SON DAKİKA
Hava Durumu

Bir 23 Nisan muhasebesi…

Yazının Giriş Tarihi: 23.04.2026 08:15
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.04.2026 22:16

Bugün takvimler 23 Nisan’ı gösteriyor. Sokaklar bayraklarla süslü, balkonlardan kırmızı beyaz umutlar sallanıyor. Okul bahçelerinde çocuk sesleri yankılanıyor; bir yanda şiirler, diğer yanda marşlar… Ancak bu yıl içimizdeki duygular tek renk değil. Bir yanımız bayram coşkusuyla dolup taşarken, diğer yanımız son zamanlarda tanık olduğumuz karanlık haberlerin ağırlığıyla sızlıyor. Çocukların adıyla anılması gereken bir günde, çocukların zarar gördüğü haberlerle yüzleşmek, insanın içini acıtıyor.

Oysa bizim çocukluğumuzda 23 Nisan bambaşka bir heyecandı.

Günler öncesinden hazırlıklar başlardı. Anneler en özenli kıyafetleri hazırlar, ütüler yapılır, ayakkabılar parlatılırdı. Dantelli çoraplar, rengârenk ayakkabılar, saçlara takılan cıvıl cıvıl tokalar… O gün sadece bir bayram değil, aynı zamanda çocuk olmanın en güzel haliydi. Sabah erkenden kalkılır, heyecanla okula gidilirdi. Törenlerde bazen şiir okunur, bazen bir gösterinin içinde yer alınırdı. Kalpler hızlı atar, sahneye çıkmadan önce eller titrerdi ama o anın gururu her şeyin üzerindeydi.

Tören bitince koşa koşa eve dönülürdü. Üzerimizde hala bayramlıklarımız, yüzümüzde gün boyu sürecek bir gülümseme… Ve ardından değişmeyen bir ritüel: televizyonun karşısına geçmek.

O ekranlarda dünyanın dört bir yanından gelen çocukları izlerdik. Farklı dillerde konuşan, farklı kıyafetler giyen ama aynı neşeyi taşıyan çocuklar… Kendi dillerinde, bazen kırık dökük Türkçeleriyle “23 Nisan kutlu olsun” dediklerinde içimizi tarif edilemez bir sevinç kaplardı. Ardından ülkelerinin danslarını sergilerlerdi. Biz de gözümüzü kırpmadan izlerdik. O anlarda dünya küçülür, çocukluk büyürdü. Farklılıklar değil, ortak bir sevinç görünürdü.

Bizim çocukluğumuzda “silah” kelimesi korku değil, oyun çağrıştırırdı. Ya bir çizgi roman kahramanının elindeydi ya da mahalle arasında oynanan oyunun bir parçasıydı. En büyük tartışmamız saklambaçta haksız yere sobelenmek, en büyük stratejimiz yakartopta vurulmamak için kaçacak yer aramaktı. O sokaklarda rekabet vardı ama düşmanlık yoktu. Koşuşturmalar, kahkahalar ve akşam ezanıyla biten oyunlar vardı.

Şimdi ise insan ister istemez soruyor: Ne değişti?

Ne ara o küçük eller oyuncaklardan uzaklaşıp gerçek tehlikelere uzanır oldu? Ne ara çocukluk, oyun alanından çıkıp korkunun gölgesine girdi? Uzmanlar ekranlarda uzun uzun anlatıyor; erken yaşta maruz kalınan şiddeti, sevgisizliği, güvensizliği… Elbette hepsi doğru. Ama mesele sadece teşhis koymak değil. Asıl mesele, o şiddetin kök salmasına izin vermeden onu kurutabilmek.

Çünkü bir çocuk, doğuştan karanlık değildir. Her çocuk, içinde bir ışıkla gelir dünyaya.

O ışığın sönmemesi ise bizim elimizde.

Bir çiçek gibi düşünmek gerekir çocuğu… Nasıl ki bir çiçek susuz, ışıksız kaldığında solar; bir çocuk da sevgiden, ilgiden ve güvenden mahrum kaldığında içe kapanır, kırılır, değişir. O yüzden çocuk yetiştirmek sadece bir aile meselesi değil, bir toplum sorumluluğudur. Sokakta, okulda, evde… Her yerde çocuk kendini güvende hissetmelidir.

23 Nisan’ın anlamı da tam burada başlar aslında.

Bu bayram sadece bir tören günü değildir. Sadece şiir okumak, gösteri yapmak, bayrak sallamak da değildir. Bu bayram; çocuklara nasıl bir gelecek bırakacağımızı hatırlama günüdür. Çocukların korkmadan gülebildiği, oyun oynayabildiği, kendini değerli hissedebildiği bir dünya kurma sözünü yenileme günüdür.

Eğer bir ülkede çocuklar mutluysa, o ülkenin geleceği de aydınlıktır.

Ama bir çocuğun gözünde korku varsa, o sadece bir ailenin değil, hepimizin meselesidir.

Bugün 23 Nisan… Dünyada çocuklara armağan edilmiş tek bayramın gururunu yaşıyoruz. Bu büyük anlamın hakkını verebilmek için çocuklara sadece bir gün değil, her gün bayram gibi bir hayat sunmak zorundayız. Onların oyunlarına alan açmak, hayallerini küçümsememek, korkularını görmezden gelmemek zorundayız.

Belki de en büyük sorumluluğumuz, çocukların çocuk kalabilmesini sağlamak.

Çünkü çocukluk, geri gelmeyen tek zamandır.

Eğer bugün bir çocuğun yüzünde içten bir gülümseme oluşturabiliyorsak, eğer onu karanlıktan bir adım olsun uzaklaştırabiliyorsak, işte o zaman bu bayram gerçekten kutlanıyor demektir.

Unutmayalım:

Mutlu bir çocuk, huzurlu bir toplumun temelidir.

Güvende bir çocuk, güçlü bir geleceğin habercisidir.

İçimizdeki çocuğu kaybetmeden, çocuklarımızın çocukluğunu koruyabildiğimiz bir dünya dileğiyle…

“Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız.” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, çocukların gerçekten gülebildiği bir gelecek kurabilmek umuduyla…

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.