SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Kur’an’a göre zeytin, Kur’an’ı temsil ediyor

Yazının Giriş Tarihi: 06.03.2022 16:49
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.03.2022 04:51

“Ve Tûr-ı Sinâ’dan çıkan, yağ bitiren, yiyenlere katık olan bir ağaç (zeytin) meydana getirdik.” (Müminûn/ 20)

1 Mart 2022 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Maden Yönetmeliğinin 115. maddesine 4. madde olarak eklenen yönetmelik değişikliği kararı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na zeytin alanlarında ‘kamu yararı’ adı altında madencilik yapılmasına, tesisler kurulmasına izin verme yetkisi tanınmıştır. Yani bu kararla, Atatürk’ün koruma altına alınan ve yıllardır ülkemiz ekonomisine katkı sağlayan zeytinlik bölgelerindeki zeytin ağaçlarının yerlerinden sökülerek bu alanların ekonomik istismarına fırsat verilmesine karar verilmiş oluyor.

Bu yazımda, zeytin ağacının sıradan herhangi bir ağaç olmadığını, yüzyıllar öncesinden Yüce Allah’ın Kur’an’da insanların dikkatini çekmek üzere uyardığı ayetler ışığında konuyu ele alacağım.

1. Zeytinin Anayurdu Uygarlıklar Beşiği, Bir Okul ve Bir Eğitim Çevresidir

Müminûn/ 20. ayette Rabbimiz insanlara lütfettiği zeytin ve zeytinyağının yararlarına, önemine dikkat çekmektedir.

Ayette yer alan Tûr-i Sina /Sina Dağı, Şam (bugünkü Suriye, Filistin ve Ürdün toprakları) arazisindedir.

“Tûr” sözcüğü, Kur’an’da yer aldığı ayetlerde[1] Yüce Allah’ın, Elçi Musa’ya vahiy indirdiği özel dağın adı olarak kullanılmıştır. Elçi Musa’ya, Allah tarafından ilk hitabın yapıldığı dağın adı olan “Tûr” sözcüğü, “Sina, Sena” gibi sözcüklerle birleştirildiğinde “Sina Dağı” anlamına gelmektedir. Ayette, zeytin ağacına dikkat çekilirken, zeytinin birçok bölgede yetişmesine rağmen “Tûr Dağı”nda yetiştiğinin ifade edilmesi, o günün insanlarının Tûr dağındaki zeytinliği iyi bilmelerinden ve zeytinciliğin ana yurdunun Tûr dağı olduğunu kabul etmelerinden dolayıdır.[2]

Tûr-i Sînâ, “Sina Dağı” demektir. Bu dağ ve çevresi, Son Allah Elçisi Muhammed’den (a.s) önceki Allah Elçileri’nin yaşadığı ve dinlerini öğrettikleri bir çevre, bir okul ve bir eğitim çevresi niteliğini taşımaktadır. Arafat’ın Hz. Âdem; Cûdî dağının Hz. Nûh; Nûr dağının Hz. Muhammed için ifade ettiği ne ise, Sina Dağı da Hz. Mûsâ için onu ifade etmektedir. Bu dağ­lar, İlâhî vahyin alıcı istasyonları, okutulduğu, öğretildiği okulların özelliğini taşımaktadır.

Esasen “Sina Dağı” kavramı, yağı çıkarılan ve kendisi yiyenlere katık olan zeytin meyvesinin yetiştiği toprakların tümünü ifade etmektedir. “Parçayı anarak bütünü kasdetme kuralı”nı burada işletirsek, bu ağacın yetiştiği Akdeniz bölgesinin doğu kesimine işaret edildiğini söyleyebiliriz. Ayetteki ed-dühn “yağ”; es-sıbğ da “katık” anlamına gelmektedir.

Neden Yüce Allah diğer meyveler gibi yeryüzünü genel kullanmayıp zeytin için özellikle “Sina Dağı” kavramını kullanmıştır? Biraz zor­lama da olsa, bundan başka yoruma geçmek suretiyle soruyu cevaplan­dırmak mümkündür.

“Sina Dağı”,

* Sadece biyolojik bedenimiz için gıda olan zeytin ağacını çıkarmıyordu.

* Kişilerin beynindeki selim aklın gıdası olan öğretilere de kaynaklık ediyordu.

* Çün­kü Sina Dağı, beyinlerdeki selim akıllara gıda sunan Allah Elçilerinin, İlâhî vahyin ve tevhîd inancının okulu durumundaydı.

* “Sina Dağı”nın selim akıllara sunduğu gıda, Nûr Dağı’nı müjdeliyordu. Sina Dağı’ndan çıkan tevhîd inancı, yani ilâhi vahyin ağacı insanlara hem yağ, hem de katık oluyordu.[2]

2. Kur’an’da Zeytin Ağacı, Tüm Allah Elçilerine Gelen Vahiylerin Tümünü İçeren Kur’an’ı Temsil Eder

“Allah, gökleri ve yeryüzünü; evreni aydınlatan tek zattır, başkasının aydınlatması mümkün değildir. O’nun nûrunun; Kur’an’ın örneği, içinde kandil bulunan bir kandil yuvası gibidir; o kandil, bir cam içindedir; o cam, sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya, batıya nisbet edilemeyen; dünyanın her yerinde var olan bereketli bir zeytin ağacındandır (min şeceratin mübâraketin zeytûnetin). –O ağacın yağı (zeytühâ), neredeyse kendisine ateş dokunmasa bile ışık verir.– Nûr üstüne nûrdur. Allah, dileyen kimseyi nûruna kılavuzluk eder. Allah, insanlar için örnekler verir ve Allah, her şeyi en iyi bilendir.” (Nûr/ 35)

Nûr/ 34-35. ayetlerde, Allah’ın evrendeki rolü çarpıcı ifadeler ve örnekleme ile açıklanmaktadır.

• Allah, insanlar için apaçık ayetler, geçmiştekilerden örnekler ve muttakiler için öğütler indirmiştir.

• Allah, göklerin ve yeryüzünün nûrudur.

• O’nun nûrunun örneği, içinde kandil bulunan bir kandil yuvası gibidir; o kandil, bir cam içindedir; o cam, sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya, batıya nispet edilemeyen (dünyanın her yerinde var olan) mübarek bir zeytin ağacındandır ki onun (zeytin ağacının) yağı, neredeyse kendisine ateş dokunmasa bile ışık verir; nûr üstüne nûrdur.

• Allah, dileyen kimseyi nûruna hidayet eder.

• Allah, insanlar için örnekler verir ve Allah, her şeyi en iyi bilendir.

Nûr/ 34-35. ayetlerinde, evrenin ancak Allah tarafından aydınlatılabileceği, Allah’ın gökleri ve yeryüzünü, üzerlerindeki varlıkların konum ve ihtiyaçlarına göre mükemmel bir şekilde idare ettiği açıklanmaktadır.

Nûr’un, “ışık” olmasından hareketle Allah’ın ışık olduğu iddia edilemez. Zira ayetin devamında, “O’nun nûrunun örneği…” denilmektedir. Burada konu edilen Allah’ın zatı değil, nûrudur. “Allah, … nûrudur” tarzındaki ifade mübalağa içindir. Nitekim Araplar, “Zeyd, cömertliktir /Zeydun cûdun” derler. Bununla onun her yanından cömertlik fışkırdığını ifade etmek isterler.

Türkçede de, “okulun kalbi, okulun beyni, okulun onuru, mahallenin gülü, ailenin direği, can damarı, eğitimin temeli” gibi deyimler mübalağa için kullanılır. Toplumda bazı insanlar için “o, altındır” denilir. Bununla o kişinin gerçekten altın olduğu değil, onun altın gibi saf ve değerli olduğu ifade edilir.[3]

“Allah’ın nûru” da, “Allah’ın gönderdiği vahiyler”dir:

“Ey insanlar! Kesinlikle Rabbinizden size apaçık bir kanıt geldi. Ve Biz, size apaçık /açıklayan bir ışık indirdik.” (Nisâ/ 174)

 “Öyleyse, Allah’a, Elçisi’ne ve Bizim indirdiğimiz ışığa /Kur’ân’a inanın. Ve Allah, yaptıklarınıza haberdardır.”   (Teğâbün/ 8)

“Allah diyor ki: “Benim azabım var; onu dilediğime dokundururum, rahmetim de var; o ise her şeyi kuşatmıştır. Onu da özellikle Allah’ın koruması altına girenlere, zekâtını; vergisini verenlere ve ayetlerimize inananlara; kendilerine iyiyi emreden ve onları kötülüklerden alıkoyan, temiz ve hoş şeyleri kendilerine serbestleştiren, kirli, pis ve kötü şeyleri de üzerlerine yasaklayan, sırtlarından ağır yükleri, üzerlerindeki bağları ve zincirleri indiren, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılmış bulacakları Anakentli /Mekkeli Peygamber, o Elçi’ye uyan kimselere yazacağım. O hâlde, O’na iman eden, O’na kuvvetle saygı gösteren, O’na yardımcı olan ve O’nun ile birlikte indirilen nûru izleyen kimseler var ya, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (A‘râf/ 156, 157)

Ayrıca, vahiy birçok ayette mecazen “güneş” olarak ifade edilmiştir. Allah’ın vahiyle toplumları aydınlatması ise birçok ayette[4] konu edilmektedir.

3. Ayetteki “Misbâh /Kandil” İlâhî Vahiy, “Mişkât” Da “Allah Elçisi Muhammed’in (a.s) Kalbi /Aklı”dır

“O’nun nûrunun; Kur’an’ın örneği, içinde kandil bulunan bir kandil yuvası gibidir; o kandil, bir cam içindedir; o cam, sanki inciye benzer bir yıldız gibidir.”

Ayette yer alan mişkât, ışık veren lambanın, kandilin konduğu camın kenarındaki “oyuk” anlamına gelmektedir. 

- Kandilin kendisi Allah’ın indirdiği vahiy,

- Oyuk da Allah’ın Son Elçisi Saygıdeğer Muhammed’in (a.s) ve müminlerin kalbi, yani aklıselimidir.

Yüce Allah, Kur’an ayetlerini Son Elçisi Muhammed’in kalbine indirdiğini ilgili ayette şöyle açıklamaktadır:

“De ki: “Kim Cibrîl'e /Kur’an’a düşmansa, öfkesinden, kıskançlığından çatlasın, gebersin.  - Şüphesiz Allah Cibrîl’i /Kur’an’ı, Kendisinin bilgisi gereği, iki eli arasındakileri /içindekileri doğrulayıcı, inananlar için bir yol gösterme ve müjde olarak, senin kalbine indirmiştir (ala kalbike). Ki onlar işte bundan dolayı düşman kesilmişlerdir.-” (Bakara/ 97)

İşte görüleceği üzere Nûr/ 35. ayette geçen,           

- Misbâh yani “kandil” İlâhî vahiy,

- Mişkât da “Allah’ın Son Elçisi Muhammed’in (a.s) aklıselimi” olmaktadır.

- Müminlerin selim aklı da, zihni de bu oyuğa, mişkâta bürünmektedir:

“Allah, kimin beynin (deki selim aklını) İslam’a açmışsa o, Rabbinden bir nûr üzerinde değil midir?” (Zümer/ 22).

Demek ki Kur’an, İlâhî bilgi denen nûrdan Elçi Muhammed’in (a.s) beyn­indeki selim aklına, oradan da müminlerin aklıselimine taşmaktadır. İlâhî vahy denen kan­dil, Elçi Muhammed’in (a.s) aklıselimine taşınca, inince Elçi Muhammed’i de ışık veren kandile çevirmektedir:

“Allah’ın izni ile Allah’a davet eden ve nûr saçan bir kandil (sirâcen münîr) olarak gönderdik” (Ahzâb/ 46).

Nûru içine alan Allah’ın Elçisi Muhammed de nurlaşmıştır. Elçi’nin aydınlatması evrensel olduğundan tüm kâinatı ilgilendirmektedir. Aynı zamanda Kur’an’ın bilgisine sahip olan inanırların aklı, zihni, belleği de ışıkla dolmakta ve ışığını saçmaktadır. Aslında selim akıl bir nûrdur, bu nûr İlâhî vahiy denen nûru da alarak aydınlatmaktadır. Yüce Allah,

- Camı bir ‘inciye’ benzetmektedir.

- Kandil, yani İlâhî vahiy, inciden yapılmış bir yıldız niteliğinde olan camın içindedir.

- İşte imanı oluşturan insan aklıselimi de inci gibi olan bu camı ifade etmek­tedir.

- O zaman İlâhî vahy ile buluşan /birleşen insan aklı, yıldız gibi parlamakta­dır.[5]

4. Allah, Zeytini, Kur’an’da ‘Mübarek Ağaç’ Diye Tanımlıyor

“Ne doğuya ne batıya ait olmayan mübarek bir zeytin ağacının (şeceratin mübâraketin zeytûnetin) yağından yakılır. Öyle ki, ateş değmese de neredeyse yağı ışık verir. Nûr üstüne nûrdur.”

Zeytin ağacı,

* İlâhî vahyi,

* Yani “Kur’an” ve daha önceki Allah Elçile­ri’ne gelen “tüm vahiyleri” temsil etmektedir.

Daha kısa söylersek İlâhî bilgiyi, Allah’tan kaynaklanan bilgiyi ifade etmektedir.

Bunu ne ile delillendiririz?

Yüce Allah, bir ayette “ağaç” ile “bilgi” arasında bir bağlantıyı veya benzetmeyi şöyle kurmaktadır:

“Görmedin mi Allah nasıl bir örnek getirdi: Güzel bir söz, kökü yerde sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (kelimeten tayyibeten ke-şeceratin) benzer. O ağaç, Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara ör­nekler verir.” (İbrâhim/ 24-25)

Bu ayetlerdeki kelime, “bilgi” anlamına gelmektedir. “Temiz, gü­zel bilgi”nin de kökü sağlam ve dalları göklere uzanmaktadır. Doğuya batıya ait olmaması, Kur’an’ın içerdiği İlâhî vahiy ve mesajların tüm in­sanlığa ve zamanlara ait olduğunu, evrensel niteliğini ifade etmektedir. Ateşle karşılaşınca, yani selim aklın çakmağı ile bir araya gelince Kur’an, ışı­ğını bütün dünyaya vermektedir. Ama aklın ateşi ile bir araya gelmese bile Kur’an yine nûra sahiptir. Aklıselim, Kur’an’ın ışığını âlemlere, insanla­ra, beyinlere taşıyor, ama Kur’an’ın kendisine ışık vermiyor. Kur’an, selim akla ışık vermektedir. Elinizdeki çakmakla çırayı yakarsınız, kendiniz aydınlanırsınız. Siz çakmağınızla çıraya yaklaşmasanız bile, çıra kendi içinde ışık verme özelliğini taşımaktadır. Kur’an da aynıdır.

Kur’an’ın zeytin ağacına benzetilmesinin başka bir nedeni de meyvesinin çeşitli şekillerde gıda olmasından kaynaklanmaktadır. Mey­vesi doğrudan doğruya gıda olmasına rağmen, kendisinden çıkarılan yağın da gıda olduğunu görüyoruz. Kur’an’dan da çeşitli şekillerde ya­rarlanabiliriz; o, her şeyimize gıda olabilir. Hem ışık verir, hem rahmet olur, hem şifa dağıtır, hem beyinleri dağlayıp birlik beraberliği oluşturur.[6]

Bakara/ 177’de Yüce Allah “iyinin /el-Birr”, doğu ve batıda bulunamaya­cağını, ama insanın beynindeki selim aklında ve eylemlerinde bulunabileceğini söylerken, bu ayete işaret etmiş, bu ayetle de ona işaret etmiştir. Kur’an, ışığını in­sanın selim aklına verir, oradan eylemlerini aydınlatır ve iyinin köklerini oradan bitirir.

Kur’an’ın “nûr üstüne nûr olması” da, her bir ayetinin nûr olduğunu, yan yana gelen bu ayetlerin nûr üstüne nûr oluşturduğunu ifade etmektedir. Nûr üstüne nûr olmasının başka bir anlamı da, Kur’an’ın mesajlarına yaklaşan her çağın insanına farklı mesajlar vereceğidir. Onun ışığı bitmez, yeter ki bağımsız özgür akıl ve doğru bilgi ile ona yaklaşılsın.

Allah, dileyen kimseyi nûruna iletir. Allah, insanlara misaller verir. Allah her şeyi bilir.”

5. Zeytinde, Dünya Birinciliğini Yakalamak Hayal Bile Değil İken

Çok özel bir ürün olan zeytin her yerde yetişmez. Mardin, Hatay, Suriye, Filistin, Kıbrıs adasını içeren bölge “ölmez ağaç” olarak adlandırılan zeytinin anavatanı olarak kabul edilir.

Günümüzde, İspanya, İtalya, Yunanistan, Türkiye, Suriye, Tunus, Cezayir, Filistin, Portekiz, Avustralya üretici olarak ilk sıralarda yer alıyor.

Zeytin meyvesinin suyu olan zeytinyağı tarımsal bir faaliyet sonucu elde edilen sıradan bir ürün değil. Zeytin ve zeytinyağında  binlerce yıllık mirası barındıran tarih, kültür, medeniyet ve sağlık var.

Türkiye, birçok üründe olduğu gibi zeytincilikte de çok büyük potansiyele sahip. Gereken önem ve destek sağlanırsa zeytinyağı üretiminde İspanya’dan sonra en büyük üretici ülke olabilir. Gün gelir dünya birincisi bile olur. Türkiye’de Aydın, İzmir, Muğla, Balıkesir, Bursa, Manisa, Çanakkale, Hatay, Gaziantep, Adana ve Mersin zeytin üretimi yapılan iller olarak öne çıkıyor. Ülke genelinde 41 ilde zeytincilik yapılıyor. Yaklaşık 320 bin zeytinci aile işletmesi var. Zeytin ve zeytinyağı önemli bir ihraç ürünüdür.

Son yıllarda Çin dâhil birçok ülke zeytin yetiştirmeye başladı. Uluslararası Zeytin Konseyi’nin verilerine göre 50’yi aşkın ülkede zeytin dikiliyor. Çok değerli bir ürün olduğu için herkes üretmek ve tüketmek istiyor. Haziran 2016’da gittiğim Yeni Zelanda’da zeytin yetiştiriciliği yapıldığını görünce çok şaşırmıştım.[7]

Birçok ülke zeytin ağacı dikerken, Türkiye yol, köprü, enerji, konut, turizm tesisleri ve daha birçok yatırım için yüzlerce yıllık zeytin ağaçlarını  kesiyor. İstanbul-İzmir otoyol yapımı sırasında on binlerce zeytin ağacı kesildi. Muğla’da Yatağan Termik Santralı maden alanında zeytin katliamı yapıldı. Manisa’ya bağlı Soma  ilçesi Yırca Köyü’nde termik santral yapımına yer açmak için 2014’te tam altı bin zeytin ağacı kesildi. Türkiye’den başka zeytin ağaçlarını kesen ülke yok.[7]

(a) Zeytin Karşıtı Lobi

Daha çok  zeytin ağacının kesilmesine neden olacak şekilde, zeytinlik alanlarda madencilik faaliyetlerini yürütmek için yıllardır bir lobi faaliyeti yürütülüyor. Yerli ve yabancı madencilik şirketleri; siyasetçileri, bürokratları, yerel yöneticileri etkisi altına alarak, Zeytincilik Yasası’nda değişiklik yapmak için büyük çaba gösteriyor. Tam yedi kez Zeytincilik Yasası ile ilgili değişiklik Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirildi. Kimi zaman bir torba yasanın içine konuldu, kimi zaman hiç ilgisi olmayan bir yasanın içine  gizlendi. Her seferinde zeytinciler, ülkenin duyarlı insanları, siyasetçileri, sivil toplum kuruluşlarının tepkisi ve mücadelesiyle bu değişiklikler geri püskürtüldü.

Son olarak 2017 yılında o zamanki adıyla Bilim Sanayi Teknoloji Bakanlığı’nın, üretim ve yatırımın önündeki engelleri kaldırmayı hedefleyen “Üretim Reform Paketi Yasa Tasarısı”nın içine zeytincilikle ilgili üç madde konuldu. Dönemin başbakanı Binali Yıldırım imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sevk edilen tasarıyla zeytinlik saha tanımlaması yapılıyordu. “Orman sınırları dışında kalan ve her bir dekar alanda en az 15 kültür çeşidi veya yabani zeytin bitkisinin bulunması” şartı getiriliyordu. Bir dekarda 15 zeytin ağacı yoksa o alan zeytinlik saha kabul edilmiyor.

Yasa tasarısının can alıcı 4. maddesi ile 26/1/1939 tarih ve 3573 sayılı “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunun” 20. maddesi değiştirilmek isteniyordu. Tasarıda bu madde şöyle yer aldı: “Zeytinlik sahaları içinde bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinliklerin bitkisel gelişmesini, çoğalmalarını engelleyecek, kimyasal atık oluşturacak tesis yapılamaz ve işletilemez. Ancak, alternatif alan bulunmaması ve kurulun uygun görmesi şartıyla bakanlıklarca kamu yararı kararı alınmış yatırımlar için zeytinlik sahalarında yapılmasına Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tar­afından izin verilebilir.”

Bu düzenlemeyle zeytin alanlarının yatırımlara, ranta açılmak istendiği çok açık. “Kamu yararı” denilen, aslında rantçıların, madencilerin yararıydı. Bu zeytinciliğin idam fermanıydı. Zeytinciliği yok etmek için getirilen yasa tasarısında kamuoyuna “Biz zeytin ağaçlarını koruyoruz, ağaç keseni cezalandırıyoruz” mesajı vermek için de bir cümle konulmuştu. [7]

(b) Yerin Üstündeki Zeytin, Yerin Altındaki Altından Değerlidir

Yapılmak istenen yasa değişikliği ile 1 dekarda 15 zeytin ağacı bulunmayan alanlar zeytinlik sahası sayılmayacak. Yasa tasarısını hazırlayanlar bilinçli olarak mı dekar başına 15 zeytin ağacı şartını koydu?

Herkes çok iyi biliyor ki, yıllar öncesinden kalan zeytinliklerde dekar başına 10-12 ağaç olan çok yer var. Bu değişiklik bile tek başına ülke zeytinciliğinin sonunu getirebilir.

Binlerce yıldır zeytincilik yapılan bölgelerde o zamanki üreticiler, atalarımız, yıllar sonra bir yasal düzenleme yapılacağını düşünmedikleri (!) için dekara 15 zeytin ağacı dikmeyi akıllarına getirmemişler. Bu nedenle dekara 15 zeytin ağacı şartı aramak, binlerce yıllık zeytin ağaçlarının yok edilmesi anlamına geliyor. Her zaman söylediğimizi tekrarlayalım, bir tek zeytin ağacı bile birçok sanayi tesisinden, birçok maden işletmesinden daha değerlidir. Yerin üstündeki binlerce yıllık kültürün sembolü zeytin ağacı yerin altındaki altından daha değerlidir.

Hatırlarsanız Antalya’da 2016’da yapılan Expo’ya İzmir’den bir zeytin ağacı götürüldü. İzmir’in Ödemiş ilçesi Bademli köyünden sökülerek Antalya’ya götürülen zeytin ağacı 945 yaşındaydı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle Expo alanına dikildi. Yukarıda yazdığımız yasa tasarısı kabul edilse o ağaç olmayacaktı.

Kamuoyunun tepkisi üzerine zeytinlik sahaların imara açılmasını öngören düzenleme yedinci kez Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geri döndü. Yasa tasarısından zeytincilikle ilgili maddeler çıkarıldı.

Zeytinliklerle ilgili tehdit sona erdi mi?

Elbette bitmedi.

Bugüne kadar mevzuatta değişiklik için yedi kez Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni çalıştıranlar 8, 9, 10. kez de gündeme getire­ceklerdir.

Durum bu iken bu kez de,1 Mart 2022 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Maden Yönetmeliğinin 115. maddesine 4. madde olarak eklenen yönetmelik değişikliği kararı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na zeytin alanlarında ‘kamu yararı’ adı altında madencilik yapılmasına, tesisler kurulmasına izin verme yetkisi tanınmıştır.

Bu nedenle zeytini “odun”, mera alanlarını, tarımsal arazileri “arsa” olarak gören zihniyete karşı her zaman uyanık olmak gerekir. Onlar binlerce yıllık zeytinin verdiği ürünü değil, toprağın altında stokla sınırlı madeni zenginlik olarak görüyor.[7]

6. Zeytin Yaprağı Mucizesi

Zeytin ağacının yalnızca meyvesi olan zeytin ve zeytinyağı değil, zeytin yaprağı da çok kıymetlidir, şifa deposudur. Zeytin yaprağının sağlığa faydaları saymakla bitmiyor; Bağışıklık sistemini güçlendiriyor, karaciğeri onarıyor, mikropları öldürüp hastalıkları tedavi ediyor. Zeytin yaprakları doğal antibiyotik vazifesi görüyor, kalp-damar sistemini koruyor ve kanser hastalıklarına karşı kalkan oluşturuyor.

-Zeytin yaprağı, mikropları öldürüyor, bağırsak sistemimizi ve solunum yollarının çalışmasını düzene sokuyor.

-Zeytin yaprağı karaciğeri koruyor. Yapılan çalışmalarda zeytin yaprağının karaciğer yağlanmasını azaltıcı etkisi olduğu tespit edilmiştir. Özellikle alkole bağlı karaciğer yağlanmasına şifa oluyor.

-Sinir hücrelerini, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarından koruyor.

-E ve C vitaminlerine benzerlik göstererek kalp ve damar sağlığına koruyucu etkiler gösteriyor. Bu koruyucu etkisinin kan yağlarını ve damarlarda plakların birikimini azalttığı ve kalp kasının hasarlanmasını geciktirdiği ortaya konmuştur.

-Zeytin yaprağı antioksidan içeriği ile hücrelerin genetik hasarlanmasını önleyerek tümör oluşumuna karşı koruyucu etki sağlıyor.

-Zeytin yaprağını çay olarak içebildiğimiz gibi, sirkesini yapabilir ve yemeklerin içine de ekleyerek tüketebiliriz.

-Hepatit B gibi virüslere de koruyucu etkisi olduğu biliniyor. Bu yüzden “anti kanserojenik” etki gösterir.

-Zeytin yaprağı ise insülin direncini düşürerek şeker hastalarının yaşam kalitesini yükseltiyor. İnsülin direnci olanların sabah akşam tarçınla birlikte zeytin yaprağı çayı içmesi öneriliyor.

-Yapılan çalışmalarda zeytin yaprağında bulunan maddelerin, cildin üst katmanlarını geçerek güneş yanığına, erken yaşlanmaya ve cilt kanserine neden olan UVB ışınlarına karşı kalkan vazifesi gördüğü belirlenmiştir. Yakın bir gelecekte cilt ve güneş koruyucu kremlerde zeytin yaprağı göreceğiz.

-Yapılan araştırmalarda zeytin yaprakları ile hazırlanan çayın antioksidan aktiviteyi %22 artırdığı böylece bağışıklık sistemini güçlendirdiği görülmüştür.

-Zeytin yaprağı kalp damarlarındaki kanın akışını arttırır, kanın pıhtılaşmasını düzenler, kan dolaşımını rahatlatır, böylece kalp rahatsızlıklarını ve kalp krizlerini önler.

-Zeytin yaprakları ile hazırlanan çay, hidrojen peroksit dediğimiz DNA’ya zarar veren bileşeni yok eder.

-Zeytin yaprağı OLEUROPEİN adındaki madde içeriği ile kalp sağlığını korumada etkilidir.

-Tansiyonu düşürür ve vücuttan ödemi atar.

-Zeytin yaprağı kan şekerinin hızla yükselmesini engeller, tokluk kan şekerini düşürür.

- Zeytin yaprağı, içerisinde bulundurduğu vitaminler ve mineraller, sinir hücreleri için genetiksel bozukluklarını düzeltir.

-Zeytin yaprağı erken yaşlanma ve güneşten gelen zararlı ışınların vücuda verdiği zararları önleyici bir görev yapar

-Zeytin yaprağı çayı kanın pıhtılaşmasını önler ve kalp krizi riskini azaltıyor.

Kullanışı:

Ümit Aktaş’ın tarifi rahatlıkla kullanılabilir.

4–5 zeytin yaprağı, 1 adet kabuk tarçın, 1 dilim kabuklu limon. Üzerine kaynattığınız suyu döküp 5 dakika kadar demlemeye bırakıyorsunuz. Günde 2–3 bardak içebilirsiniz. Bunu süzüp dolaba koyup soğuk çay gibi de tüketebiliyorsunuz. Mandalin kabuğu da kullanabilirsiniz.[8] Şifa olsun.

İlâhi Vahiy’de Kur’an’ı Temsil Eden zeytin ağacı hakkında Yüce Allah’ın Kur’an’daki önemli uyarıları, zeytinin, zeytin yağının ve zeytin yaprağının bugüne kadar yüzyıllardır insanlığa faydaları bilinen bu “mübarek ağaca” sahip çıkmak vatan borcudur. Yüce Allah’ın, zeytin ağacı hakkında kıyamete değin insanlığın zeytin ağacı konusunda dikkat çekmesinin Sizce bir anlamı yok mudur?

Kaynakça

[1] BAKARA/ 63, 93; NİSA/ 154; MERYEM/ 52; TÂ-HÂ/ 80; MÜMİNÛN/ 20; KASAS/ 29, 46; TÛR/ 1; TÎN/ 2.

[1] Hakkı YILMAZ, Tebyinü’l-Kur’an /İşte Kur’an, İstanbul, 2015, c.5, s.689.

[2] Prof.Dr. Bayraktar BAYRAKLI, Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’ân Tefsîri, İstanbul, 2008, c.13, s.203.

[3] Hakkı YILMAZ, Tebyinü’l-Kur’an /İşte Kur’an, İstanbul, 2015, c.8, s.261-262.

[4] EN‘ÂM/ 1; BAKARA/257; EN‘ÂM/ 122; ŞÛRÂ/ 52-53; MÂİDE/ 15-16; AHZÂB/ 45-48.

[5] B. BAYRAKLI, Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’ân Tefsîri, c.13, s.388-389.

[6] B. BAYRAKLI, Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’ân Tefsîri, c.13, s.390.

[7] Ali Ekber YILDIRIM, Üretme Tüket, İstanbul, 2020, 9.Basım, Sia Kitap, s.103-104-105-106.

[8] Sosyal medyada çokça paylaşılan bilgilerden bir buket.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..