SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

İstiklâl marşımız nasıl yazıldı, Meclis’te nasıl kabul edildi?

Yazının Giriş Tarihi: 12.03.2022 15:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.03.2022 03:03

İstiklâl Marşı Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy ve marşın ilk dört mısra[1]

Bu kutsi mücadelede, milletimiz, İslam’ın kurtuluşuna, dünya mazlumlarının refahlarının arttırılmasına hizmet etmekle müftehirdir.” Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

1. İstiklâl Savaşı’nın Önsözünü Mustafa Kemal Çanakkale’de Yazmıştı

Mustafa Kemal’in Çanakkale Savaşı’ndaki başarılarının ardından, 1915 yılında Atatürk hakkında çıkan bir gazete haberinde, O’nun üç temel niteliğine vurgu yapılmıştır.

Bu nitelikler;

(1) Allah’ın yardımı ile zaferler elde etmiş bir komutan,

(2) İslâm kahramanı ve

(3) İslâm’ın yiğit temsilcisidir.

Söz konusu gazetede açıklananlar anlam yönünden;

“Ulusumuzun yükselmesinin bir sembolü olan Ay-Yıldız’ımızın yüce şanını korumak ve bir kat daha yükseltmek için bir yıldan beri dünyanın üç büyük devletine karşı dünya tarihinde bir benzeri daha görülmemiş özveriyle savaşan ve özellikle Çanakkale cephesinde dünyayı sarsacak harikalar yaratan ve Allah’ın inayetiyle zaferler elde etmiş olan İslâm’ın kahraman ve yiğit mümessili” şeklindedir.[2]

Mustafa Kemal, Türk Özgürlük ve Bağımsızlık Savaşı’nın kutsal bir boyutunun olduğunu; bu mücadelenin aynı zamanda, Müslümanların bağımsızlığını /kurtuluşunu amaçladığını belirtmiştir. Atatürk, 1921 yılında Azerbaycan Temsilcisi İbrahim Abilof’u Çankaya’da kabulünde şu açıklamayı yapmıştır:

“Bu kutsi mücadelede, milletimiz, İslâm’ın Kurtuluşuna dünya mazlumlarının refahlarının artırılmasına hizmet etmekle müftehirdir.”[3]

Atatürk, Hürriyet ve Bağımsızlık Savaşı’nı, Müslümanların Batılılardan kurtuluş mücadelesi olarak değerlendirmiştir. Bu mücadelede Türk Milletinin Müslüman kimliğini hep ön planda tutmuştur. Küfrevizade Şeyh Abdülbaki Efendi’den Bitlis halkını Milli Mücadele hakkında aydınlatmasını isteyen Mustafa Kemal, ona yazdığı mektupta şu ifadelere yer vermişti:

“… Yakında Müslümanların, Avrupalı müstevlilerden kurtuluşu hususundaki başarı haberlerini inş’Allah size bildiririm.”[4]

Atatürk, Özgürlük ve Bağımsızlık Savaşı’nın amacının Müslümanların kurtuluşu olarak nitelemiştir. Bu amaç için savaşan Türk ordusunun başarısı için dua edilmesini istemiştir. Şeyh Ahmet Şerif Senusi’ye, “Müslümanların kurtuluşu amaçlarına yönelik olan bugünkü savaşçıların başarılı olmaları için dualarınızı beklerim” demiştir.[5]

Türklüğü ve İslamlığı küresel kapitalist emperyalistlere karşı “Milli Uyanış”la örgütleyerek zaferle taçlandıran Atatürk ve Yüce Türk Milleti için Misakı Milli sınırları içinde, bu üstün başarıyı dile getirecek ona uygun, onun kadar önemli olan Milli Marşımız, bundan tam 101 yıl önce, 12 Mart 1921 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce resmen kabul edilmişti. Kelimenin tam anlamıyla milli bir şairimiz olan Mehmet Âkif, İstiklâl Savaşı’nın en çetin günlerinde özgürlük ve tam bağımsızlığa, milletin kayıtsız şartsız egemenliğine susamış özgür ruhlara,

“Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakkın,

Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın…” diyerek, Büyük Zaferi ölümsüz sözcüklerle taçlandıran mısralarıyla, millete ümit ve kuvvet veren bu savaşın manevi önderi ve rahmani yiğididir.

2. Milli İstiklâl Marşı Nasıl Yazıldı?

Rahmetli yazar Abidin Daver’in, Âkif’in ölümü dolayısıyla yazdığı şu satırlar da şairimizin bu yönüne işaret eden isabetli bir tanıdır:

“İstiklâl Marşı, İstiklâl Harbi’nin manevi cephesinde yapılmış büyük ve muzaffer bir taarruzdu. O zaman Milli Mücadele’nin mutlaka zaferle sonuçlanacağına inanmış olanlar, yani sağlam iman sahipleri bile İstiklâl Marşı’ndan yeni manevi kuvvet almışlardı. Şair Mehmet Âkif, yürekleri çelikleştiren İstiklâl Marşı’nı yaratmak suretiyle İstiklâl harbinin manevi cephesinde dövüşen kahramanlardan biri olmuştur.”[6]

Döneminde, “yaşayan Kur’an mümini örnek kişiliğiyle” tanınan büyük şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un en çok sevdiği dostlarından ve “Milli Mücadele” arkadaşlarından, “Kur’an-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm” adlı üç ciltlik Kur’an çevirisinin yazarı memleketimizin değerli din bilginlerinden Birinci Büyük Millet Meclisi’ne Karesi (Balıkesir) Mebusu olarak katılan Hasan Basri Çantay, Meclis’te Burdur Mebusu olarak yanında oturan sıra arkadaşı Mehmet Âkif’in, Milli İstiklâl Marşı’nı nasıl yazdığını “Âkifnâme”[7] adlı eserinde şöyle anlatıyor:

Milli İstiklâlimizin güzel ve uyar bir marşını yazmak üzere Maarif Vekâleti, şairlerimize müracaat etmişti, bir yarışma açmıştı. Birinciliği kazanan şaire 500 lira ödül verecekti. Aradan kısa bir zaman geçtikten sonra Maarif Vekâleti’ne birçok marşlar gelmeye başladı.

Bu marşın (-İstiklâl mücadelesinin içinde, Büyük Millet Meclisi’nin sakf-ı hamiyeti altında bulunan-) Mehmet Âkif tarafından yazılmasını kendisine söylediğim zaman o:

- Ben, ne yarışmaya girerim, ne de “caize” alırım!..  

Cevabını vermişti. Ben (Hasan Basri Çantay), ricalarımı tekrar ettikçe o da aynı sözünü söylüyor ve:

- Bırak, yazsınlar. Ben bu yaştan sonra yarışa mı çıkacağım, ayıp değil mi? diyordu.

Bir gün Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey, Meclis’te beni gördü ve bana dedi ki:

- Şimdiye kadar 500’den[8] fazla marş geldi. Ben hiçbirini beğenmedim. Üstadı ikna edemez misin?

Cevap verdim:

- Âkif Bey yarışma şeklini ve ödülü kabul etmiyor, eğer buna bir çare ve bir şekil bulursanız yazdırmaya çalışırım.

Düşündü, “dur”, dedi: “Ben (Hamdullah Suphi), kendisine (Mehmet Âkif’e) bir tezkire yazayım. Arzusuna uyacağımızı bildireyim. Fakat tezkireyi kendisine siz veriniz...”

Ben de uygun gördüm. 

Yarım saat sonra şu tezkireyi getirip bana verdi:

“Pek aziz ve muhterem efendim,

İstiklâl marşı için açılan yarışmaya katılmamanızdaki nedenin giderilmesi için pek çok tedbirler vardır. Zatı üstadanelerinin istenen şiiri vücuda getirmeleri amacın gerçekleşmesi için son çare olarak kalmıştır. Asil endişenizin gerektirdiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu etkili telkin ve duygulandırıcı /heyecanlandırıcı vasıtadan yoksun bırakmamanızı rica ve bu vesileyle en derin hürmet ve muhabbetlerimi arz ve tekrar eylerim efendim.” 5 Şubat 1337 (1921)

Umuru Maarif Vekili

Hamdullah Suphi[9]

Meclis’te M. Âkif ile yan yana oturuyoruz. Çantamdan bir kâğıt parçası çıkardım. Ciddi ve düşünceli bir tavırla sıranın üstüne kapandım. Güya bir şey yazmaya hazırlanmıştım. Üstat ile konuşuyoruz:

- Neye düşünüyorsun, Basri?

- Mani olma, işim var!

- Peki, bir şey mi yazacaksın?

- Evet.

- Ben engel olacaksam kalkayım.

- Hayır, hiç olmazsa ilhamından ruhuma bir şey sıçrar!

- Anlamadım.

- Şiir yazacağım da…

- Ne şiiri?

- Ne şiiri olacak. İstiklâl şiiri! Artık onu yazmak bize düştü!

- Gelen şiirler ne olmuş?

- Beğenilmemiş.

- (Kemali teessürle:) Ya!

- Üstat, bu marşı biz yazacağız!

- Yazalım, amma şartları berbat!

- Hayır, şartları filan yok!

Siz yazarsanız yarışma şekli kalkacak.

- Olmaz, kaldırılamaz, ilân edildi.

- Canım, Vekâlet buna bir şekil bulacak. Sizin marşınız yine resmen Meclis’te kabul edilecek, güneş varken yıldızı kim arar?

- Peki, bir de ikramiye vardı?

- Tabii alacaksınız!

- Vallahi almam!

- Yahu, lâtife ediyorum, onu da bir hayır kurumuna veririz. Siz bunları düşünmeyin!

- Vekâlet kabul edecek mi ya?

- Ben, Hamdullah Suphi Bey’le görüştüm. Mutabık kaldık. Hatta sizin namınıza söz bile verdim!

- Söz mü verdiniz, söz mü verdiniz?

- Evet!

- Peki, ne yapacağız?

- Yazacağız!

Tekrar tekrar “söz verdin mi?” diye sorduktan ve benden aynı kesin cevapları aldıktan sonra, elimdeki kâğıda sarıldı, kalemini eline aldı, benim daldığım yapma hayale şimdi gerçekten o dalmıştı…

Meclis müzakereyle meşgul, Âkif marş yazmakla.

Ben, süreyi kendisine kısaca göstermiştim. Birkaç gün sonra marşı vermiş olacağız! Müzakere bitti, Âkif de engin hayalinden uyandı.[10]

Aradan iki gün geçti, sabahleyin erken üstat bizim evde, marşı yazmış, bitirmiş. Fakat vaktin darlığından şikâyetçi…

“Yarına kadar sizde kalsın, göstermeyin, belki değişiklik yaparsınız” dedim.

3. Atatürk’ün Ayakta Alkışladığı Milli İstiklâl Marşı’nın T.B.M. Meclisi’nde Kabulü

Artık “Milli İstiklâl Marşı” yazılmıştı.

Şimdi bunu (üstadı kırmadan) Meclis’ten nasıl geçirebiliriz?

Ben ve –marşı çok beğenen- Hamdullah Suphi Bey, hayli günler bu gizli endişeyle yaşadık.

Marş yazıldıktan sonra tezkireyi de göstermiştim.

20 Mart 1337 günü…

Marş Büyük Millet Meclisi’nde.

Mehmet Âkif de sırasında.

Marşı daha önce gören ve Sebilürreşat’ta okuyan[11] birçok arkadaşlar onu zaten beğenmişlerdi.[12]

Marş, Millet Meclisi’nin 1 Mart 1337 tarihli oturumunda Maarif Vekili tarafından okununca da, ruhları coşturmuş ve Meclis alkışlardan sarsılmıştı.

 İstiklâl Marşı, Millet Meclisi’nin 12 Mart 1337 (25 Mart 1921) cumartesi günkü oturumunda ve saat 17.45’te resmi marş olarak kabul edildi.

Oturuma Dr. Adnan Adıvar başkanlık ediyordu.

Oldukça uzun süren tartışmalar sırasında Maarif Vekili, Mehmet Âkif’i “en yüksek ve en ilâhi bir belâgatla yazan” şair olarak nitelemişti.

Âkif’in şiirinin milli marş olarak kabulü için Şemseddin Günaltay, Operatör Emin, Hüseyin Suat, Hasan Basri, Yusuf Ziya, İbrahim, Yahya Galip Beyler takriri vermişlerdi.  

Bunlardan Karesi (Balıkesir) Mebusu Hasan Basri Çantay’ın “Bütün Meclis’in ve halkın takdirlerini kazanan Mehmet Âkif Beyefendi’nin şiirinin tercihan kabulünü teklif ederim” şeklindeki önergesi oylamaya kondu ve büyük bir çoğunlukla kabul edildi.

Bunun üzerine Konya Mebusu Refik Koraltan, “Milletin ruhuna tercüman olan işbu İstiklâl Marşı’nın ayakta okunmasını” önerdi. Marş, Maarif Vekili Hamdullah Suphi tarafından kürsüde bir kez daha okundu ve “âzâyı kirâm kaaimen” sürekli alkışlar arasında ayakta dinlediler.

Mustafa Kemal Paşa, marş okunurken sıralarının önünde onu ayakta dinliyor ve sürekli olarak alkışlıyordu.

“Meclis’te bu müzakereler başlarken üstat Mehmet Âkif sıkılarak salondan dışarı fırlamış, cümle kapısından çıkmış, hatta caddeyi boylamıştı! O, ikramiyeyi almadı, yoksul kadınlara ve çocuklara örme işleri öğretmek üzere açılan “Darü’l-mesâi”ye tahsis ve ciro etti.”[13]

Bugün İstiklâl marşımızı beğenmeyenler, istemeyenler var. Fakat şunu düşünmelidirler ki o marş, Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver’in dediği gibi, “Son mücadelemizin ruhunu terennüm eden” bir “marştır” ve o marşı alkışlarla ve “ekseriyeti azime ile /büyük bir çoğunlukla” kabul eden de İstiklâl Savaşı’nın tarihî ve millî kahramanı Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. O günlerin icap ve şartlarını unutanlar, o günün içinde yaşamayanlar için bu ne kadar yersiz ve ne kadar çirkindir! İstiklâl marşı o günlerde hâkim olan kutsal zihniyetin tam ifadesi ve tarihidir. Tarihi gerçekler ve olaylar nasıl değiştirilemezse, Milli İstiklâl Marşımız da değiştirilemez.

Bugün Atatürk’e, Cumhuriyetin Kurucu Değerlerine karşı olanlar, İstiklâl Savaşı’na da alaylı diile aşağılayak onu hafife alanlar, ‘keşke Yunanlılar başarsaydı’ zihniyetinde olanlar, Milli İstiklâl Marşımıza da karşı çıkan, yaşadıkları toprağı canlarıyla, kanlarıyla vatan hâline getirenlere milli kahramanlara lâyık olamayan nankörlerdir.

Kaynakça

[1] https://www.cnnturk.com/turkiye/12-mart-istiklal-marsinin-kabulu-mehmet-akif-ersoyun-hayati erişim 12 03 2020.

[2] Sadi BORAK, Atatürk’ün İstanbul’daki Çalışmaları, Ankara, 2004, Kırmızı Beyaz Yayınları. s.92.

[3] Mustafa ONAR, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları, Ankara, 1995, Kültür Bakanlığı Yayınları, cilt: I, s.214; Suat İLHAN, Harp Yönetimi ve Atatürk, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1987, s.85:  KOMİSYON, ATATÜRK’ÜN Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, cilt: XII, s.36.  

[4] Utkan, KOCATÜRK, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1999, s.231. 

[5] Mustafa ONAR, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları, cilt: II, s.171.

[6] Abidin DAVER, Cumhuriyet, 29 Kanunuevvel 1936.

[7] Balıkesirli Hasan Basri ÇANTAY, Âkifnâme (MEHMED ÂKİF), İstanbul, 1966, s.62-73.

[8] Yine büyük şairimizin arkadaşı ve Sebilürreşad dergisinin sahibi ve yazarı Eşref Edip Bey, bu sayının, Mehmet Âkif’in marşından ayrı olarak 724 olduğunu yazmıştır.

[9] Değerli Türkçü edip ve hatibimiz Hamdullah Suphi Tanrıöver’in bu vatansever hareketini burada şükranla anmak bir görevdir.

[10] Böyle gürültü içinde dalışa Âkif Bey, “değirmenci uykusu” derdi. Çünkü değirmenci; uykusundan ancak gürültü kesilince uyanır! (Balıkesirli Hasan Basri ÇANTAY, Âkifnâme (MEHMED ÂKİF), s.62-63)

[11] “Kahraman Ordumuza” ithaf edilen şiir, ilk kez 17 Şubat 1337’de yayınlandı. Her tarafta büyük heyecanlar doğurdu. 

[12] ve [13]a B. Hasan Basri ÇANTAY, Âkifnâme (MEHMED ȂKİF), s.64.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..