SON DAKİKA
Hava Durumu

Öğretim Birliği (Tevhi-i Tedrisat) Yasası

Yazının Giriş Tarihi: 29.02.2024 11:11
Yazının Güncellenme Tarihi: 29.02.2024 11:11

Osmanlı İmparatorluğu’nda eğitim ve öğretim, sadece bir hayır işi, bir dini görev kabul edilmiş ve vakıflar yoluyla verilmiştir. Geleneksel eğitim kurumları arasında sadece “askeri eğitim” ve “yöneticilerin eğitimi” devlet tarafından yürütülmüştür. 18. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan endüstriyel gelişme karşısında Osmanlı Devleti, eski üstünlüğünü yitirip zayıflamaya başlamış ve eğitim-öğretim de dahil olmak üzere birçok alanda yenileşmelere girişmek zorunda kalmıştır. Eğitim ve öğretim alanında ilk yenileşmeler, mevcut okullara dokunmadan, Batı örneğinde askeri okulların açılmasıdır. Eğitim alanında bu ikilik, Batı örneğinde sivil okulların kurulmasına ağırlık verilmesiyle daha da belirginleşti. Zamanla, ayrı ayrı iki sistemde okumuş, hayat görüşleri farklı iki nesil arasında anlaşmazlık son haddine çıktığı için devlet işlerine kesin bir yön tayin edilemiyordu. İkinci Meşrutiyet döneminde “Tevhid-i Tedrisat”ın bazı ön adımları atılmış olsa da,

* Medrese-mektep ikiliği ve

* Eğitim kurumlarının organizasyon bozukluğu,

Cumhuriyet hükümeti kurulduğunda da aynen devam ediyordu.  

Nihayet 3 Mart 1924 günü Meclis’te kabul edilen “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ile eğitimde birlik sağlandı.

Osmanlı Devleti savaşlarda aldığı bir dizi yenilgiden sonra, Avrupa tarzı yeni askeri okullar açarak eğitimde yeniliğe gitti. Eğitimdeki yenilik, sivil okulların açılmasıyla devam etti. Yenilik hareketinde mevcut okullara dokunulmadan yeni okulların açılması, medreselerin ve savunucularının tepkisini çekmemek içindi.

- Yeni okulların açılması mektep-medrese ikiliğini meydana getirdi.

- Bunlardan başka azınlık (Yahudi, Rum, Ermeni...) ve yabancı devletler tarafından açılan misyoner okulları da vardı.

Farklı okullardan farklı zihniyette nesillerin yetiştirilmesine yol açan bu eğitim sistemi, (her ne kadar eğitimde birlik yapılmaya çalışılsa da) Cumhuriyet dönemine kadar devam etti.

“...Efendiler! Memleket evladının ortak ve eşit olarak almaya zorunlu oldukları ilimler ve fenler vardır. Yüksek meslek ve ihtisas sahiplerinin ayrılabileceği öğretim derecelerine kadar, eğitim ve öğretimde birlik, sosyal toplumumuzun ilerleme ve yükselmesi görüş açısından çok önemlidir” diyerek Mustafa Kemal, gerilememizin en önemli nedeninin, şimdiye kadar takip edilen eğitim ve öğretim sistemleri olduğunu vurgulamıştır.

Farklı düşünce ve duyguda insan yetiştirme problemini çözen Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 3 Mart 1924 tarihinde TBMM’de görüşülerek kabul edildi. [1]

1. Türkiye Cumhuriyeti’ni Lâikleştiren Yasalar

3 Mart 1934’te “Türkiye’yi Laikleştiren Yasalar” olarak da adlandırılan üç yasa TBMM’de kabul etmiştir.

Bunlar:

(1) 429 Şer’iyye ve Evkaf ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti’nin Kaldırılmasına dair kanun.

(2) 430 Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu.

(3) 431 (Halifeliğin Kaldırılmasına ve Osmanlı Hanedanı’nın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Dışına Çıkarılmasına Dair Kanun) sayılı yasalardır.

429 ve 431 sayılı yasalarla

* Hem Halifelik,

* Hem de Şer’iye ve Evkaf Vekâleti kaldırılmıştır.

Ayrıca eğitimi laikleştiren 430 sayılı “Tevhid-i Tedrisat (öğretimin birleştirilmesi)” yasası da aynı gün çıkarılmıştır.

Bu 430 sayılı “Tevhid-i Tedrisat” yasası ile birlikte;

- Okul ve medrese ikiliğine son verilmiş,

- Eğitimde birlik sağlanmıştır.[2]

Bu yasalar özellikle, halifeliğin kaldırılması laiklik yolunda önemli bir adımdır.

2. Tevhid-i Tedrisât Kanunu Hazırlık Aşaması ve Kabulü

* Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında Millî Mücadele’nin önderi Mustafa Kemal ve bazı hatipler konuşmalarında eğitim kurumlarının birleştirilmesine dair bazı ifadeler kullanmışlardır.[3] Mustafa Kemal’in Halk Fırkasını kuracağını açıkladığı ve fırkanın dokuz maddelik programını tanıttığı 7 Aralık 1922 tarihli basın bildirisinde medreselerin kaldırılması düşüncesi ilk kez açık olarak ortaya konuldu.[4]

* 1 Mart 1923’te TBMM üçüncü yılı açılışında yaptığı konuşmayı büyük ölçüde eğitim konularına ayıran Mustafa Kemal; “Ülke çocuklarının birlikte eğitim ve öğrenim görmek zorunda olduğunu, öğrenim birliğinin ülkenin ilerlemesi için büyük önem taşıdığını, bu nedenle Şeriye Vekâleti ile Maarif Vekâletinin iş birliğine varmasını gerektiğini ifade etti.[5]

* Bu görüşler ışığında 2 Mart günü Halk Fırkasının grup toplantısında 3 ayrı yasa tasarısı hazırlandı. “Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’nin lağvı ve Diyanet Reisliğinin teşkili” hakkındaki kanun müzakereleri kabul olunduktan sonra Tevhid-i Tedrisat yasa tasarısı Saruhan Mebusu ve Maarif Vekili Vasıf Bey ve 57 arkadaşının imzasıyla gündeme getirildi. Kanunun gerekçesi şu sözlerle ifade edilmişti:

Bir millet bireyleri ancak bir eğitim görebilir. İki türlü eğitim bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise, duygu ve düşünce birliği ile dayanışma amaçlarını tamamen yok eder.[6]

* Tasarı ertesi gün T.B.M. Meclis’ine sunuldu. 429 sayılı Şer’iye ve Evkaf Yasası’nın kabulünden sonra Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 3 Mart 1924 günü TBMM Genel Kurulunda 430 Kanun Numarası ile kabul edildi.

3. Tevhid-i Tedrisât Kanunu

Kanun Numarası: 430          

Kabul Tarihi: 3/3/1340          

Yayımlandığı Resmi Gazete:

Tarih: 6/3/1340   Sayı: 63          

Yayımlandığı Düstur: Tertip: 3   Cilt: 5   Sayfa: 322               

Madde 1 – Türkiye dahilindeki bütün müessesatı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekâletine merbuttur.             

Madde 2 – Şer’iye ve Evkaf Vekâleti veyahut hususi vakıflar tarafından idare olunan bilcümle medrese ve mektepler, Maarif Vekâletine devir ve raptedilmiştir.             

Madde 3 – Şer’iye ve Evkaf Vekâleti bütçesinde mekâtip ve medârise (mektep ve medreselere) tahsis olunan mebaliğ Maarif bütçesine nakledilecektir.             

Madde 4 – Maarif Vekâleti yüksek diniyat mütehassısları yetiştirilmek üzere Darülfünunda bir İlahiyat Fakültesi tesis ve imamet ve hitabet gibi hidematı diniyenin ifası vazifesiyle mükellef memurların yetişmesi için de ayrı mektepler küşat edecektir.             

Madde 5 – Bu kanunun neşri tarihinden itibaren terbiye ve tedrisatı umumiye ile müştegil olup şimdiye kadar Müdafaai Milliyeye merbut olan askeri rüşti ve idadilerle Sıhhiye Vekâletine merbut olan darüleytamlar, bütçeleri ve heyeti talimiyeleri ile beraber Maarif Vekâletine raptolunmuştur. Mezkür rüşti ve idadilerde bulunan heyeti talimiyelerin ciheti irtibatları atiyen ait olduğu Vekâletler arasında tahvil ve tanzim edilecek ve o zamana kadar orduya mensup olan muallimler orduya nispetlerini muhafaza edecektir.             

(Ek: 22/4/1341 - 637/1 md.) Mektebi Harbiyeden menşe teşkil eden askeri liseler bütçe ve kadrolariyle Müdafaai Milliye Vekâletine devrolunmuştur.             

Madde 6 – İşbu kanun tarihi neşrinden muteberdir.              

Madde 7 – İşbu kanunun icrayı ahkamına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

4. Tevhid-i Tedrisât Kanunu İle Gerçekleşenler

Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası), Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 3 Mart 1924 tarih ve 430 Kanun Numarası ile kabul edilmiş olan ve ülkedeki bütün eğitim kurumlarının Maarif Vekâleti’ne (Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı) bağlanmasını öngören yasadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nde eğitimin temel kanunu kabul edilmiş ve daha sonra çıkarılan kanunlara esas oluşturmuştur.[7] 1982 Anayasası’nda 174. maddeyle koruma altına alınmış “inkılâp kanunlarından” bir tanesidir.

* Türkiye’de eğitim alanında reform yapabilmek;

* Millîlik, laiklik, modernlik esaslarını uygulayabilmek için eğitim kurumlarının birleştirilmesine ihtiyaç duyulması[3] nedeniyle hazırlanan kanun;

- Ülkenin eğitim işlerinde çok başlılığın kaldırılmasını sağladı. 

Hilâfetin kaldırılmasına dair kanun ve “Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılması hakkında kanun”la aynı gün çıkarıldı.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu ayrıca,

* Tekke ve zaviyelerin kapatılması;

* Dinsel olduğu düşünülen Osmanlı harflerinin kaldırılıp, Harf Devriminin yapılması gibi diğer bazı Atatürk Devrimleri’nin gerçekleşmesi için de altyapıyı oluşturmuştur.[8]

Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun uygulanması ile Maarif Vekili Vasıf Bey görevlendirildi. Kanun, eğitimin temel kanunu olarak kabul edildi ve daha sonra çıkarılan bütün kanunlara esas teşkil etti.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu İle Değişen Ne Oldu?

Bu kanunla, 

* Medreseler kaldırıldı,

* Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki bütün okullar Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlandı.

* Böylece eğitim kurumlarının bir çatı altında toplanması ve  

* Eğitimin millî bir nitelik kazanması sağlandı.

* 2 Mart 1926’da Maarif teşkilâtı hakkındaki kanun kabul edildi.[9]

Kanunun uygulamaya konulmasının yüzüncü yılında bugün, sistemin /uygulamanın, yasanın çıkışından önceki duruma tamamen dönüldüğü, gören gözler için çok açık bir şekilde ortadadır.

Tevhid-i Tedrisat’ın Eğitimimize Katkıları

3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu,

- Farklı insan tipleri yetiştiren eğitim sistemini birleştirmiş,

- Böylece eğitim-öğretimin ulusal, laik, bilimsel, uygulamaya dayalı ve karma (kız-erkek) yapısının temelleri atılmıştır.

5. Tevhid-i Tedrisat’tan Sonra Medreselerin Durumu

Tevhid-i Tedrisat Kanunu maddelerinde mahalle mektepleri ve medreselerin kapatılmasına ilişkin bir ifade bulunmuyordu ancak Maarif Vekili Vasıf Bey, Mayıs ayında yayımladığı bir genelge ile “Bakanlığı’nın elindeki ilkokulların hiçbirinde meslek dersleri okutulamayacağı, bunun öğretimin birleştirilmesine aykırı olacağı gerekçesiyle” mahalle mektepleri ve medreseleri kapattı.

Yasa çıktığında ülkede 479 medrese ve 18.000 medrese talebesi vardı fakat sadece 6.000'i gerçek öğrenci idi.[10] Geri kalanlar, II. Abdülhamit devrinde çıkan bir kanunla medrese öğrencileri askerlikten muaf tutuldukları için okula kayıt yaptıran ancak öğrenim görmeyen kimselerdi. Medrese başına ortalama bir hoca vardı. İstanbul’daki medrese binalarını inceleyen bir kurulun hazırladığı rapora göre; hiçbiri okul olarak kullanılabilecek nitelikte değildi.[11]

Adalet Bakanlığı’nın şer’i mahkemeleri kapatması üzerine Mekteb-i Kuzat (Kadı Okulu) da kapatıldı.

6. Osmanlı Döneminde Mektep-Medrese İkiliğinin Kökeni

19. yüzyıl ortalarına gelene kadar Osmanlı toplumunda eğitim öğretim faaliyetleri (Enderun ve birkaç büyük medrese hariç) devletin görev alanının dışındaydı.[12] Osmanlı Devleti’nde batılılaşma sürecine girildikten sonra devlet, ülkede pek çok batı tipi eğitim kurumu kurmuş; bu kurumlar ile birlikte eski eğitim kurumları da faaliyetlerine devam etmişti.[13]

- Devlet, şahıs ve dernekler tarafından ilköğretim düzeyinde “iptidai” adlı ilkokullar kurulmasını, bu okullarda modern öğretim tekniklerini uygulanmasını destekliyordu; bu okullarda öğretmenlik yapmak üzere öğretmen yetiştiriyordu. Ancak köy ve mahalle imamlarıyla eşlerinin yönetiminde bulunan ve çoğu vakıf kuruluşu olan sıbyan mektepleri ile mahalle mekteplerine dokunulmamıştı.

- Ortaöğretim ve yükseköğretim düzeyinde ise modern tipte  rüştiyeler, idadiler, sultaniler, yüksekokullar  ve Darülfünun açılmış; vakıf kuruluşları olan medreselerden devlet desteği çekilmişti ancak medreseler kapatılmamıştı; hâlen öğrenci yetiştirmeye devam ediyorlardı. İki farklı tipte kurumdan birbirlerine zıt hayat görüşlerine sahip kimseler yetişmekteydi. Böylece toplumda bir “mektep-medrese ikiliği” doğmuştu.

- Üçüncü bir kategori olarak yabancı okullar (misyoner okulları, azınlık okulları ve kolejler) eğitim alanında faaliyet göstermekteydi.

Kısacası Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı’dan devraldığı bu eğitim-öğretim mirası, farklı insan tipleri yetiştiren farklı eğitim tiplerinin bir arada var olduğu bir sistemdi.

Cumhuriyet rejiminin getirmek istediği,

* Ulusal nitelikteki yeni toplum düzeninin herkes tarafından benimsenmesi,

* Devrimlerin halk üzerinde köklü ve etkili olabilmesi için tüm eğitim kurumların tek bir merkeze bağlanması;

* Eğitim-öğretimin tek elden, tek esasa göre yönetilmesi gereği hissedilmekteydi.[14]

Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulü ve uygulamasına geçildiği tarihten günümüze kadar yüzyıllık bir sürede ve bugün Millî Eğitim Bakanlığı’nın bu yasaya ne kadar uygun hareket ettiği konusu mutlaka gözden geçirilmek durumundadır. Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı’nın değişik Bakanlıklarla yaptıkları protokollerle her kuruma din görevlisi atanması ile Millî Eğitim Bakanı’nın Aralık 2023’te TBMM’de yaptığı konuşmadaki açıklamasına göre, tarikat ve cemaatlere ait dernek ve vakıflarla on adet protokol yapıldığı kamuya duyurulmuştu. Yine Millî Eğitim Bakanlığı’nın ÇEDES uygulaması ve 2024-2029 Eğitim Stratejisi uygulaması bir bütün halinde değerlendirilerek, geldiğimiz nokta tüm açıklığıyla Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile karşılaştırmak ve bugün eğitimde varılan karşı devrimin ne olduğunun farkına varma zorunluluğu vardır. Bu karşılaştırma, yüzüncü yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı okulların ne durumda olduğunu da ortaya çıkaracaktır.  

7. Tevhid-i Tedrisat Yasasının Amacı, Eğitim Alanında Getirdiği Yenilikler ve Sonuçları

Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulünden sonra,

* Misyoner ve azınlık okulları Millî Eğitim Bakanlığı’nın denetim ve gözetimine girmiş; 

* Dinsel ve siyasal amaçlı eğitim yasaklanmış;

* Ders programlarına Türkçe, tarih, coğrafya, yurttaşlık bilgisi dersleri konulmuştur.

Tevhidi Tedrisat Kanunu ile ne amaçlanmıştı?

Bu kanunla, medreseler kaldırıldı ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki bütün okullar, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlandı.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun Türk Eğitim Tarihi açısından önemi nedir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi’inde halifeliğin kaldırılması ile ilgili olan tasarının kanunlaşmasının ardından, Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) yasası da kabul edilmiştir.

Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Yasası’nın amacı, “Medrese” ve “Mektep” ikiliğini ortadan kaldırmak olmuştur.[15]

Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulü sonrasında “Türkiye’de yalnızca Müslüman vatandaşların olmadığı, Müslüman olmayan Türk vatandaşlarının da vicdan özgürlüğü ve dinsel gereksinmeleri olduğu” düşünülerek ilkokul programından Kur’an dersleri, ortaokul ve lise programından da din, Farsça ve Arapça dersleri çıkarılmıştır. Başlangıçta din dersi isteğe bağlı bir ders haline getirilmiştir. Tevhid-i Tedrisat Kanunun diğer önemli sonuçlarını şöyle sıralamak mümkündür:

- Medreseler kapatılmış,

- Eğitimde birlik sağlanmış,

- İmam Hatip okullarının açılması yönünde karar alınmış,

- İlahiyat fakülteleri açılmış,

- İlkokul parasız ve zorunlu olmuş,

- Eğitim sahası çok daha modern bir hale dönüştürülmüş,

- Laik bir eğitim sistemi oluşturulmuş,

- Eğitim sisteminin çağa ayak uydurması sağlanmıştır.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu günümüzdeki karşılığı Öğretim Birliği Yasası, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 3 Mart 1924 yılı ve 430 Kanun numarasıyla birlikte kabul edilmiş olan ve ülkede faaliyet gösteren tüm eğitim kurumlarının Maarif Vekaleti’ne günümüzdeki ifadesiyle Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlanmasını öngören bir yasa olma özelliği taşır.

Türkiye Cumhuriyeti’nde eğitimin temel kanunu kabul görmüş ve daha sonraki süreçte çıkarılmış olan kanunlara esas oluşturmuştur.1982 tarihli anayasada 174. madde ile koruma altına alınmış “inkılâp yasalarından” biri olarak tarihe geçmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti eğitim alanında reform yapabilmek adına; laiklik, millîlik, modernlik esaslarını uygulayabilmek adına eğitim kurumlarının birleştirilmesine gereksinim duyulması nedeniyle hazırlanmış durumda olan kanun; Türkiye’nin eğitim işlerinde çokbaşlılığın kaldırılmasını sağlamıştır.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile birlikte ayrıca tekke ve zaviyelerin kapatılması söz konusu olmuştur. Bu kapsamda dinsel niteliğe sahip durumda olduğu düşünülen Osmanlı harflerinin kaldırılarak Harf Devrimi’nin hayata geçirilmesi gibi diğer bazı büyük öneme sahip olan Atatürk Devrimleri’nin gerçekleşmesi için de altyapıyı meydana getirmiştir.[16]

***

Kaynakça

[1] Asım ARI, Tevhid-i Tedrisat ve Laik Eğitim, Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt: 22, Sayı: 2 (2002) s.181-192.

[2] Prof.Dr. Reşat GENÇ (Hazırlayan), Türkiye’yi Laikleştiren Yasalar, Ankara, 1988, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, s.1; Sedat ŞENERMEN, Gazi Mustafa Kemal’in İslam/Kur’an Kültürü, İstanbul, 2013, 2.Baskı, s.147.

[3] Zeynep NEVZATOĞLU, Basında Din Eğitimi-Öğretimi Laiklik Tartışmaları (1945-1960), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2006.

[4], [5],[8],[12] "Feriha ÖZKAN, Atatürk'ün Laiklik Anlayışının Eğitim Sistemimizdeki Yansımaları (1919-1938)Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Kütahya, 2006". 6 Şubat 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Aralık 2011. https://tr.wikipedia.org/wiki/Tevh%C3%AEd-i_Tedr%C3%AEs%C3%A2t_Kanunu

[6] Zeynep NEVZATOĞLU, Basında Din Eğitimi-Öğretimi Laiklik Tartışmaları (1945-1960). 

[7], [10],[11],[13],[14] "Mehmet OKUR, Milli Mücadele ve Cumhuriyetin İlk Yıllarında Milli ve Modern Bir Eğitim Oluşturma Çabaları, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 1, 2005". 10 Nisan 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Aralık 2011.

[15] https://www.google.com/search?q=tevhid-i+tedrisat+kanunu+ne+demek &rlz=1C1CHBD_trTR925TR925&oq=tevhid-i+tedrisat&gs_lcrp

[16] https://www.hurriyet.com.tr/egitim/tevhidi-tedrisat-kanunu-nedir-amaci-ve-sonuclari-nelerdir-tevhidi-tedrisat-kanunu-ne-zaman-kabul-edildi-41828968#:~   

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.