yanıt, mevcut uygulamalarda ciddi eksiklikler olduğunu doğrularken, salgınların halk sağlığı ve ekonomi üzerindeki etkisini kamuoyundan gizlemektedir” açıklamasında bulundu. “Kısıtlama kararı Kurban Bayramı sonrası alınmış, hastalığın tüm ülkeye yayılmasına izin verilmiştir!” Prof. Dr. Pala, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın şap hastalığına karşı aldığı önlemlere ilişkin yanıtlarını şu sözlerle eleştirdi: “Bakanlık verdiği yanıtta, geçen yıl Mayıs ayındaki hızlı artışın ardından hayvan hareketlerini kısıtlamaya yönelik kararı ancak 30 Haziran 2025 tarihinde alabildiğini doğrulamıştır. Bu durum, hızla hayata geçirilmesi gereken bu uygulamaların geçen yıl kurban bayramı sonrasına bırakıldığını ve bu nedenle salgının ülkenin her yanına yayılmasına izin verildiğini göstermektedir. Bakanlık yanıtında yürüttüğü aşılama kampanyasını bir gurur tablosu olarak sunmaya çalışsa da aşılamanın tedavi edici değil koruyucu bir uygulama olduğu ve geç alınan bir kısıtlama kararının ardından tek başına yeterli etkiyi sağlamayacağı bilinmektedir. Öte yandan Bakanlık, hangi illerde ve kaç hayvanda şap hastalığı tespit edildiğine dair soruları yanıtsız bırakmış, kontrol altına alamadığı salgının gerçek etkisini kamuoyundan gizlemiştir.” “BSE iddiaları açıklığa kavuşturulmalıdır; Bakanlık derhal bilgi vermeli!” Prof.Pala, soru önergesinde yer verdiği bir diğer ciddi halk sağlığı tehdidine yönelik hiçbir açıklama yapılmadığını belirtti. Halk arasında “deli dana” olarak adlandırılan “Bovine Spongiform Encephalopathy” (BSE) hastalığının Ankara ve Bolu’da iki yurttaşta kısa aralıklarla tespit edildiğinin haberlere yansıdığını ifade eden Pala, bu vakaların hayvansal üretimden tüketime uzanan denetim zincirinde ciddi endişeleri ortaya koyduğunu söyledi. Pala, “İnsandan insana bulaşmayan bu hastalık, çoğunlukla denetimsiz hayvansal ürünler yoluyla insanlara bulaşmaktadır. Hayvan besleme politikalarından ithalat ve kesim süreçlerine kadar arz zincirindeki ana sorumluluk Tarım ve Orman Bakanlığı’na aittir. Ekim ayından bu yana kamuoyunda derin endişe yaratan bu durum hakkında net bir açıklama yapılmamış olması, BSE hastalığının kamusal denetimden fiilen çıktığını göstermektedir. Aynı şekilde Bakanlık, bu hastalığın önlenmesine yönelik hangi çalışmaların yapıldığına ve son dönemde hangi düzeyde tespit edildiğine dair soruları da yanıtsız bırakmıştır” ifadelerini kullandı. Açıklamasının sonunda Pala, Bakanlığı şeffaflığa, hesap vermeye ve bilimsel temelli hayvan sağlığı politikalarını derhal hayata geçirmeye çağırdı: “Veteriner hekimlerin çağrıları dikkate alınmadan zoonozlarla etkili bir mücadele yürütmek mümkün değildir. İnsan, hayvan ve çevre sağlığını bir bütün olarak ele alan ‘Tek Sağlık’ anlayışı benimsenmeli, bu doğrultuda veteriner hekimler hazırlanan halk sağlığı programlarında daha etkin biçimde görevlendirilmelidir. Ayrıca zoonozlarla mücadelede izlem kapasitesi güçlendirilmeli ve Bakanlık, mevcut yönetim zafiyetlerinin hesabını kamuoyuna derhal vermelidir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.