SON DAKİKA
Hava Durumu

#Kayıhan Pala

Söz Bursa - Kayıhan Pala haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kayıhan Pala haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Pala'dan Sağlık Bakanlığı'na Zoonotik hastalık tepkisi: "Tablonun vahameti ortada" Haber

Pala'dan Sağlık Bakanlığı'na Zoonotik hastalık tepkisi: "Tablonun vahameti ortada"

Yeni Parti Bursa Milletvekili ve TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Zoonotik ve Vektörel Hastalıklar Dairesi Başkanlığı tarafından yayınlanan son istatistikleri değerlendirerek, Bakanlığın bulaşıcı ve zoonotik hastalıkların kontrolü konusundaki başarısızlığını gözler önüne serdi. Milletvekili Pala, konuyla ilgili Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle 29.07.2026 tarihinde TBMM Başkanlığına yazılı soru önergesi verdiğini duyurdu. Avrupa Birliği (AB) genelinde halk sağlığı önlemleri ve kararlı sağlık politikalarıyla kontrol altına alınan ya da oldukça nadir görülen birçok hastalığın Türkiye’de halen kontrol altına alınamadığını vurgulayan Prof. Dr. Kayıhan Pala, Sağlık Bakanlığı'nın resmi verilerinden derlediği çarpıcı istatistikleri paylaşarak tablonun vahametini ortaya koydu: Bruselloz (Brusella): AB genelinde tamamen kontrol altına alınan Brusella enfeksiyonu, ülkemizde tırmanışa geçmiştir. 2015 yılında 4.173 olan Bruselloz vaka sayısı, 2025 yılına gelindiğinde 8.107’ye yükselmiştir. Tularemi: AB genelinde nadir görülen ancak Türkiye’de su kaynaklı büyük çaplı bölgesel salgınlarla seyreden Tularemi hastalığında korkutucu bir artış yaşanmaktadır. 2020 yılında sadece 46 olan vaka sayısı, 2025 yılında 485’e fırlamıştır. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA): Avrupa’da nadir olarak görülen hastalık Türkiye’de hiperendemik bir seyir izlemektedir. 2017 yılında 343 olgu ve 16 ölüm kaydedilmişken; 2025 yılında olgu sayısı 681’e, hayatını kaybeden hastaların sayısı ise 36’ya tırmanmıştır. Batı Nil Virüsü: 2020-2023 yılları arasında sıfır vaka ve ölümle seyreden hastalık, 2024 yılında 133 olgu ve 13 ölümle kendini göstermiş, 2025’te de can almaya devam etmiştir. Kistik Ekinokokkoz (Kist Hidatik): AB genelinde yıllık görülme sıklığı 100.000 kişide 0,16 olgu seviyesindeyken (yılda sadece 300-500 vaka), Türkiye’de 2010 yılında 100.000 kişide 0,52 olan sıklık, 2025 yılında 100.000 kişide 6’yı aşmıştır. 2019’da 1.867 olan vaka sayısı, 2022’de 5.074’e ve 2025 yılında ise 5.900’e ulaşmıştır. “Tek Sağlık” yaklaşımı benimsenmeli Zoonotik ve vektörel hastalıkların önlenmesinin temelde koruyucu halk sağlığı hizmetleri, etkin saha sürveyansı, çevre sağlığı ve veteriner hizmetleri ile bütünleşik bir "Tek Sağlık" yaklaşımından geçtiğini ifade eden Prof. Pala, şu değerlendirmede bulundu: "Sağlık politikalarının temel yaklaşımı hastalıkları önlemek olmalıdır. Sağlık Bakanlığı, şehir hastaneleri tarafından rehin alınmış olan bütçesinin büyük bir bölümünü tedavi edici hizmetlere ayırarak, koruyucu hizmetlere gereken önemi vermemektedir. Brusella’dan kistik ekinokokkoza kadar önlenebilir ve kontrol altına alınabilir hastalıkların vaka sayılarında gözlenen artış, Bakanlığın zoonotik ve vektörel hastalıkların kontrolünde başarısız olduğunun açık kanıtıdır. Su kaynaklarının denetimsizliği, gıda güvenliğindeki zafiyetler ve vektörlerle mücadeledeki eksiklikler toplum sağlığını doğrudan tehdit etmektedir. Zoonotik ve vektörel hastalıkları kontrol altına alabilmek için Tek Sağlık yaklaşımı benimsenmelidir." Bakanlığa Hayati Sorular: "Eylem Planınız Var mı?" Prof. Dr. Kayıhan Pala, TBMM’ye sunduğu soru önergesiyle Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na AB ülkelerinin kontrol altına aldığı hastalıkların ülkemizde neden kontrol altına alınamadığını ve bu hastalıklara karşı risk gruplarını korumak, erken tanı ve tedaviye erişimi sağlamak ve eksik bildirimleri önlemek amacıyla Bakanlığın somut bir eylem planı olup olmadığını sordu. Pala, ayrıca Sağlık Bakanlığı’na içme ve kullanma sularının güvenliği, vektör kontrolü ve gıda denetimlerine ilişkin Tarım ve Orman Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı dahil olmak üzere paydaş kurumlarla herhangi bir ortak çalışma içerisinde olup olmadığını da sordu. Prof.Dr. Kayıhan Pala, Yeni Parti’nin sağlık politikalarının sağlığı etkileyen bütün bileşenleri içerecek biçimde bütüncül bir çerçevede ele alındığını insan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan “Tek Sağlık” anlayışının benimsendiğini, Yeni Parti’nin iktidarında zoonotik ve vektörel hastalıklardan korunmak için etkili sağlık politikalarının hayata geçirileceğini açıkladı.

CHP'li Pala: "Her dört kişiden birinin ölüm nedeni meçhul" Haber

CHP'li Pala: "Her dört kişiden birinin ölüm nedeni meçhul"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan 2025 yılı Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistiklerinde “nedeni bilinmeyen” ölümlerin toplam ölümler içindeki payında dikkat çekici bir artış yaşandığını belirterek, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na 30 Haziran 2026 tarihinde kapsamlı bir soru önergesi iletti. Bakan Mehmet Şimşek’in, kendisine iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesince öngörülen on beş günlük yasal süre içerisinde yanıt vermesi gerekmektedir. Konuya ilişkin Pala, “TÜİK tarafından yayımlanan ölüm ve ölüm nedeni istatistikleri; ülkemizde sağlık sisteminin niteliği, koruyucu sağlık hizmetlerinin etkinliği ve bölgesel eşitsizliklerin değerlendirilmesi açısından temel veri kaynaklarından biridir. Dolayısıyla bu verilerin güvenilir, karşılaştırılabilir ve zamanında yayımlanması, kamu politikalarının kanıta dayalı biçimde belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Buna karşın, son yayımlanan verilerde nedeni bilinmeyen ölümlerin toplam ölümler içindeki payı 2024 yılında yüzde 5,3 iken 2025’te yüzde 8’e yükselmiş; özellikle bazı illerdeki hızlı artış, ölüm belgeleme süreçlerinde iller arasında ciddi farklılıklar olduğuna yönelik soru işaretleri yaratmıştır” açıklamasında bulundu. Prof. Dr. Pala, il bazında görülen artışlara şu sözlerle değindi: “Örneğin Aydın’da nedeni bilinmeyen ölümlerin toplam ölümler içindeki payı 2024 yılında yüzde 17,3 iken 2025 yılında yüzde 27,9’a yükselmiş, Ankara’da ise bu oran yüzde 4,6’dan yüzde 11,3’e çıkmıştır. Bu verilere göre Aydın’da hayatını kaybeden her dört vatandaştan birinin neden yaşamını yitirdiği bilinmemektedir. Halk sağlığı alanında alınan kararların temelinde değerlendirilen ölüm nedeni verilerinde ortaya çıkan böylesi bir belirsizlik, etkili politikaların geliştirilmesini güçleştirmekte ve hesap verebilirliği zayıflatmaktadır” dedi. “TÜİK, verileri altı ay geç yayımlamasına rağmen neden geriye dönük güncellediğini kamuoyuna açıklamalıdır!” Bununla beraber Pala, TÜİK’in istatistiklerle birlikte yayımladığı açıklamalarda, ölüm nedeni verilerinin idari kayıtlara gecikmeli yansıyan yeni kayıtlar nedeniyle bir yıl geriye dönük olarak güncellendiğini belirttiğini kaydetti. Bu durumun veri güvenilirliğini zayıflatan bir başka uygulama olduğunu ifade eden Pala, “2025 yılı verilerinin halihazırda 2026 yılı Haziran ayında yayımlandığı göz önünde bulundurulduğunda, verilerin geriye dönük güncellenmesi ihtiyacı, veri kalitesini artırmayı hedefleyen elektronik sistemlerin etkili kullanılmadığı yönündeki kaygıyı güçlendirmektedir. Bu nedenle TÜİK, ölüm belgeleme süreçlerinde veri güvenilirliğini ve şeffaflığı nasıl sağladığını kamuoyuyla paylaşmalı, nedeni bilinmeyen ölümlerdeki artışın ve iller arası farklıların hesabını vermelidir” dedi.

CHP'li Kayıhan Pala'dan yetkililere "Sıcak" çağrı! Haber

CHP'li Kayıhan Pala'dan yetkililere "Sıcak" çağrı!

CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, sıcak hava dalgalarına karşı risk gruplarını koruyacak önlemler almak üzere, yetkilileri göreve çağırdı. Pala, geçen yıl, 24 Ekim 2025 tarihinde Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle vermiş olduğu soru önergesinde, iklim krizine ve sıcak hava dalgalarına karşı risk gruplarını korumak amacıyla alınan önlemleri sormuş, ancak Anayasal zorunluluk olduğu halde yanıt alamamıştı. Pala, bu durumu ve alınması gereken önlemleri 7 Mart 2026 günü yayınladığı basın bülteni ile duyurmuştu. Bugünlerde Avrupa’nın yeniden sıcak hava dalgalarıyla karşılaştığını vurgulayan Prof. Pala, sıcak hava dalgalarına karşı alınması gereken önlemleri bir kez daha dile getirdi. Sıcak hava dalgaları, iklim krizinin insan sağlığı üzerindeki en doğrudan ve en yıkıcı etkilerinden biri. Geleneksel olarak sadece meteorolojik bir istatistik olarak görülen aşırı sıcaklar, aslında toplumun kırılgan kesimlerini doğrudan hedef alan ve "sessiz katil" olarak tanımlanan bir halk sağlığı acil durumudur. Küresel ortalama sıcaklıkların sanayi öncesi döneme göre yaklaşık 1,2°C (2023 rekorunda 1,45°C) artış göstermesi, uç sıcaklık değerlerinin görülme sıklığını dramatik şekilde değiştirmiştir. Bu durum, sadece termometrelerin yükselmesi değil, sağlık sistemlerinin alışık olmadığı ve biyolojik sınırları zorlayan bir termal stres yüküyle karşı karşıya kalması anlamına gelmektedir. Sıcaklığın insan fizyolojisi üzerindeki baskısı, vücudun ısı dengesini koruyan mekanizmaların (terleme, cilt kan akımı) iflas etmesiyle başlar. Bu baskı, sadece “sıcak çarpması” olarak adlandırılan doğrudan vakalarla değil, mevcut kronik hastalıkların tetiklenmesi sonucu oluşan ağır hastalanma veya ölüm olarak da kendini gösterir. Isı dengesi için kalbin aşırı çalışması; kalp yetmezliği ve damar içi pıhtılaşma riskini artırır. Artan sıcaklık, yer seviyesindeki ozon ve partikül kirliliğini tetikleyerek KOAH ve astım ataklarını şiddetlendirir. Sıvı kaybı, elektrolit dengesizliği ve böbrek yetmezliğine yol açarak diyaliz hastaları için hayati risk oluşturur. 2003 Avrupa sıcak dalgasında 15 bini yalnızca Fransa’da olmak üzere 70 binin üzerinde fazladan ölüm kaydedilmiştir. Ülkemizde yapılan bazı akademik çalışmalarda da 2003-2017 yılları arasında yalnızca İstanbul’da aşırı sıcaklar nedeniyle 4 binin üzerinde fazladan ölüm yaşandığı bildirilmiştir. Yaşlılar (75+) susama refleksinin azalması ve ısı düzenleme kapasitesinin zayıflaması nedeniyle en yüksek risk grubudur. Diyabet, kalp ve böbrek hastaları sıcak hava dalgalarına karşı savunmasızdır. İnşaat ve tarım işçileri, açık havada çalışmaya bağlı olarak mesleki maruziyet nedeniyle doğrudan risk altındadır. Risk, sadece termometrenin kaç dereceyi gösterdiğiyle değil; o sıcaklığın hangi sosyal sınıfa, hangi barınma kalitesine ve hangi "yalnızlık" düzeyine çarptığıyla doğrudan ilişkilidir. 2003’te Paris’te yaşanan sıcak hava dalgaları felaketi, riskin mekânsal ve sosyal boyutunu netleştirmiştir. Sıcak hava dalgaları nedeniyle ölenlerin büyük çoğunluğu yalnız yaşamakta, yaklaşık yarısı kötü havalandırılan evlerde ikamet etmekteydi. Sosyal izolasyon, yardım çağırma sürecini imkansızlaştırarak ölüm oranlarını çarpan etkisiyle artırmıştır. Türkiye, iklim krizinin "sıcak noktası" olan Akdeniz Havzası'ndaki konumu nedeniyle çok ciddi bir tehdit altındadır. Ülkenin demografik ve kentsel ısı adası yapısı, bu tehdidi bir sistemik krize dönüştürme potansiyeline sahiptir. Türkiye'deki yüksek kötü kentleşme düzeyi ve betonlaşma, sıcak hava dalgalarını sıradan bir olay olmaktan çıkarıp, milyonlarca insanı etkileyebilecek, iklim göçlerini ve kentsel altyapı krizlerini tetikleyebilecek bir soruna dönüştürmektedir. Sıcak hava dalgalarına karşı başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere, diğer bakanlıkların ve paydaşların yetki ve sorumlulukları netleştirilmelidir. Meteoroloji ile entegre biçimde sağlık temelli eşikler saptanmalı, risk gruplarına yönelik farkındalık çalışmaları artırılmalıdır. Yalnız yaşayan yaşlılar ve hastalar önceden belirlenmeli ve yerel yönetimler ve sağlık ekipleri tarafından belli aralıklarla kendileriyle iletişim kurulmalıdır. Acil servislerde kapasite artışı sağlamak amacıyla, “Yeşil alan” yaklaşımı sona erdirilmeli, acil servisler yalnızca acil hastalara hizmet sunacak biçimde düzenlenmelidir. Dış ortamda çalışan emekçiler için ısı düzeyine göre çalışma saatleri düzenlenmeli, dinlenme araları artırılmalı, suya erişim ve kişisel koruyucu donanım sağlanmalıdır. Sıcak hava dalgaları, Türkiye'nin iklim krizine karşı mücadelesinde "en ölümcül" ancak "en az görünür" alanlardan biridir. Ulusal ve yerel düzeyde eylem planlarının uygulamaya konulması kaçınılmazdır. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere ilgili bakanlıkları iklim krizine ve sıcak hava dalgalarına karşı risk gruplarını korumak üzere görevlerini yapmaya çağırıyoruz.

Bursa Milletvekili Pala: Denizlerimiz büyük risk altında Haber

Bursa Milletvekili Pala: Denizlerimiz büyük risk altında

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, 23 Ekim 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nde yapılan değişikliklerin uluslararası standartlarla örtüşmediğini ve doğal hayatı ciddi ölçüde tehdit ettiğini belirtti. Konuya ilişkin Pala, “Yönetmelikte yapılan değişikliklerle, inorganik atıkların korunan alanlar hariç olmak üzere deniz derinliğinin 250 metrenin üzerinde olduğu oksijensiz bölgelere borularla taşınarak bertaraf edilmesine, bu alanların ‘yutak alan’ ilan edilerek karbon depolanması amacıyla kullanılmasına izin verilmiştir. Akademik çalışmalar, deniz tabanına boru hattı ile atık bırakılması gibi uygulamalarda temel riskin yalnızca atığın kimyasal içeriğinden kaynaklanmadığını; aynı zamanda partikül birikimi nedeniyle dip canlılarının doğal yaşam alanının örtülmesi ve ekosistemin kendini toparlama sürecinin yavaşlaması gibi etkilerin de belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye açısından Karadeniz bu alanda özellikle dikkatli olunması gereken bölgelerden biridir. Karadeniz’de canlı yaşamına elverişli tabaka kalınlığı oldukça sınırlı ve bu tip atık bertaraf yöntemleriyle daha da incelme riski altındadır” açıklamasında bulundu. Bu nedenle Pala, yönetmelikte yapılan değişikliklerin bilimsel dayanağı, uluslararası iyi uygulamalarla uyumu ve takibine yönelik Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan Murat Kurum, kendisine 24 Mart 2026 tarihinde iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesince öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Bakanlık aldığı kararların çevre etkisini halktan gizliyor!” Milletvekili Pala, öncelikle yönetmelikteki değişikliklerle birlikte atık bertarafına izin verilen alanların nerede olduğunu, 250 metre derinlik eşiğinin hangi bilimsel standartlara göre belirlendiğini ve bu alanda yürütülen çevresel etki değerlendirmelerinin sonuçlarını sordu. “Doğal yaşamın son derece kırılgan olduğu denizlerin sanayi faaliyetleri için kontrolsüzce kirletilmesine izin verilemez. Halihazırda Marmara Denizi, kontrolsüz izinler ve denetimsizliğin sonunda hem doğal hayatı hem de insan sağlığını doğrudan tehdit eden bir kirlilik sorunuyla karşı karşıyadır. Bakanlığın yönetmelikte değişiklik yapmadan önce yürüttüğü çalışmaları kamuoyuyla paylaşmaması, şirketlerin kârı uğruna kararların sorumsuzca alındığı kaygısını güçlendirmektedir” eleştirisinde bulundu. Bununla beraber Pala, yapılan değişiklikte bazı tanımların net olmadığını, bu durumun ise hesap verebilirliği zayıflattığını ifade etti. “Değişiklik metninde atıkların borular ile bertaraf edilebilecek alanlar içinde ‘korunan’ alanların hariç tutulacağı ve yalnızca ‘tehlikesiz inorganik atıkların’ bertarafına izin verileceği belirtilmektedir. Buna karşın ne değişiklik metninde ne de kamuoyuna yapılan açıklamalarda korunan alanların kapsamına veya tehlikesiz görülen atıkların türlerine dair resmi bir sınıflandırma yer almaktadır. Bu kavramlara yönelik net çerçevelerin oluşturulması hem atık yönetiminin denetimi hem de biyolojik çeşitliliğin korunması için hayati önemdedir. Örneğin, tuzluluğu yüksek atıkların deniz suyundan daha ağır bir tuzlu su kütlesi olarak dipte yayılabildiği, yoğunluk farkı nedeniyle dipte yayılım bulutu oluşturabildiği ve bu durumun doğal yaşam koşullarını değiştirebildiği bilimsel çalışmalarda gösterilmektedir. Ülkemizin denizlerinde geri dönüşü çok zor zararların önüne geçilebilmesi için Bakanlık aldığı kararların çevresel etkileri konusunda şeffaf olmalı, ayrıntılı bir izleme yürütmeli ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmalıdır” çağrısında bulunarak açıklamalarını noktaladı.

CHP'li Kayıhan Pala: Üniversitelerde tıp fakülteleri para karşılığı satılıyor Haber

CHP'li Kayıhan Pala: Üniversitelerde tıp fakülteleri para karşılığı satılıyor

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Pamukkale Üniversitesi’nde 2022-2023 akademik yılında yabancı öğrenci alımlarında usulsüzlük yapıldığına ilişkin iddialar hakkında Millî Eğitim Bakanına bir soru önergesi verdi. Bakan, soru önergesine yasal süre geçtikten sonra yanıt verebildi, ancak verilen yanıtlar iddiaların ağırlığı karşısında son derece eksik ve yetersiz kaldı. Konuya ilişkin Pala, “Kamuoyuna yansıyan iddialara göre Pamukkale Üniversitesi’nde, başta tıp ve diş hekimliği programları olmak üzere çeşitli programlara, sınav puanlarının sistem üzerinde değiştirilmesi yoluyla yaklaşık 140 öğrencinin kaydedildiği ileri sürülmektedir. Sınav puanı gibi belirleyici bir verinin, para karşılığı ve usulsüz biçimde değiştirilebilmesi, yalnızca bir üniversitenin kayıt sürecine ilişkin teknik bir sorun değildir. Bu durum, kamu kurumlarına duyulan güveni, akademik liyakat ilkesini, yükseköğretimde eşitliği ve sağlık emek gücünün niteliğini doğrudan ilgilendirmektedir. Tıp ve diş hekimliği gibi insan sağlığıyla doğrudan ilişkili alanları da kapsayan haksız yerleştirme iddiaları ortadayken, Bakanlığın yanıtı idari sorumluluğun yerine getirilmediğini ve denetim kapasitesinin son derece yetersiz olduğunu göstermektedir” açıklamasında bulundu. Pala’nın iddialara ilişkin 20 Nisan 2026 tarihinde verdiği soru önergesine Bakan Yusuf Tekin, Anayasa’nın 98. maddesince öngörülen on beş günlük yasal süre dolduktan çok sonra ancak 23 Haziran 2026 tarihinde yanıt verebildi. “Bakanlık, iddialar karşısındaki sorumluluğunu reddediyor!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinde öncelikle Pamukkale Üniversitesi’nin öğrenci kayıt sisteminde sınav puanlarının sonradan nasıl değiştirilebildiğini, Türkiye’de kaç üniversitede benzer bir durum bulunduğunu ve konu hakkında Bakanlığa daha önce kaç bildirim yapıldığını sordu. Bakanlığın iddialar karşısında sorumluluk almaktan kaçındığını belirten Pala, “Millî Eğitim Bakanlığı, iddialar karşısında kendi denetim sorumluluğunu reddetmiş, verdiği yanıtta yalnızca Pamukkale Üniversitesi’nden gelen yazıyı aktarmakla yetinmiştir. Örneğin, Bakanlığa öğrenci kayıt sisteminde sınav puanlarının öğrenci kabulünden sorumlu birim tarafından değiştirilebilmesinin risklerine yönelik soru yöneltilmiş; üniversitenin yazısı içinde bu soruya ‘Millî Eğitim Bakanlığı’nın herhangi bir çalışma yürütüp yürütmediğine dair herhangi bir malumatımız bulunmamaktadır’ şeklinde yanıt verildiği görülmüştür. Bakanlık, iddiaları Pamukkale Üniversitesi’yle sınırlandırarak ülke çapındaki denetim zafiyetlerini kamuoyundan gizlemeye çalışmaktadır. Oysa bu alandaki usulsüzlüklerin yalnızca bir kurumla sınırlı kalmadığı açıktır. Yakın zamanda Gaziantep Üniversitesi’nde de yabancı uyruklu öğrencilerin 20 bin dolar karşılığında tıp ve diş hekimliği fakültelerine kaydedildikleri iddiaları kamuoyuna yansımıştır. Kazanılması çok zor olan bu fakültelere para karşılığı, haksız ve usulsüz öğrenci kaydedilmesi asla kabul edilemez. Bakanlık, kamuoyuna derhal hesap vermelidir” ifadeleriyle Bakanlığı sert bir biçimde eleştirdi. “Adli süreçler şeffafça yürütülmedikçe benzer olayların önüne geçmek mümkün değildir!” Devamında Pala, adli süreçlerin şeffaf yürütülmedikçe gerekli önlemlerin etkili bir şekilde alınamayacağını ifade etti. Pala, soruşturma sürecinde bir öğrencinin 504 olan sınav puanının, en yüksek puanın 600 olabileceği halde 678 olarak değiştirildiğinin ortaya çıktığını hatırlattı. Soru önergesinde böyle bir değişikliğin teknik olarak nasıl mümkün olduğunu, bu işlem sonrasında neden herhangi bir uyarı sisteminin devreye girmediğini ve iddialar karşısında hangi idari işlemlerin yürütüldüğünü sordu. Bakanlık bu soruya da yanıt veremedi. Pala, “Bakanlığın yanıtında usulsüzlüğün kök nedenlerine dair herhangi bir bilgi yer almamakta, ilgili sorular ‘adli süreç devam etmektedir’ denerek geçiştirilmektedir. Gaziantep Üniversitesi örneğinde de görüldüğü gibi ortadaki risk yükseköğretim sisteminin genelini ilgilendirmektedir. Bakanlığın mevcut tabloyu ciddiye almaması ve gerekli önlemleri hayata geçirmemesi, sağlık alanı da dahil olmak üzere lisans eğitiminin niteliğine ciddi zarar vermektedir. Bakanlık derhal geriye dönük kapsamlı bir tarama yürütmeli, adli süreçlerin takvimini ve sonuçlarını yayımlamalı ve bundan sonra benzer olaylar yaşanmasın diye alınan önlemleri kamuoyuyla paylaşmalıdır” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Sağlıkta yangın güvenliği alarmı: Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan yeni eylem planı çağrısı Haber

Sağlıkta yangın güvenliği alarmı: Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan yeni eylem planı çağrısı

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, son yıllarda sağlık kuruluşlarında meydana gelen yangınların, yangın müdahale sistemlerinin yeterliliği ve Sağlık Bakanlığı’nın bu alandaki denetimlerine dair kamuoyunda endişe yarattığını ifade etti. Pala, hastanelerin yüksek riskli yapılar olduğunu vurgulayarak, yangın güvenliğinin yalnızca teknik bir konu değil, doğrudan bir hasta güvenliği ve halk sağlığı sorunu olduğunu belirtti. Hastane yangınları hastaların ve sağlık çalışanlarının yaşamını tehdit ediyor. Örneğin 2009’da Bursa'da Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi'nde çıkan yangında Yoğun Bakım Servisi'nde yatan 8 hasta; 2020’de Gaziantep'te SANKO Üniversitesi Özel Sani Konukoğlu Hastanesinde çıkan yangında 9 hasta; aynı yıl Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Hastanesi'ne bağlı Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı binasında çıkan yangın sonucu bir hasta ve 2023’te İstanbul’da Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çıkan yangında 3 kişi hayatını kaybetti. Bazı hastalar ve sağlık çalışanları da yaralandı. Konuya ilişkin Pala, “Hastaneler; yataklı tedavi hizmetlerinin sunulduğu, hareket kabiliyeti kısıtlı, yaşlı, çocuk, engelli, ameliyat sonrası bakım ve yoğun bakım hastalarının bulunduğu yüksek riskli yapılardır. Yangın anında kendi başına tahliye olamayacak hastaların bulunduğu sağlık kuruluşlarında yangın müdahale sistemlerinin ve acil çıkışların eksiksiz çalışması yaşamsal önemdedir. Özellikle, Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik’te yapılan değişiklikler sonrası sağlık kuruluşlarında yaşanan yangınlar, Sağlık Bakanlığı’nın yönetmelik hükümlerine ne ölçüde uyabildiğine ve uygulamaları ne düzeyde denetleyebildiğine dair açıklama yapmasını gerektirmektedir” dedi. Prof. Dr. Pala, kamuya açık sağlık kuruluşlarındaki yangın müdahale sistemlerinin kapasitesi, personel eğitimleri ve denetimlerin detaylarına yönelik Sağlık Bakanlığı’na bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan Kemal Memişoğlu, kendisine 3 Mart 2026 tarihinde iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesince öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Bakanlık, önergeyi yanıtlamayarak yangın riskine karşı sorumluluğunu gözden kaçırmaktadır! Riskli hastaneler derhal açıklanmalı!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinde öncelikle son beş yıl içinde kaç hastanede yangın denetimi yapıldığını, kaç hastanede eksiklik tespit edildiğini ve yangın güvenliği açısından yetersiz bulunan hastaneler hakkında ne tür idari yaptırımlar uygulandığını sordu. Pala, “Bakanlık, ilgili soruları yanıtlamayarak hastanelerdeki yangın tehdidinin yarattığı hayati riske karşı sorumluluk almadığını göstermektedir. Yangın güvenliği açısından riskli olduğu tespit edilen hastanelerin açıklanamaması hem denetim hem de uygulama alanındaki zafiyetlerin kamuoyundan gizlendiği düşüncesini güçlendirmektedir.” açıklamasında bulundu. “Yeni bir eylem planı şart; özellikle yoğun bakım gibi riskli birimler için çalışmalara derhal başlanmalı!” Pala, olası can kayıplarının ve yaralanmaların önlenmesi amacıyla, hastanelerin yangın güvenliği açısından gözden geçirileceği ve gerekli önlemlerin alınmasının sağlanacağı bir eylem planı hazırlanması gerektiğini ifade etti. “Yoğun bakım, ameliyathane ve acil servis gibi yüksek riskli birimler bu çalışmalar içinde önceliklendirilmelidir. Yüksek riskli birimlerde yangın anında uygulanacak tahliye planları hazırlanmalı; hareket kabiliyeti kısıtlı, yoğun bakım altındaki hastaların tahliyesi için özel ekipmanlar her hastanede bulundurulmalıdır. Sağlık personeline yangınla mücadele, tahliye ve acil durum yönetimi konusunda düzenli eğitim verilmesi de ertelenemez bir zorunluluktur. Bakanlık, sağlık kuruluşlarında olası bir yangının yaratacağı etkileri ciddiye almalı ve yürüttüğü çalışmaların hesabını kamuoyuna vermelidir” dedi.

CHP'li Pala'dan ithal et uyarısı: "Yasaklı hormon ve ciddi sağlık riski var!" Haber

CHP'li Pala'dan ithal et uyarısı: "Yasaklı hormon ve ciddi sağlık riski var!"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Türkiye’nin Brezilya başta olmak üzere Güney Amerika ülkelerinden yoğun biçimde canlı hayvan ve et ürünü ithal ettiğini ve son dönemde uluslararası et tedarik zincirinde halk sağlığını tehdit eden zafiyetler yaşandığını belirtti. Konuya ilişkin Pala, “Yakın zamanda Hollanda’nın Brezilya’dan ithal ettiği bazı kırmızı et ürünlerinde Avrupa Birliği’nde ve Türkiye’de yasaklı olan bir büyüme hormonu tespit edildiği bildirilmiştir. Bu olay, menşei ülkelerde yaşanan denetim zafiyetlerinin tedarik zincirinde hızla yayılabildiğini bir kez daha göstermektedir. Türkiye’nin de Brezilya başta olmak üzere Güney Amerika ülkelerinden yoğun biçimde canlı hayvan ve et ithal ettiği bilindiğinden, bu ürünlerde hormon kalıntısı ve yasaklı maddelere yönelik denetimlerin sonuçlarıyla birlikte kamuoyuna açıklanması gerekmektedir. Özellikle Kurban Bayramı döneminde canlı hayvan ve et ticareti yoğunluk kazanırken, bu maddelerin gıdalar yoluyla insanlara geçebilmiş olması ciddi bir halk sağlığı riski oluşturmaktadır” açıklamasında bulundu. Prof. Dr. Pala, Tarım ve Orman Bakanlığı’na 3 Mart 2026 tarihinde ithal edilen canlı hayvan ve kırmızı et ürünlerinde hormon, ilaç kalıntısı ve benzeri yasaklı maddelere yönelik denetimlerin kapsamı ile sonuçlarına dair detaylı bilgi talep ederek kapsamlı bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan İbrahim Yumaklı, kendisine iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Sentetik hormonlar büyüme bozukluklarından diyabete çok ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor!” Prof. Dr. Pala, sentetik hormonların gıda yoluyla insan vücuduna geçmesi halinde doğrudan ve dolaylı çok sayıda sağlık tehdidiyle karşılaşılabileceğini, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ise soru önergesini yanıtlamayarak bu tehdidi yok saydığını ifade etti. “Bu maddelerin insanla teması halinde öncelikle çocukların sağlıklı büyümesinde olumsuzluklara yol açabileceği, erken ergenlik riskini artırabileceği ve insülin direnci üzerinden tip 2 diyabet riskini yükseltebileceği bilinmektedir. Ayrıca bu hayvanlarda enfeksiyonların daha sık görülebilmesi nedeniyle antibiyotik kullanımı artmakta ve artan kullanım antibiyotik direnci bakımından ek bir risk alanı oluşturmaktadır. Gıdalar yoluyla insanlara geçen ilaç kalıntıları nedeniyle antibiyotik direnci insanlar arasında da yaygınlaşmakta ve bu durum gelecekte karşılaşılan enfeksiyonların tedavisini güçleştirmektedir” uyarısında bulundu. “Ülkemizde insan, hayvan ve çevre sağlığını beraber geliştirecek bir ‘Tek Sağlık’ sistemine ihtiyaç var!” “Halk sağlığı içinde çok büyük bir paya sahip hayvan sağlığı ve gıda güvenliğinin sorumluluğu Tarım ve Orman Bakanlığı’na aittir. Bakanlık, soru önergesini yanıtlamayarak kamuoyuna karşı sorumluluğunu reddetmektedir. Özellikle Kurban Bayramı gibi bir dönemde denetimlerin ve kamuoyunu bilgilendirici faaliyetlerin artırılması gerekirken, riskler açıkça halktan gizlenmektedir” eleştirisinde bulunan Pala, Bakanlığın derhal son on yılda ithal ettiği canlı hayvan ve et ürünlerinin nereden geldiğini ve kaç denetim yaptığını açıklamasını istedi. “Bu ürünlerde yasaklı hormon ve ilaç kalıntısı tespit edilmiş ise insanların tüketimine izin verilemez. Bakanlık bu konuda şeffaf olmalı, eğer ortada tehdit varsa geri çağırma ve piyasadan toplatma kararlarını hızla almalıdır. İnsan sağlığı, hayvan sağlığı ve çevre sağlığı bir arada ele alınmadıkça halk sağlığının etkili bir şekilde korunması mümkün değildir. Ülkemizde bu üç alanın ortak olarak geliştirildiği, ‘Tek Sağlık’ anlayışını benimseyen bir sisteme ihtiyaç vardır” diyerek sözlerini noktaladı.

Bursa Milletvekili Pala’dan meclis’te deprem çağrısı: "Kamu hastanelerinin analiz sonuçlarını açıklayın" Haber

Bursa Milletvekili Pala’dan meclis’te deprem çağrısı: "Kamu hastanelerinin analiz sonuçlarını açıklayın"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, kamu hastanelerinin depreme dayanıklılığına ilişkin Sağlık Bakanlığı’na 25 Şubat 2026 tarihinde yönelttiği soru önergesinin yanıtsız bırakılmasına tepki gösterdi. Pala, 6 Şubat depremlerinin sağlık tesislerinin dayanıklılığı konusunun yaşamsal önemini bir kez daha ortaya koyduğunu, buna karşın Bakanlığın ne sağlık çalışanların ne de hastaların güvenliği noktasında sorumluluğunu yerine getirmediğini belirtti. Konuya ilişkin Pala, “Türkiye, bir deprem ülkesi. 6 Şubat depremleri başta olmak üzere, yaşanan büyük afetler; kamu binalarının, özellikle de sağlık tesislerinin depreme dayanıklılığı konusunun yaşamsal önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Deprem anında ve sonrasında sağlık hizmetinin kesintisiz sürdürülmesi, yalnızca idari bir tercih değil; devletin anayasal yükümlülüğüdür. Buna karşın, Bakanlık çeşitli illerde depreme dayanıksız olduğu yönünde teknik rapor bulunduğu iddia edilen hastaneler hakkında kamuoyuna bir açıklama yapmamış, bu konu hakkında iletilen soru önergelerini yanıtsız bırakmaya devam etmektedir. Eğer depreme dayanıksız olduğu raporlanan hastaneler, Hatay’da 6 Şubat öncesinde olduğu gibi, hâlen aktif olarak hizmet veriyorsa, bu durum hem sağlık çalışanlarının hem de hastaların güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir” eleştirisinde bulundu. “Bakanların soru önergelerine yanıt vermesi Anayasa uyarınca bir zorunluluktur,” diyen Pala, soru önergelerinin yanıtsız bırakılmasını Meclis’in denetim yetkisinin fiilen işlevsizleştirilmesi olarak nitelendirdi. Pala’nın konuya ilişkin Sağlık Bakanlığı’na 21 Ocak 2024 tarihinde ilettiği önceki iki soru önergesine de anayasal süre içerisinde yanıt verilmemişti. “Sağlık yatırımları için yeterli finansman ayrılmaması, sağlık çalışanlarının ve hastaların güvenliğini riske atıyor!” Milletvekili Pala, 25 Şubat tarihli soru önergesinde Sağlık Bakanlığı’na kamu hastanelerinde son 10 yıl içinde kaç deprem performans analizi yapıldığını ve bu çalışmaların sonuçlarını sordu. Pala, “Bakanlık bu sorulara yanıt vermeyerek geçmiş afetlerden ders alınmadığını ve bu alanda bir çalışma olmadığını doğrulamaktadır. 6 Şubat depremlerinde dayanıksızlığı sebebiyle İskenderun ve Antakya’da yıkılan hastanelerde çok sayıda sağlık çalışanı ve hasta hayatını kaybetmişken, dayanıksızlığı raporlanan hastanelerin hizmete devam etmesi kabul edilemez. Bakanlık sebebi olduğu can güvenliği riskinin idari sorumluluğunu almalı, kamuoyuna hesap vermelidir” dedi. Deprem performans analizlerinin bir an önce başlatılması gerektiğini ifade eden Pala, öncelikle birinci derece deprem bölgesinde yer alan sağlık kuruluşlarının değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Açıklamasının sonunda Pala, “Bakanlık bu bölgelerde kaç hastanenin ‘güçlendirme gerekli’, ‘riskli’ veya ‘yıkılıp yeniden yapılması’ şeklinde raporlandığını kamuoyuna duyurmalı, aradan geçen süre boyunca tahliye ve yeniden yapım işlemlerinin neden yürütülmediğini açıklamalıdır. Depremden etkilenen bölgelerde birinci basamak sağlık kuruluşları başta olmak üzere, kamu sağlık kuruluşlarına ilişkin hedeflerin gerçekleştirilemediği açıktır. Sağlık alanına ayrılan yetersiz kamu finansmanının yükü sağlık çalışanları ve hasta güvenliği riske atılarak telafi edilemez” çağrısında bulundu.

CHP'li Kayıhan Pala’dan görme engelli diyabet hastaları için cihaz çağrısı! Haber

CHP'li Kayıhan Pala’dan görme engelli diyabet hastaları için cihaz çağrısı!

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, görme engelli Tip 1 diyabet hastalarının kan şekerlerini doğru takip edebilmeleri için sesli uyarı sistemine sahip Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerine erişiminlerinin gerekli olduğunu, ancak bu cihazların geri ödenmesi noktasında ciddi engeller yaşandığını belirtti. Prof. Dr. Pala, modern cihazların sağlık etkisine ilişkin, “Tip 1 diyabet, yaşam boyu süren ve düzenli kan şekeri takibini zorunlu kılan kronik bir hastalıktır. Diyabet yönetiminde kan şekeri düzeylerinin düzenli ve doğru şekilde izlenememesi; hipoglisemi ve hiperglisemi atakları başta olmak üzere ani riskler doğurabilmektedir. Görme engelli Tip 1 diyabet hastaları, geleneksel parmak delme yöntemiyle yapılan ölçümlerde kanı test çubuğuna denk getirme ve sonucu okuma gibi aşamalarda ciddi zorluklar yaşamaktadır. Bu durum, görme engelli hastalarda kan şekerindeki ani değişimlerin fark edilememesine ve hayati tehlike yaratabilecek gecikmelere yol açmaktadır. Bu nedenle, görme engelli hastalar için sesli uyarı özelliği bulunan Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerine erişim tıbbi bir zorunluluktur” açıklamasında bulundu. Prof. Pala, Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (KDK) 26 Aralık 2025 tarihli kararında, Tip 1 diyabet hastalarının sürekli kan şekeri izlemi yapan sistemler gibi yeni geliştirilen teknolojilere erişiminin bir hak olduğunu belirttiğini ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na bu cihazların geri ödeme kapsamına alınması yönünde tavsiyede bulunduğunu kaydetti. KDK’nın önerisine rağmen yetişkin ve görme engelli bireyler için Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerinin Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında tam geri ödeme listesine alınmadığını belirten Pala, bu alandaki çalışmaların ayrıntılarına yönelik bilgi talep ettiği iki soru önergesi hazırladı. Buna karşın, kendilerine 9 Şubat 2026 tarihinde iletilen soru önergelerine ne Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ne de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal sürede yanıt verebildi. “SGK, Kamu Denetleme Kurumu’nun önerisini dikkate almıyor; cihazlara erişimde yaş engeli kabul edilemez!” Prof. Dr. Pala, yönelttiği soru önergelerinde öncelikle SGK ve Sağlık Bakanlığı’nın KDK kararı doğrultusunda, sesli uyarı sistemine sahip Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerinin görme engelli diyabet hastaları açısından tıbbi zorunluluk olup olmadığına ilişkin resmi bir değerlendirmede bulunup bulunmadığını sordu. “Bakanlıkların iletilen soru önergelerine yanıt verememesi, görme engelli diyabet hastalarının sağlık hakkına erişimde karşılaştığı hayati engelin görmezden gelindiğini göstermektedir. Sağlık Bakanlığı, sağlığa erişimde karşılaşılan bu eşitsiz uygulamanın hastalar üzerindeki etkisini gizlemektedir. KDK’nın önerisi de ortadayken, bu cihazların görme engelli hastalar için tıbbi bir zorunluluk olduğu neden anlaşılmamaktadır?” eleştirisinde bulundu. Pala, Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerinin, geri ödeme kapsamına alınması gerektiğini vurguladı. “Engelli bireylerin de herkes gibi sağlık hizmetlerine eşit ve güvenli erişimi anayasal bir haktır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, hasta dernekleri, engelli örgütleri ve meslek odalarının çağrılarını dikkate alarak bu cihazları derhal tam geri ödeme kapsamına almalıdır. Yalnızca bu olgu bile Sağlıkta Dönüşüm Programı adı altında ticarileştirilen ve kamu kaynaklarının son derece yetersiz kaldığı sağlık sistemindeki zafiyetleri gözler önüne sermektedir. Ülkemizde sağlığa ayrılan kamu kaynakları artırılmalı ve tüm yurttaşların ihtiyaçları doğrultusunda nitelikli sağlık hizmetlerine eşit, zamanında ve ücretsiz erişimleri güvence altına alınmalıdır. Aksi takdirde sağlık hakkı ihlallerinin önüne geçmek mümkün değildir” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.