Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta peş peşe yaşanan iki okul saldırısı, Türkiye’nin uzun süredir görmezden geldiği bir gerçeği; yani birikmiş ihmallerin sonucunu yüzümüze sert bir biçimde vurdu!
Ardı ardına iki günde yaşanan bu olaylar okulların güvenli alan olma vasfını ciddi anlamda zedeledi.
İşin daha vahim yanı ise toplumsal refleksimiz bir ezberin ifadesi gibi…
Her zaman olduğu gibi birkaç gün gündemde kalacak konu, zamanla unutulup gidecek! Ta ki yeni bir olay yaşanana kadar…
Nasıl ki 6 sene önce “kayboldu” denilerek haberi yapılan Gülistan Doku’nun, birkaç hafta sonra unutulduğu gibi. (Allah’tan Gülistan’ı, biz unutsak da Tunceli Cumhuriyet Başsavcımız Sayın Ebru Cansu unutmadı ve gereğini yapıyor!)
Ve olayların ardından nedense ilk merak edilen saldırganların profili oluyor. 7 sülalesinden sosyal medya paylaşımlarına varana kadar saldırganlara ait bilgiler üzerine sansasyonel haberler yapılıyor.
Oysa asıl sorgulanması gereken konu, suça karışan çocuklarımızı bu noktaya getiren zemin…
Bu zeminle ilgili sorun da “faili meçhul” olamaz!
Kaldı ki bu toplumsal bir mesele ve herkes elini taşın altına koymalı!
***
Malum bu korkunç olayların ardından okullardaki güvenliği sorgulamaya başladık. Sıcağı sıcağına tartışmalar sürerken, çözüm için öne çıkan öneri ise “eğitim kurumlarında güvenlik tedbirlerinin artırılması” oldu.
Peki her okulun kapısına güvenlik görevlisi koymak, asayiş ekiplerini okul çevrelerinde devriyeye çıkarmak, bu sorunun çözümü için yeterli olacak mı?
Elbette ki hayır!
Çünkü buradaki temel sorun bir gencin/çocuğun okula silahla girmesi değil…
Asıl sorun bu çocukları silahla okula getiren nedenler…
Ve öncelikle şu sorulara cevap bulmak gerekiyor:
Gençler neden bu kadar öfkeli, neden bu kadar yalnızlık hissine kapılıyor?
Ebeveynler ile çocuklar arasındaki iletişimsizliğin sebepleri ne?
Çocuklarımız, gençlerimiz son yıllarda neden bu kadar kontrolsüz dijital şiddete maruz bırakıldı?
Okullarda psikolojik destek mekanizmaları neden yetersiz?
Bu toplum büyüğe saygıyı, küçüğe sevgisini neden yitirdi?
Yarınlarımızın teminatı olan yavrularımız, rahatlıkla bir cana kıyabilme duygusuna nasıl kapıldı?
Ne acı ki uzun süredir “çocuk katil” diye bir kavram hayatımızda ve pek çok sosyal ve çevresel etken ile resmen bulaşıcı hastalık gibi bir hal almış durumda…
Bizim ülkemizde 14-15-16 yaşlarındaki çocuklar “çocuk katil” oluyorlar artık ve yine aynı yaşlarda olan Ahmet’ler, Atlas’lar öldürülüyor. Bizim ülkemizde 14 yaşındaki çocuklar elinde silahlarla okullarda terör estirerek katliam yapıyor.
Hatta çizgi film karakterleriyle isimlendirilen organize suç örgütlerinin tetikçisi oluyor…
***
Peki, bize ağır faturalar ödeten bu vahim tablonun sadece tek bir sebebi olabilir mi?
Yahu okullar sadece akademik bilgi veren yerler mi?
Kaldı ki o akademik bilginin yeterliliği bile tartışılır duruma geldi.
Ülkemizde rehberlik eğitimi adı altında okullarda çocuklara ölü yıkamayı izletenler, bugün olan olaylar karşısında acaba ne yapmayı planlıyorlar? Çocuklara ölü namazı kılmayı öğretenler bu vahşet ve kaos konusunda nasıl tedbirler alacaklar?
"Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum" projesi ile manevi danışman adı altında okullara atanan imam hatipler, din görevlileri hangi değerlere sahip çıkmayı öğretiyor gençlerimize, çocuklarımıza?
Biri buna lütfen cevap versin. Ve lütfen samimi olun!
Teşbihte hata olmaz:
Eldeki bomba resmen patladı!
Ülkemizde pek çok okulda rehberlik servisleri yetersiz, öğrenci başına düşen psikolojik danışman sayısı düşük ve maalesef riskli davranışları önceden tespit edecek sistem zayıf…
Bu durumu değiştiremeden okulların kapısına birer güvenlik görevlisi koysanız ne olur, koymasanız ne olur!
Ve bir kişi de çıkıp biz yapamadık, başaramadık demiyor, diyemiyor ya!
***
Bir diğer kritik başlık ise silaha kolay erişim…
Nasıl oluyor da gençlerimiz bu kadar kolay silaha erişebiliyor?
Evlere bu kadar sık silah girişi nasıl bu kadar kolay hale geldi?
Belli bir kesim dışında hemen herkesin evinde silah bulunur hale geldi!
Bu çok korkunç değil mi?
Denetim mekanizmaları, bireysel silahlanma politikaları ve aile içi kontrol konuları artık daha açık konuşulmak zorunda.
Çünkü önlem almaya bu vahşetler yaşanmadan önce başlanmalıydı.
Bu sonuç göz göre göre geldi ve şimdi kimse timsah gözyaşı dökmesin!
***
Toplumsal sorunları oluşturan etkenler zincirlemedir.
Bugün yaşadığımız bu korkunç olaylarda medyanın da büyük sorumluluğu olduğu tartışılmaz.
“Faili” merak unsuru haline getiren anlatımlarla, detayları abartarak sunan içeriklerle, şiddeti normalmiş gibi gösteren ifadelerle medya daha çok riskler üretecek durumdadır…
Zaten medyanın karşısında bilinçsiz bir tüketici topluluğu var. Ve maalesef ne gelirse alıp sindiriyor!
***
“Peki nasıl çözülecek?” diye sorarsanız…
Çözüm tek başlıkta mümkün görünmüyor.
Öncelikle fabrika ayarlarımıza dönmek zorundayız.
Okullarda psikolojik destek sistemleri mi güçlendirilir, riskli öğrencileri erken tespit edecek veri ve rehberlik altyapısı mı kurulur, bireysel silahlanma ve erişim daha sıkı mı denetlenir, ailelere yönelik bilinçlendirme programları mı artırılır?
Her ne yapılacaksa bunlar göstermelik değil süreklilik arz etmek durumundadır.
Yoksa bir sorunu sadece kriz anında gündemde tutmak, buzdolabında unutulmuş bozuk yemek misali hiçbir işe yaramayacak…
Ve tekrar söylemek zorundayım:
Bu toplum yeniden fabrika ayarlarına dönmek zorunda.
***
Sorun o kadar büyük ki yazmakla içimizin soğumayacağı, bireysel anlamda çözemeyeceğimiz bir durumla karşı karşıyayız…
Gerçekten çok üzgünüm ve çok öfkeliyim!
Okul, bir çocuğun kendini en güvende hissetmesi gereken yerken eğer o güven sarsılıyorsa, mesele sadece eğitim değil; toplumun bütünüdür.
Bu olayları “üzücü” diyerek geçiştirmek olmaz!
Önemli olan kalıcı değişimi başlatmak.
Şu gerçeği artık kabul edelim:
Bir ülkede çocuklar okulda öldürülüyorsa, artık orada hiçbir şey “yolunda” değildir.
Ve bu tabloyu değiştirmek için hâlâ harekete geçmiyorsak, sorun sadece failler ve aileleri olamaz…
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Asuman Kurt ÖGE
Okullardaki şiddetin sebebi güvenlik sorunu mu?
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta peş peşe yaşanan iki okul saldırısı, Türkiye’nin uzun süredir görmezden geldiği bir gerçeği; yani birikmiş ihmallerin sonucunu yüzümüze sert bir biçimde vurdu!
Ardı ardına iki günde yaşanan bu olaylar okulların güvenli alan olma vasfını ciddi anlamda zedeledi.
İşin daha vahim yanı ise toplumsal refleksimiz bir ezberin ifadesi gibi…
Her zaman olduğu gibi birkaç gün gündemde kalacak konu, zamanla unutulup gidecek! Ta ki yeni bir olay yaşanana kadar…
Nasıl ki 6 sene önce “kayboldu” denilerek haberi yapılan Gülistan Doku’nun, birkaç hafta sonra unutulduğu gibi. (Allah’tan Gülistan’ı, biz unutsak da Tunceli Cumhuriyet Başsavcımız Sayın Ebru Cansu unutmadı ve gereğini yapıyor!)
Ve olayların ardından nedense ilk merak edilen saldırganların profili oluyor. 7 sülalesinden sosyal medya paylaşımlarına varana kadar saldırganlara ait bilgiler üzerine sansasyonel haberler yapılıyor.
Oysa asıl sorgulanması gereken konu, suça karışan çocuklarımızı bu noktaya getiren zemin…
Bu zeminle ilgili sorun da “faili meçhul” olamaz!
Kaldı ki bu toplumsal bir mesele ve herkes elini taşın altına koymalı!
***
Malum bu korkunç olayların ardından okullardaki güvenliği sorgulamaya başladık. Sıcağı sıcağına tartışmalar sürerken, çözüm için öne çıkan öneri ise “eğitim kurumlarında güvenlik tedbirlerinin artırılması” oldu.
Peki her okulun kapısına güvenlik görevlisi koymak, asayiş ekiplerini okul çevrelerinde devriyeye çıkarmak, bu sorunun çözümü için yeterli olacak mı?
Elbette ki hayır!
Çünkü buradaki temel sorun bir gencin/çocuğun okula silahla girmesi değil…
Asıl sorun bu çocukları silahla okula getiren nedenler…
Ve öncelikle şu sorulara cevap bulmak gerekiyor:
Gençler neden bu kadar öfkeli, neden bu kadar yalnızlık hissine kapılıyor?
Ebeveynler ile çocuklar arasındaki iletişimsizliğin sebepleri ne?
Çocuklarımız, gençlerimiz son yıllarda neden bu kadar kontrolsüz dijital şiddete maruz bırakıldı?
Okullarda psikolojik destek mekanizmaları neden yetersiz?
Bu toplum büyüğe saygıyı, küçüğe sevgisini neden yitirdi?
Yarınlarımızın teminatı olan yavrularımız, rahatlıkla bir cana kıyabilme duygusuna nasıl kapıldı?
Ne acı ki uzun süredir “çocuk katil” diye bir kavram hayatımızda ve pek çok sosyal ve çevresel etken ile resmen bulaşıcı hastalık gibi bir hal almış durumda…
Bizim ülkemizde 14-15-16 yaşlarındaki çocuklar “çocuk katil” oluyorlar artık ve yine aynı yaşlarda olan Ahmet’ler, Atlas’lar öldürülüyor. Bizim ülkemizde 14 yaşındaki çocuklar elinde silahlarla okullarda terör estirerek katliam yapıyor.
Hatta çizgi film karakterleriyle isimlendirilen organize suç örgütlerinin tetikçisi oluyor…
***
Peki, bize ağır faturalar ödeten bu vahim tablonun sadece tek bir sebebi olabilir mi?
Yahu okullar sadece akademik bilgi veren yerler mi?
Kaldı ki o akademik bilginin yeterliliği bile tartışılır duruma geldi.
Ülkemizde rehberlik eğitimi adı altında okullarda çocuklara ölü yıkamayı izletenler, bugün olan olaylar karşısında acaba ne yapmayı planlıyorlar? Çocuklara ölü namazı kılmayı öğretenler bu vahşet ve kaos konusunda nasıl tedbirler alacaklar?
"Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum" projesi ile manevi danışman adı altında okullara atanan imam hatipler, din görevlileri hangi değerlere sahip çıkmayı öğretiyor gençlerimize, çocuklarımıza?
Biri buna lütfen cevap versin. Ve lütfen samimi olun!
Teşbihte hata olmaz:
Eldeki bomba resmen patladı!
Ülkemizde pek çok okulda rehberlik servisleri yetersiz, öğrenci başına düşen psikolojik danışman sayısı düşük ve maalesef riskli davranışları önceden tespit edecek sistem zayıf…
Bu durumu değiştiremeden okulların kapısına birer güvenlik görevlisi koysanız ne olur, koymasanız ne olur!
Ve bir kişi de çıkıp biz yapamadık, başaramadık demiyor, diyemiyor ya!
***
Bir diğer kritik başlık ise silaha kolay erişim…
Nasıl oluyor da gençlerimiz bu kadar kolay silaha erişebiliyor?
Evlere bu kadar sık silah girişi nasıl bu kadar kolay hale geldi?
Belli bir kesim dışında hemen herkesin evinde silah bulunur hale geldi!
Bu çok korkunç değil mi?
Denetim mekanizmaları, bireysel silahlanma politikaları ve aile içi kontrol konuları artık daha açık konuşulmak zorunda.
Çünkü önlem almaya bu vahşetler yaşanmadan önce başlanmalıydı.
Bu sonuç göz göre göre geldi ve şimdi kimse timsah gözyaşı dökmesin!
***
Toplumsal sorunları oluşturan etkenler zincirlemedir.
Bugün yaşadığımız bu korkunç olaylarda medyanın da büyük sorumluluğu olduğu tartışılmaz.
“Faili” merak unsuru haline getiren anlatımlarla, detayları abartarak sunan içeriklerle, şiddeti normalmiş gibi gösteren ifadelerle medya daha çok riskler üretecek durumdadır…
Zaten medyanın karşısında bilinçsiz bir tüketici topluluğu var. Ve maalesef ne gelirse alıp sindiriyor!
***
“Peki nasıl çözülecek?” diye sorarsanız…
Çözüm tek başlıkta mümkün görünmüyor.
Öncelikle fabrika ayarlarımıza dönmek zorundayız.
Okullarda psikolojik destek sistemleri mi güçlendirilir, riskli öğrencileri erken tespit edecek veri ve rehberlik altyapısı mı kurulur, bireysel silahlanma ve erişim daha sıkı mı denetlenir, ailelere yönelik bilinçlendirme programları mı artırılır?
Her ne yapılacaksa bunlar göstermelik değil süreklilik arz etmek durumundadır.
Yoksa bir sorunu sadece kriz anında gündemde tutmak, buzdolabında unutulmuş bozuk yemek misali hiçbir işe yaramayacak…
Ve tekrar söylemek zorundayım:
Bu toplum yeniden fabrika ayarlarına dönmek zorunda.
***
Sorun o kadar büyük ki yazmakla içimizin soğumayacağı, bireysel anlamda çözemeyeceğimiz bir durumla karşı karşıyayız…
Gerçekten çok üzgünüm ve çok öfkeliyim!
Okul, bir çocuğun kendini en güvende hissetmesi gereken yerken eğer o güven sarsılıyorsa, mesele sadece eğitim değil; toplumun bütünüdür.
Bu olayları “üzücü” diyerek geçiştirmek olmaz!
Önemli olan kalıcı değişimi başlatmak.
Şu gerçeği artık kabul edelim:
Bir ülkede çocuklar okulda öldürülüyorsa, artık orada hiçbir şey “yolunda” değildir.
Ve bu tabloyu değiştirmek için hâlâ harekete geçmiyorsak, sorun sadece failler ve aileleri olamaz…
Sorun hepimiziz!