SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Kılavuzu Kur'an olan şaşmaz

Yazının Giriş Tarihi: 04.04.2022 09:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.04.2022 10:33

Kur’an, tüm insanlara Allah’ın yoluna kılavuzlamak /hidayete eriştirmek için yeterlidir

Müslümanların, Fatiha’daki Ey Rabbimiz “Bize, dosdoğru yolu göster, bildir!” anlamındaki “ihdinâ’s-sırâta’l-müstakîm” ifadesini, yaşamlarında belki on binlerce kez tekrarlayarak Allah’tan istedikleri “hidayete erişmek nedir?” konusunu, bu yazımızda Kur’an’dan Kur’anca ele almak istiyorum. Böylece Allah’tan başka hiçbir varlıktan, Kur’an’ın kılavuzluğu dışında, özellikle kendilerini bir tarikatın, cemaatin başında bulunanlarla rabıta kurarak ya da onlara selim aklı devre dışı bırakıp biat ederek  hidayet üzere olunamayacağı ayetlerin ışığındaki yadsınamaz tek gerçek olacağı görülecektir.

1. Hidâyet Nedir?

Hidayet sözcüğü, “h-d-y” kökünden mastar olarak “irşat, /doğru yolu göstermek, rehberlik yapmak” anlamındadır. “Saptırmak, yanıltmak, dalâlete düşürmek” anlamındaki idlal sözcüğünün  tam karşıt manasındadır.

Lisânü’l-Arab, Tâcu’l-Arûs, Kâmûs, Sıhah” gibi kadim kaynaklar devenin, katırın, atın boynuna “hâdiye, hâdiy” denildiğini kaydederler. Çünkü hayvanların boynu, gövdesinin önünde gövdeye yol gösterir. Bugün trafikteki araclara ön tekerleklerinin yol göstermesi gibi.

Dini literatürde hidayet, “doğru yolu göstermek” anlamında olup, kötülüğe rehberlik, hidayet değildir. Allah’ın adlarından bir tanesi de “el-Hâdî (doğru yol gösteren)”dir. Kur’an’ın bir adı da  “Hüdâ (doğru yol rehberi)”dır.

Özet olarak hidayetin “iyiye, güzele önderlik etmek, hak ve batılı ayırt etmeye yarayan bilgi ve belgeler vermek, yol göstermek, elçi yollamak ve kitap indirmek” gibi anlamlar taşıdığı söylenebilir. Hidayet Allah’a aittir.[1]

Allah Elçileri de dâhil, hiçbir insanın hidayet etme gücü ve yetkisi yoktur. Kur’an’da bunun böyle olduğunu bildiren tam 304 adet ayet vardır.

2. Yegâne Hidayete Erdirici (el-Hâdi) Allah’tır

Hâdi, aynı anlama gelen hudâ ve hidâye mastarlarından özne ismidir. Hidâye, “lütuf ile olan kılavuzluk” demektir.

Yüce Allah’ın sıfatı olarak

- “Kendisini tanıma yollarını insanlara gösterip tanıtan,

- Onları, Rabliğini /İlahlığını ikrar ettirici kılan,

- Her varlığın bekası ve varlığını sürdürmesi için gerekli olan yönlere yönelten” şeklinde tanımlanır.[2]

Yüce Allah, Hâdi sıfatıyla,

* İnsanlara kurtuluş yolu olan sıratı müstakimi gösterir.  

* Bundan fazla olarak, insanlardan gereğini yaparak hidayete ermek isteyenleri tevhit nuruyla onurlandırır,

* Dileyeni /istediğini dosdoğru yola hidayet eder.

* Ayrıca bütün diğer varlıkları yararlarına olan yöne yönlendirir, rızık arama yollarını gösterir, zararlardan sakınmalarını ilham eder.[3] 

H-d-y” kökünden türevler Kur’an’da en çok yer alan szöcüklerdendir (317 kadar). Bu kullanımlarda Yüce Allah,  

- Kendisinin verdiği tür için “hüdâ”yı seçmiş,

- İsteğe bağlı olarak kişilerin doğru yolu araması hakkında ise “hidâye”den gelen ihtidâ şeklini irade etmiştir.[4]  

3. Kur’an’da, Allah’ın Hidayeti Dört Şekilde Açıklanmıştır

Er-Râğıb el-İsfehânî (ö. 1108), Yüce Allah’ın insanlara hidayet vermesinin dört şekilde olduğunu şöyle belirlemiştir:  

( a ) Yüce Allah’ın akıl, zekâ ile takvaya yönelik donattığı kadın-erkek her insanı yükümlü tuttuğu hidayet. Bundan herkes kendi gayreti, yeteneği, gücü oranında yararlanır:

Doğruya ve güzele kılavuzlamak /doğru yolu göstermek sadece Bizim üzerimizedir (inne aleyna lel-Hüdâ).” (Leyl/12)

Yolun doğrusu yalnızca Allah’a borçtur. Yolun eğrisi de vardır. Ve eğer Allah dileseydi, sizi topluca doğru yola kılavuzlardı.” (Nahl/9)

Sıratı müstakim üzere yaşamak konusunda Allah’a karşı yükümlü /sorumlu olan insanların dışındaki yaratılmışların varlık ve bekalarını sürdürecek vesileleri oluşturmak da Allah’a aittir: “Bizim Rabbimiz her şeye şeklini veren, sonra da yolunu gösterendir (hedâ)” (Tâ-Hâ/50). Ayrıca “O (Allah) her şeyi ölçü ile yaparak sonra da doğru yolu gösterdi (kaddera fe-hedâ)” (A’lâ/3)

( b ) Elçilerinin tebligatı, Kur’an vb. kitapları göndermek suretiyle Yüce Allah’ın insanlara yaptığı çağrı şeklinde ortaya çıkan hidayet.

Ve Biz onları (elçileri), Bizim emrimizle insanları doğru yola kılavuzluk yapan (yehdûne) önderler yaptık.” (Enbiyâ/73)

( c ) Yüce Allah’ın sadece hidayeti kabul edene ait kıldığı tevfik hidayeti.

Ve Allah, kılavuzlandıkları doğru yola girenlere kılavuzu artırır (yezîdü’llâhü ellezine’htedev hüden).” (Meryem/76)

Hiç şüphesiz iman eden ve düzeltmeye yönelik işler yapan şu kimseler; imanlarından dolayı Rableri kendilerine kılavuz olur /hidayete erdirir (yehdiyehüm rabbehüm).” (Yûnus/9)

Ve kılavuzlandıkları doğru yola girmiş kimseler; Allah, onlara doğru yollarını pekiştirmiş (v’ellezine ihtedev zâdehüm hüden) ve onlara Allah’ın koruması altına girmeyi vermiştir.” (Muhammed/17)

Kim Allah’a inanırsa (men yü’min bi’llâhi), Allah, onun kalbini /aklını kılavuzlar (yehdi kalbehu).” (Teğâbün/11)

( d ) Ahrette, cennetin yolunu gösterme hidayeti.

Eğer Allah bize kılavuzluk etmeseydi biz kılavuzlandığımız doğru yola erişemezdik (ellezi hedeynâ li-hâzâ vema künnâ li-nehtedî). Şüphesiz Rabbimizin elçileri bize gerçek ile gelmiştir” derler.” (A’raf/43)  

Allah yolunda öldürülen /öldüren /savaşan kimselere gelince; artık Allah, onların amellerini asla boşa çıkarmaz. Allah onları kılavuzlayacak (se-yehdîhim), durumlarını düzeltecek ve onları, kendilerine tanıttığı cennete girdirecektir.” (Muhammed/5)

Bu hidayet türleri aşama aşamadır. Birincisini gerçekleştiremeyen ikinci aşamayı elde edemez. Aynı şekilde  ikinci elde edildikten sonra üçüncü; üçüncü aşama gerçekleştirildikten sonra da dördüncü cennet aşaması olur.[5]

Kur’an’ı Kur’an’dan Kur’anca anlayan, öğrenen insan, bir başkasını, bu dört hidayet türünden sadece Kur’an’la davet ve yolu tanıtmak suretiyle hidayete vesile olabilir. Yüce Allah Son Elçi Muhammed’e (a.s) hitapla aşağıdaki örnek ayetlerde yer alan /kastedilen hidayet bu türdendir:

İşte böylece Biz, sana da Kendi emrimizden /Kendi işimizden olan ruhu /Kur’ân’ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle kılavuzladığımız bir nûr /ışık yaptık. Hiç kuşkusuz sen de dosdoğru bir yola; göklerde ve yerde bulunanlar Kendisi için olan Allah’ın yoluna kılavuzluk etmektesin (le-tehdî ila sırâtın müstakîmin). Gözünüzü açın, bütün işler yalnız Allah’a döner.” (Şûrâ/52-53)

Ve küfreden; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden /inanmayan şu kimseler: “Rabbinden ona bir alâmet /gösterge indirilmeli değil miydi?” diyorlar. Sen ancak bir uyarıcısın. Ve her toplum için bir yol gösteren vardır (velikülle kavmin hâdin).” (Ra’d/7)

Ancak 2. ve 3. hidayet türü olarak yukarıda açıklanan gerekli yetenekleri, tevfiki ve ahrette ödül vermek şeklinde olan diğer hidayet türlerinde ise Allah Elçisi dahi, muhatabını hidayete erdiremez: “Kesinlikle sen, sevdiğini kılavuzlanan doğru yola iletemezsin (inneke lâ tehdî men ahbabte /hidayete erdiremezsin); ama Allah dilediğine doğru yolu gösterir (velâkinne’llâhe yehdî men yeşâü) ve O, kılavuzlanan doğru yolu kabullenecek olanları daha iyi bilir.” (Kasas/56)

Yüce Allah, inananları mutlaka hidayete erdirici olarak yeterlidir: “Ve yol gösteren ve yardımcı olarak Rabbin yeter (kefâ birabbike hâdiyen ve nasîran).” (Furkân/31)

Allah, kuluna kâfi değil midir? Onlar ise seni, O’nun astlarından kimseler ile korkutuyorlar. Ve Allah kimi şaşırtırsa, artık ona kılavuz olan biri yoktur.” (Zümer/36)

Bu ayetlerde Hâdî sıfatının sadece ve özellikle Yüce Allah’a özgü olduğu vurgulanmaktadır. Batıl tanrıların, gerçek ilah olamayışlarının öncelikli nedenlerinden biri, muhatabı “hidayet edemeyişleridir”: “De ki: “Ortaklarınızdan doğru yolu gösterecek olan kimdir?” De ki: “Allah, hak olan doğru yola kılavuzluk eder. O hâlde kim doğru yola kılavuz olur? O hâlde doğru yola kılavuz olan mı kendisine uyulmaya daha lâyıktır, yoksa kendisine yol gösterilmeyince onu bulamayan mı? O hâlde size ne oluyor? Nasıl hükmediyorsunuz?” (Yûnus/35)

 4. Allah’ın Yolu Sıratı Müstakim Üzere Hidayete Erişmek İsteyenin Gerçek Kılavuzu (Hüdâ) Olarak Kur’an

Hüdâ sözcüğü sözlükte, “suda, tökezlemekten ve sürçmekten koruyan kayaya” dendiği gibi, “insanlar, gidecekleri yolları bulup, kaybolmaktan emin oldukları için gündü­zün başlangıcına” denir. Sonraları bu kelime, devele­rin öncüleri için kullanıldı. İnsanlara öncülük eden, onla­ra yol gösteren demek olan “hâdî” de bu köktendir.[6]  “Maksada ulaştıran yol” demek olan “hidye” ile “gün­düz” anlamını ifade eden “hüdâ”, yine bu kökten türeyen sözcüklerdir. “Hidâye” ise, “lütuf ile olan rehberlik” de­mektir[7] ki dalâletin çelişiğidir. Hidâyet etmek, iyiyi de kötüyü de göstermek demektir.

H-d-y” kökünden Kur’an’da, beyân (Bakara/5), İslâm dini (Hac/67), iman (Meryem/76), dâvetçi (Şûrâ/52), mârifet (Nahl/16), Allah Elçileri ve kitaplar (Bakara/38), rüşd (Kasas/22), Hz. Muhammmed’in Allah Elçiliği (Bakara/59), il­ham (Tâ-Hâ/50) vb. şeklinde kullanımları görülmektedir.[8]

“H-d-y”, Kur’an’da en çok gelen köklerdendir. Bu kökten gelen Hüdâ, Kur’ân’ın adı olarak birçok kez geçer. Kur’ân, hakka apaçık delâlet ettiğinden ve hakk ile bâtılın arasını ayırdığından Allah, onu “Hüdâ” diye adlandırdı.[9]

“İşte bu kitap; kendisinde hiç kuşku yoktur; takva sahipleri için Hüdâ /kılavuzdur” (Bakara/2)

Tüm insanları hayrın yollarına kılavuzlayacak olan Kur’an, mutlak anlamda genel hidayet kaynağıdır: “Yahut: ‘Eğer bize Kitap indirilseydi biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk,’ demeyesiniz diye. İşte size de Rabbinizden açık delil, hidâyet ve rahmet geldi. (...)” (En’âm/157).

Hidâyet, Kur’an’la doğru yolu bulmaktır. Allah, Kur’an vasıtasıyla, kullarından dilediğine hayır kapısını açar, hidâyet bulmalarına yardım eder (En’âm/88). Hidâyete erip, Müslüman olanın Allah’a kullukta ilermesi için Kur’an onu hayır yollarına iletir (Nahl/89). Kur’ân, Müslümanın elinden tutup, onu İslam, iman, takva, yakîn ve ihsana hidayet eder/ulaştırır.[10] Kur’an’ın hidayeti kesilmez. O devamlı bir feyz/hidayet kaynağıdır.

5. Kur’an, Tüm İnsanlara Kılavuzluk İçin Yeterlidir

Allah’ın Elçisi Saygıdeğer Muhammed’in (a.s) de kılavuzu Kur’an’dı. Ahlakı Kuran olan Allah Elçisi’nin sözlerini, vahiy ilan edip ona “ortak” koşmak, Kur’an’ı yetersiz ilan etmektir. Allah Elçisi Muhammed (a.s) Allah’ın ortağı /şeriki olmadığı gibi, onun sözleri de Kur’an’ın ortağı değildir.

Şüphesiz ki bu Kur’an, insanları en doğru ve en sağlam şeye; rüşde kılavuzlar ve düzeltmeye yönelik işler yapan müminlere kendileri için kesinlikle ve kesinlikle büyük bir ecir olduğunu ve ahrete inanmayan kişiler için Bizim can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.” (İsra/9-10)

Kendilerine okunan Kitab’ı şüphesiz Bizim, sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır.” (Ankebut/51)

6. Allah, İnsanlara İnanç Özgürlüğü Tanımıştır

Nitelikleri Kur’an’da ilgili ayetlerde açıklanan ölçülerde bir Meşiyet/İrâde sahibi olan Allah, bu sıfatından kapasiteleri nispetinde insanlara da bahşetmiş ve insanlara özgür iradeleri ile seçme hakkı tanımıştır. İnanç özgürlüğünün temeli, Allah’ın bu konudaki meşiyeti /istemesidir.

Herkesçe bilinen bir gerçektir ki, insanların baskıyla bir şeye inandırılmaları veya inanmaktan vazgeçirilmeleri mümkün değildir. İnanç bir selim akıl/aklıselim işidir. Bundan dolayıdır ki, insanların ne kalplerine nüfuz etmek ne de beyinlerini kontrol etmek mümkündür. İnanç konusunda insanları zorlamanın ikiyüzlü kimseler üretmekten başka bir işe yaramadığı da insanlık deneyimleriyle sabittir. Ayrıca zorlama ve baskı imtihan esprisine de aykırıdır. O nedenle Yüce Rabbimiz insanları bu konuda özgür bırakmıştır.[11]

Ve de ki: “O gerçek, Rabbinizdendir. O nedenle dileyen iman etsin, dileyen bilerek reddetsin /inanmasın.” (Kehf/ 29)

7. Saptıran da, Hidayete Erdiren de Sadece Allah’tır

Allah’ın insanı özgür bıraktığı, Kur’an ile tespit edildikten sonra, bir başka konunun da iyi anlaşılması gerekir. Bu, saptıran da hidayete erdiren de sadece Allah olduğu konusudur. Çünkü “Meşiet/irade” kavramını tüm boyutları ile incelememiş olanlar, saptırma ve hidayet konusunda yanılmakta ve “dalâlet ve hidayetin herhangi bir esasa ve kurala bağlı olmadığını, Allah’ın rasgele birilerini saptırdığını, kimilerini de rasgele hidayete erdirdiğini” ileri sürebilmektedirler. Oysa Allah’ın durup dururken bir kimseyi saptıracağını iddia etmek, Allah’a zulüm yakıştırmak olur ki, Allah hakkında böyle bir şey düşünülemez.[12] Zaten konu ayrıntılı araştırıldığında işin öyle olmadığı anlaşılacaktır. Önce iki örnek verelim:

Onun için, kötü ameli kendisine süslü gösterilen sonra da onu güzel gören kişi mi? Şüphe yok ki Allah dilediğini/dileyeni şaşırtır, dilediğine/dileyene de kılavuzluk eder. Onun için canın onlara karşı hasretlerle/üzüntülerle sıkılıp gitmesin. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarını çok iyi bilir.” (Fâtır/8)[13]

Ant olsun ki Biz, açıkça ortaya koyan ayetler indirdik. Ve Allah, dileyen kimseyi dosdoğru yola iletir.” (Nûr/46)[14]

Görüldüğü gibi, bu ayetlerde Allah’ın kudret sıfatı öne çıkarılarak her şeye güç yetiren Allah'ın dilediğini saptırdığı, dilediğini de doğru yola ilettiği ifade edilmiştir. Ancak dikkat edilirse bu ayetler rastgeleliği değil, bir seçimi (meşieti/iradeyi) ifade ederler.

Doğru bakılırsa, Yüce Allah’ın saptırma ve hidayete erdirmeyi rastgele dilemediği Kur’an’da açıkça görülür.

8. Allah’ın Hidayet Edeceği Kimseler

- Kendilerini değiştirmek isteyenler

Her kişi için, iki elinin arasından ve arkasından –Allah’ın işinden olarak–, onu gözetip koruyan izleyiciler vardır. Gerçekte, bir halk, kendi benliklerinde olanı değiştirmedikçe, Allah hiçbir şeyi değiştirmez. Ve Allah, bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onun geri çevrilmesi söz konusu değildir. Onlar için O’nun astlarından bir yardım eden, koruyan, yol gösteren bir yakın da yoktur.” (Ra’d/11. Bkz. Enfâl/3)

- Müminler

1Kesinlikle, inananlar durumlarını korudular /zafer kazandılar.”

2Onlar, salâtlarında (malî yönden ve zihinsel açıdan destek olmalarında; toplumu aydınlatmaya çalışmalarında) gösterişsiz /samimi olan kimselerdir.”

3Ve onlar, boş şeylerden mesafeli duran kimselerdir.”

4Ve onlar, zekât’ı; Allah’ın dininin yayılması, ayakta tutulması, salâtın ikame edilebilmesi için müminlerin iman borcu; kulluk görevi olarak içtenlikle verdiği vergiyi veren kimselerdir,”

5-7Ve onlar, iffetlerini koruyan kimselerdir, –eşleri veya sözleşmelerinin sahip oldukları ayrı, çünkü bundan dolayı kınanamazlar, oysa bunun ötesine gitmek isteyenler, işte onlar, sınırları aşanların ta kendileridir.–”

8Ve onlar, emanetlerine ve antlaşmalarına riayet eden kimselerdir.”

9Ve onlar, salâtlarını (malî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumlarını) koruyan kimselerdir.”

10,11İşte onlar, içinde temelli kalacakları Firdevs cennetine son sahip olan son sahiplerin ta kendileridir.” (Müminûn/1-11)

(Bkz. Muhammed/46;  Meryem/76;  Hacc/54;  Tövbe/124;  İbrâhîm/27;   Müddessir/31;  Hucurât/7, 8;  Bakara/26;  Enfâl/2;  Nahl/102;  Nûr/55;  Zümer/23; Fetih/4; Zâriyât/55)

- Tâğuttan kaçınanlar

Ve tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah’a yönelen kimseler, kendileri için müjde olanlardır. Haydi, müjdele, sözü dinleyip de en güzeline uyan kullarımı! İşte onlar, Allah’ın kendilerine doğru yol kılavuzu verdiği kimselerdir. Ve işte onlar, kavrama yeteneği /temiz akıl sahibi olanların ta kendileridir.” (Zümer/17-18)

- Allah’a yönelip O’na sarılanlar

Size Allah’ın âyetleri okunup dururken ve O’nun Elçisi de aranızda iken nasıl olur da küfredersiniz; Allah’ın ilâhlığını, rabliğini bilerek reddedip durursunuz? Kim de Allah’a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle o, dosdoğru kılavuzlanmıştır.” (Âl-i İmran/101. Bkz. Şûrâ/13,  Zümer/17,  Ra’d/27,  Âl-i İmran/101)

- Salih amelde bulunanlar

İşte bu, Allah’ın, iman eden, düzeltmeye yönelik işler yapan kullarına müjdelediği şeydir. –De ki: “Ben bu tebliğime karşı sizden yakınlıkta sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum.”– Ve her kim bir iyilik-güzellik yaparsa, Biz onun için onda iyiliği-güzelliği artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, karşılığını verendir.” (Şûrâ/23)

- Fakirlere yardım edenler

Bu nedenle kim malını /kazancını verir, Allah’ın koruması altına girer ve en güzeli doğrularsa, Biz ona, o en kolay olan için kolaylık sağlayacağız.” (Leyl/5-7)

- Allah’ın Yolu Sıratı Müstaakim üzere gayret edenler

Ve Biz, Bizim uğrumuzda gayret gösterenleri, elbette Kendi yollarımıza kılavuzlayacağız. Ve şüphesiz Allah, iyilik-güzellik üretenlerle beraberdir.” (Ankebut/ 69)

- Sözü dinleyip en güzeline uyanlar (Zümer/ 18)

9. Allah’ın Saptıracağı Kimseler

- Kâfirler (Mümin/74;  Nisâ/155;  Tövbe/37;  Nahl/107;  Meryem/83; Müddessir/31)

- Ahrete inanmayanlar (İsrâ/45)

- Ayetlere inanmayanlar (Nahl/104)

- Zâlimler (İbrâhîm/27; Tövbe/109; En’âm/129)

- Münâfıklar (Nisâ/82)

- Fâsıklar (Saff/5;  Bakara/26;  Mâide/108; Tövbe/80; Münâfikûn/ 6)

- Kalplerinde hastalık olanlar (Bakara/10; Tövbe/ 124-125; Müddessir/31; Hacc/53)

- Mücrimler (Hicr/11-13)

- Aklını işletmeyenler, Düşünmeyenler, öğrenmeyenler (Tövbe/127; Rûm/59; Yûnus/100; A’râf/179)

- Dünya hayatını seçenler (Nahl/107)

- Haddi aşanlar (Mümin/10, 12, 28, 34; Yûnus/74, 20, 125-127)

- Kur’an’dan yüz çevirenler (Furkân/30; Zühruf/36-37)

- Allah’ı unutanlar (Haşr/19)

- Cimriler (Tövbe/76-77)

- Kibirliler (Mümin/35)

- Müstağniler (Leyl/8-10; Abese/5-7; Alak/6-7)

- Zorbalar (Mümin/35; İbrâhîm/13, 16)

- Yalancılar (Zümer/3; Bakara/10; Tövbe/77; Nahl/36; Mümin/28; Leyl/8-10)

- Nankörler (Bakara/276; Hacc/38; Lokmân/32; Sebe’/17; Fâtır/36; Kaf/24; İsrâ/27; Zümer/3)

- Şüpheciler (Mümin/34)

Bütün bu ayetler, Allah’ın her şeyin ve her işin asıl yaratıcısı olduğunu açıkça ifade etmektedir. Bu O’nun ilâhlığının olmazsa olmaz gereğidir. Şu hâlde

* Dalâleti yaratan da, hidayeti yaratan da Allah’tır.[15]

*a Bu ikisinden, yani dalâlet ve hidayetten herhangi birini isteyen ve o yönde eğilim gösteren ise insanın kendisidir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

- Hidayet ve dalâletin Allah’a izafesi “yaratma” açısından,  

- İnsana izafesi ise “seçme” açısındandır.

Kaynakça

[1] Hakkı YILMAZ, Kur’an’daki Önemli Sözcük ve Kavramlar, İstanbul, 2017, Nergiz Yayınları, s.215.

[2] Râgıb el-İSFAHÂNÎ, el-Müfredât, “H-d-y” md.

[3] İbn MANZUR, Lisânü’l-Arab, “H-d-y” md. cilt: XV, s.353.

[4] Suad YILDIRIM, Kur’an’da Ulûhiyyet, İstanbul, 1987, Kayıhan Yy., s.199.

[5] Râgıb el-İSFAHÂNÎ, el-Müfredât Kur’an Kavramları Sözlüğü, (Çevirenler: A. GÜNEŞ-M. YOLCU), Çıra Yayınları, “H-d-y” md., s.1104

[6] Aişe Abdurrahmân Bintu’ş-ŞÂTÎ, et-Tefsîru’l-Beyânî, Mısır, cilt: I, s.181’den aktaran: Muhammed ÇELİK, Kur’ân Kur’ân’ı Tanımlıyor, s.183.

[7] Râğıb el-İSFAHÂNÎ, el-Müfredat, HDY md., s.538; FÎRÛZÂBÂDÎ, Basâir, “H-d-y” md., c.VII, s.313.

[8] Hüseyin b. Muhammed DÂMEĞÂNÎ, Beyrut, 1973, Kâmûsu’l-Kur‘ân, s.473-478.

[9] Bedruddin ZERKEŞÎ, el-Burhân fi Ulûmi’l-Kur’ân, Beyrut, 1972, c.I, s.279; Muhammed ÇELİK, Kur’ân Kur’ân’ı Tanımlıyor, s.185.

[10] Bkz. A’RAF/52; CÂSİYE/20; ÂL-İ İMRAN/138; LOKMÂN/1-3.

[11] BAKARA/256; HUD/15, 28; KÂFİRUN/6; YUNUS/99, 108; TEĞÂBÜN/2; ZÜMER/7, 15; FUSSILET/40; İNSAN/2, 3; NAHL/9, 36, 93; SECDE/13; MAİDE/48; İSRA/15, 18;  ŞÛRA/20; EN’ÂM/35;  RA’D/31;  ŞUARA/3, 4.

[12] Hakkı YILMAZ, Tebyinü’l-Kur’an İşte Kur’an, 2015, c.1, s.176-177.

[13] Benzer ayetler: EN’ÂM/39;   İBRAHİM/4;   NAHL/93;   MÜDDESSİR/31.

[14] Benzer ayetler: BAKARA/142, 213, 272;  EN’ÂM/88;  YÛNUS/25;  HAC/16;  NÛR/35;  KASAS/56;  FÂTIR/22;  ZÜMER/23;  ŞÛRÂ/13.

[15] Hakkı YILMAZ, Tebyinü’l-Kur’an İşte Kur’an, 2015, c.1, s.178, 179.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..