SON DAKİKA
Hava Durumu

Dün sizi büyüten elleri, bugün bırakmayın…

Yazının Giriş Tarihi: 24.03.2026 14:40
Yazının Güncellenme Tarihi: 24.03.2026 14:45

Halkla ilişkilerin duayeni, asırlık çınarımız Betül Mardin’in şu cümlelerini ne zaman okusam, içimde bir yerlerde yaşama sevincimin yeniden filizlendiğini hissederim:

94 yaşındayım. Ben her şeyi yaparım. Dans etmeyi, çalışmayı, yürümeyi, sinema, tiyatro, sergiye gitmeyi severim. Türkiye’de ne oluyor, gençler ne diyor? Hepsini takip ederim. Emeklilik diye bir şey yok benim hayatımda. Çalışmasam ne yapardım, bilmiyorum. Sadece bir yaşam var. Durmak yok!”

Ne kadar güçlü ne kadar umut dolu değil mi?

Mardin, bize yaşlılığın bir "kenara çekilme" değil, bir "vites değiştirme" sanatı olduğunu hatırlatıyor.

Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. Çoğumuz uzun bir ömür dilerken bunun elbette sağlıklı, huzurlu ve en önemlisi sevdiklerimizle yan yana olmasını hayal ederiz. Evet, bugün genciz, enerji doluyuz; belki hayatın koşturmacası içinde zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Ama unutmamalıyız ki bugün "genç" dediklerimiz, yarının yaşlıları; bugün "evlat" dediklerimiz, yarının anne ve babalarıdır.

Ebeveynler, bir ömrü evlatlarını büyütmek, onlara kanat germek ve en iyi imkânları sunmak için feda ederler. Gece uykularından, kendi hayallerinden ve sağlıklarından ödün verirken tek bir amaçları vardır:

Evlatlarının mutluluğu.

Ancak hayatın kaçınılmaz bir gerçeği var ki; zaman akıp giderken o güçlü eller titremeye, o hızlı adımlar yavaşlamaya başlar. Bütün bu fedakârlıkların sonunda, zaman içinde yaşlanırlar ve bazen en temel ihtiyaçları için bile bakıma muhtaç hale gelirler.

İşte tam bu noktada, o büyük sınav başlar:

Vefa!

Evlatlar devreye girdiğinde, mesele sadece bir tabağa yemek koymak ya da bir ilacı saatinde vermek değildir. Yaşlılar, her şeyden önce ilgi ve şefkat görmek isterler. Bir ses, bir bakış, bir "nasılsın?" sorusu onlar için en güçlü ilaçtır. İlgi ve sevgi gören yaşlılar, hayata daha sıkı bağlanır; Mardin’in dediği gibi "durmak yok" diyebilirler. Ancak o ilgi eksildiğinde, ruh yavaş yavaş çekilir bedenlerden.

Maalesef ekonomik ve sosyal değişimler, toplumun en küçük yapı taşı olan aileyi de kökten değiştirdi. Eskiden aynı çatı altında; dedeler, anneanneler ve babaannelerle beraber, büyük bir sofra etrafında yaşanırdı. Bilgelik ve tecrübe, evin başköşesinde otururdu.

Şimdilerde ise ne yazık ki anne ve babalar modern şehirlerin beton yığınları arasında yalnız yaşıyor. Ekonomik gücü olan yaşlılar özel huzur evlerine yerleştirilirken, en zor durumda olanlar ise ihtiyacını kendi karşılayamayan ve ciddi sağlık problemleri yaşayan vatandaşlarımız oluyor.

Huzurevleri bazen tıbbi bir zorunluluk olsa da hiçbir profesyonel bakım bir evladın elini tutmanın, bir torunun kokusunu içine çekmenin yerini tutamaz. Yaşlılık dönemi, insanın çocukluğuna en çok yaklaştığı zamandır. Nasıl ki bir çocuk sevgisiz büyüyemezse, bir yaşlı da ilgisiz yaşayamaz.

Yaşlılar Haftası, sadece takvimdeki bir kutlama değildir; bir muhasebe vaktidir. "Dün bana bakanlara, bugün ben nasıl bakıyorum?" sorusunun cevabıdır. Betül Mardin’in "durmak yok" azmini onlara aşılayabilmek için, önce bizim onlara "yanındayım" dememiz gerekir.

Unutmayalım; yaşlılarımıza gösterdiğimiz saygı, aslında kendi geleceğimize duyduğumuz saygıdır. Onların tecrübesi bizim ışığımız, onların duası bizim kalkanımızdır. Hayat bir döngüdür ve bu döngüde kimse kimseden alacaklı kalmaz.

Bu hafta, belki bir telefonla, belki bir buket çiçekle ama en çok da samimi bir kucaklaşmayla o kadim çınarlarımızın gölgesine sığınalım. Çünkü bu hayatta sevgi paylaşıldıkça anlam kazanır.

Betül Mardin’in dediği gibi; durmak yok, sevmek çok!

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.