SON DAKİKA
Hava Durumu

#Gastronomi

Söz Bursa - Gastronomi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gastronomi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bursa Gastronomisine GASTRODER dokunuşu: THE NAKKACH’ta vizyon buluşması Haber

Bursa Gastronomisine GASTRODER dokunuşu: THE NAKKACH’ta vizyon buluşması

GASTRODER Gastronomi Kültür ve Seyahat Derneği tarafından düzenlenen özel gastronomi buluşması, Bursa’nın seçkin gastronomi mekânlarından biri olan PodyumPark içerisindeki THE NAKKACH Restaurant ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Ulusal ve Bursa basınının önemli isimleri, iş dünyasının temsilcileri, akademisyenler, sivil toplum kuruluşu yöneticileri ve gastronomi dünyasının değerli konukları aynı sofrada bir araya geldi. Gece, GASTRODER Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Başan’ın açılış konuşmasıyla başladı. Başan konuşmasında gastronominin yalnızca bir yemek deneyimi olmadığını; farklı görüşleri, farklı hayatları ve farklı hikâyeleri aynı masa etrafında buluşturan güçlü bir kültürel dil olduğunu vurguladı. Birlikte yenilen yemeğin insanlar arasındaki mesafeleri azaltan, dostluğu güçlendiren ve şehir kültürünü derinleştiren çok özel bir değer taşıdığına dikkat çeken Başan, gastronominin aynı zamanda şehirlerin marka kimliğini oluşturan en önemli unsurlardan biri olduğunu ifade etti. Ardından söz alan THE NAKKACH Restaurant Kurucuları Çisel Demir ve Bülent Demir, konuklara mekânın hikâyesini anlatarak, Bursa’da yalnızca bir restoran değil; gastronomi, sohbet ve kültürün iç içe geçtiği özel bir yaşam alanı oluşturmayı hedeflediklerini belirttiler. Geceye ayrıca, THE NAKKACH’ın menülerini oluşturan ve mutfak danışmanlığını üstlenen Türkiye’nin önemli Executive Chef’lerinden Chef Aydın Demir de katıldı. Demir konuşmasında; Osmanlı mutfağının köklü mirasını dünya mutfağının modern yorumlarıyla harmanladıklarını ifade ederek, menüleri hazırlarken Bursa Ovası’nın cömertçe sunduğu yerel ürünlerden ve coğrafi işaretli değerlerden özellikle faydalandıklarını söyledi. Yerel ürünlerin gastronomi turizminin sürdürülebilirliği açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Geceye damgasını vuran özel menü ise davetlilerden büyük beğeni aldı. Soğuk Az Ayran Aşı, zahterli köz biber ve cevizli Nakkach salata ile başlayan gastronomi yolculuğu; pazılı kabak çitlemesi, köz patlıcan salatası, kuru börülce salatası, Rum ezmesi, vişneli yaprak sarma ve levrek marin gibi özgün mezelerle devam etti. Ara sıcak olarak sunulan trüflü ballı çıtır börek davetlilerden tam not alırken, ana yemekte servis edilen uzun pişmiş dana kaburga geceye lezzet anlamında güçlü bir imza attı. Finalde sunulan modern baklava ise geleneksel tatların çağdaş yorumuna zarif bir örnek oldu. Gecenin sürprizlerinden biri ise Bursa Çin Fahri Konsolosu Nejat Yahya’nın, Türk musikisinin unutulmaz eserlerinden bazılarını seslendirmesi oldu. Konukların büyük beğenisini toplayan performans, geceye ayrı bir renk ve zarafet kattı. Gecede ayrıca akustik gitar ve vokal performansıyla sahne alan Ecem Boyacı, yerli ve yabancı birçok eseri kendine özgü yorumuyla seslendirerek geceye müzikal anlamda unutulmaz bir atmosfer kattı. Davetliler, müzik ve gastronominin iç içe geçtiği bu özel gecede keyifli anlar yaşadı. Samimi atmosferiyle dikkat çeken davette; hoş sohbetler, birlikte paylaşılan lezzetler, mutlulukla kalkan kadehler ve gastronominin birleştirici ruhu gece boyunca hissedildi. Geceye Katılım Sağlayan İsimler Arasında; • Mustafa Özdal – Bursa Basın TV16 • Bora Özgen – Gastro Turkey & Turizmin Sesi Haber Ajansları Sahibi • Mehmet Birtek – Ülkem Haber Ajansı • Chef Aydın Demir • Osman Gürçay – Bursa Basını • Yüksel Baysal – Bursa Basını • Selahattin Adıgüzeller – Bursa Basını • Sibel Barutcu – Bursa Basını • Vedat Aslan – Sosyal Medya Ajans Sahibi • Nejat Yahya – Bursa Çin Fahri Konsolosu /iş insanı / • İlhan Parseker – Eski BTSO Başkanı / İş İnsanı • Mecit Boyacı – İş insanı/ Eğitmen / Beyoğlu Rotary YK Üyesi • İlhan Uslu – Bursalı Grubu / İş İnsanı • Naci Şahin – Balkantürksiad Kurucu Başkanı / İş insanı * İlker Özaslan /Bursa Unesco Derneği Başkanı /İş insanı • İsmail Kuru – Bursa SKAL Başkanı / Otel Genel Müdür • Engin Balta – Güney Marmara TÜRSAB Başkanı /Turizm Profesyoneli • Aykon Kurkur – KalDer Genel Sekreteri • Yücel Akgün – Lions Bölge Başkanı • Doç. Dr. Emel Adamış – Uludağ Üniversitesi Akademisyeni • Prof. Dr. Mustafa Tayar – Uludağ Üniversitesi Akademisyeni • Rıdvan İşbaşaran – İş İnsanı • Prof. Dr. Abdullah Işıklar /Psikolog /Sağlık Uzmanı • Av. Gürkan Altun – Eski Bursa Barosu Başkanı yer aldı. GASTRODER yetkilileri, Bursa’nın gastronomi ve turizm vizyonuna katkı sağlayacak bu tür buluşmaların önümüzdeki dönemde de devam edeceğini ifade etti. Gece sonunda masalardan geriye yalnızca özel lezzetler değil; eski dostlarla yeniden kurulan sıcak sohbetler, yeni dostlukların heyecanı, kahkahalar, hoş muhabbetler ve aynı sofrayı paylaşmanın verdiği samimi mutluluk kaldı. THE NAKKACH’ın zarif atmosferinde buluşan konuklar, gastronominin yalnızca damakta iz bırakan bir deneyim değil; insanları birbirine yaklaştıran güçlü bir kültür dili olduğunu bir kez daha birlikte yaşadı.

12. Uluslararası Urla Enginar Festivali lezzet ve sanatla başladı Haber

12. Uluslararası Urla Enginar Festivali lezzet ve sanatla başladı

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, 12. Uluslararası Urla Enginar Festivali’nin açılışını yaptı. Renkli bir kortejle başlayan festivalde Urla sokakları sanat ve gastronomiyle doldu taştı. Başkan Tugay, kent turizmi için arkeoloji ve gastronomiyi birleştirme çağrısı yaptı. İzmir’in gastronomi merkezi Urla’nın dünyaca ünlü organizasyonu Uluslararası Urla Enginar Festivali, 12’nci kez kapılarını açtı. 1-3 Mayıs tarihleri arasında Urla’nın tarihi sokaklarını sanatın ve lezzetin buluşma noktasına dönüştüren festivalin açılış töreni Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirildi. Törene, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Cumhuriyet Halk Partisi İzmir milletvekilleri Deniz Yücel, Ednan Arslan, Ümit Özlale, ev sahibi Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan ve ilçe belediye başkanları, geçmiş dönem Urla Belediye Başkanı Sibel Uyar, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, akademisyenler, dünyaca ünlü şefler ve Türkiye’nin dört bir yanından Urla’ya akın eden binlerce yurttaş katıldı. ÇİFTÇİLERDEN URLA’NIN EMEĞİNE YAKIŞIR KORTEJ Festival gelenekselleşen kortejle başladı. Başkan Cemil Tugay ve protokol, Jandarma Kavşağı’ndan başlayarak festivalin coşkusunu Urla sokaklarına taşıdı. Urla’nın bereketli topraklarını ve kültürel zenginliğini simgeleyen renkli kortej; özel kostümler, çiçeklerle bezeli figürler, minik sporcular, şefler ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Bandosu eşliğiyle karnaval havasında gerçekleştirildi. Kortej Cumhuriyet Meydanı’na ulaştı. Ardından Başkan Tugay ve protokol Urla Belediyesi önünden geçiş yapan çiftçileri selamladı. Çiftçiler atlarla enginar yüklü traktörlerle coşkuyu zirveye taşıdı. Açılış töreni öncesi Cumhuriyet Meydanı’nda halk oyunları gösterisi yapıldı. "İZMİR TÜRKİYE’NİN EN FAZLA TARIM YAPILAN KENTİDİR" Sözlerine tüm emekçilerin 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutlayarak başlayan Başkan Tugay, bahar aylarının İzmir’in dört bir yanında festival ayı olduğunu ifade ederek, "İzmir'in kendi yerel üretim kültürünün önemini vurgulamaya çalışıyoruz. Ve her sene Enginar Festivali'nin biraz daha büyüdüğünü, geliştiğini, daha fazla ilgi gördüğünü hepimiz görüyoruz. İzmir tarihi olarak bir tarım kenti. Havzalarıyla bütün İzmir, en köklü tarımsal gelenekleri olan ve halen de yoğun tarım yapılan topraklar. İzmir şu anda hayvansal üretimde Türkiye'de ikinci sırada. Hem ette hem süt ve süt ürünlerinde böyle. Ama bitkisel tarımda da bazen ikinci, bazen üçüncü oluyor" diye konuştu. "URLA’NIN ÖNCE KÖKENİNİ BİLMEK LAZIM" Yapılaşma riskine dikkat çeken Başkan Tugay, Urla’nın tarihi ve tarımsal değerlerine vurgu yaptı. Evliya Çelebi’nin bölgeye dair anlatılarına da değinen Tugay, Urla’nın özel bir ekosisteme sahip olduğunu belirterek, "Burası tarım için son derece uygun ve çok kıymetli topraklara sahip. Tarihine baktığımızda, dünyanın ilk şarap üretim merkezlerinden biri olduğunu, üzümcülüğün en eski örneklerinin bu coğrafyada geliştiğini görüyoruz" dedi. Bir kentin geçmişiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Tugay, "Bir yeri gerçekten tanımak için onun hikâyesini de bilmek gerekir. Urla’yı yalnızca yapılaşma alanı olarak görmek büyük bir eksiklik olur. Bu bölgenin güçlü bir tarımsal ve ekolojik geçmişi var; bu değerleri koruyarak hareket etmek zorundayız" diye konuştu. "İZMİR'DE YAŞAMAYA HER ZAMAN ÖZENİYORLAR" Başkan Tugay, tarımın yalnızca gıda ihtiyacını karşılayan bir alan olmadığını, aynı zamanda korunması ve geliştirilerek geleceğe taşınması gereken stratejik bir değer olduğunu vurguladı. Tarımın, insanlığın en önemli kültürel birikimlerinden biri olan gastronominin de temelini oluşturduğunu belirten Tugay, "Urla’da bugün gördüğümüz gibi, nitelikli tarım yapıldığında ve insanlar bunun kıymetini bildiğinde, gastronomi de aynı ölçüde gelişiyor. Bu süreçlerin hiçbiri tesadüfen ortaya çıkmıyor; zamanla ve emekle oluşuyor" dedi. İzmir’in 35 coğrafi işaretli ürüne sahip olduğuna dikkat çeken Tugay, bu zenginliğin önemli örneklerinden birinin de sakız enginarı olduğunu ifade etti. Tugay, "Böyle bir zenginliğin içinde yaşıyoruz. Bu zenginlik sadece toprağı ve tarımıyla değil; insanıyla ve kültürüyle de var oluyor. Bu nedenle İzmir, pek çok insan için çekici ve nitelikli bir yaşam alanı sunuyor; insanlar burada yaşamayı her zaman arzu ediyor" diye konuştu. "BİZ BU ŞEHRİN DEĞERİNİ BİLEN İNSANLARIZ" İzmir ile gurur duyduklarını ifade eden Başkan Tugay, "Biz bu şehirde memleketimizin her tarafından gelen insanlarla hep dostluk, kardeşlik içerisinde yaşadık. Komşuluğun, insanlığın değerini bildik. İzmir halkı her zaman yardımsever oldu. İzmir'le gurur duyuyoruz. Bazı insanlar İzmirlilerin 'İzmir'in dağlarında çiçekler açar' marşıyla neden coştuğunu anlayamıyorlar. Ya da umuda ihtiyacınız olduğu zaman 'Güzel günler göreceğiz çocuklar' şarkısında kendimizi bulmamızı da anlayamıyorlar. Ama biz öyle insanlarız. Biz bu şehrin değerini bilen insanlarız; bu şehrin kültürel değerini, insana dair değerini, barışa dair değerini, çevreye dair değerini, yaşama dair değerini her anlamda bilen insanlarız. İzmir, her zaman değerleriyle, güzellikleriyle, mutluluklarıyla, keyfiyle İzmir olarak yaşamaya devam edecek. Bu şehre hizmet etmek bizler için büyük bir onurdur" diye konuştu. "GELECEK TOPRAĞIYLA BAĞINI KOPARMAYAN ŞEHİRLERİN OLACAK" Festivalin açılış töreninde konuşan Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan, "Gelecek toprağıyla bağını koparmayan şehirlerin olacak. Urla o şehirlerden birisi olacak. Bazı şehirler kalabalığıyla hatırlanır, bazıları ise ürettikleriyle. Urla üreten olmayı tercih eden ilçelerdendir. Tarım sadece üretim değil, bilgiyle, sabırla, doğayla kurulan bir dengedir. Biz bu toprağı korumaya, işlemeye devam ediyoruz. Atalarımızdan aldığımız mirası çocuklarımıza bırakmanın sorumluluğunu taşıyoruz. Enginar da zeytin ve üzüm gibi bu değerlerin en önemli temsilcisi. Bütün dünya iklim krizi ve gıda güvenliği sorunuyla uğraşıyor. Urla bu yıl krizlere rağmen 6 milyar baş enginar rekoltesine ulaştı. Bu da topraktan bağımızın kopmadığının göstergesidir" diye konuştu. "URLA’DA TOPRAK KONUŞUR, EMEK BÜYÜR" Urla Ziraat Odası Başkanı Muharrem Uslucan ise, "Bugün burada sadece bir festivali değil, toprağın sabrını, emeğin değerini selamlıyoruz. Urla tarımının en büyük kahramanlarından birisi sakız enginarıdır. Enginar çiftçiye umut olur. Sadece enginarıyla değil üzümüyle, zeytiniyle, şevketi bostanıyla nice ürünler bu toprakların kültürüdür, değeridir. Toprak varsa hayat var. Urla her geçen gün betonlaşıyor. Kendi elimizle geleceğimizi yok ediyoruz. Urla’da toprak konuşur, emek büyür. Her emek geleceğe bırakılmış bir mirastır" dedi. İZMİR’İN İLK DENİZ ÜRÜNLERİ FESTİVALİ İÇİN KOLLAR SIVANDI Açılış töreninin ardından Başkan Tugay, Başkan Balkan ve Köstem Zeytinyağı Müzesi Kurucusu Dr. Levent Köstem ile festivalin ilk söyleşisinde konuşmacı oldu. Ahmet Güzelyağdöken’in moderatörlüğünde gerçekleşen "Tarım Gastronomi ve Turizm" başlıklı söyleşide Urla’nın gastronomi geleceği konuşuldu. İzmir’in dört bir yanında gerçekleştirilen festivallere rağmen kentin en büyük değerlerinden deniz ürünlerine dair festivalin olmadığının konuşulması üzerine Başkan Tugay, "İzmir, Türkiye’nin en önemli gastronomi şehirlerinden birisi. İzmir’in zeytinyağlıları var, ot kültürü var ama aynı zamanda deniz ürünleri var. Deniz ürünleriyle ilgili bir festival olması lazım. Foça’da, Karaburun’da ya da kıyı balıkçılığının geliştiği yerlerde bu festivali yapabiliriz" dedi. Başkan Balkan ise Urla olarak deniz ürünleri festivaline talip olduklarını ifade etti. "EGE BÖLGESİ ADETA BİR MADEN" Söyleşide İzmir’in turizmde kalkınma yol haritasına ilişkin soruyu yanıtlayan Başkan Tugay, İzmir için hedeflerinin katma değeri yüksek turizm ve nitelikli turist olduğunu söyledi. Bu doğrultuda İzmir’in iki önemli potansiyelinin bulunduğunu ifade eden Tugay, bunlardan ilkinin antik ve tarihi-kültürel miras olduğunu belirtti. İzmir’in 7 antik kente sahip olduğuna dikkat çeken Tugay, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izin verdiği yaklaşık 200 kazı alanının bulunduğunu, yer altında keşfedilmeyi bekleyen çok sayıda tarihi değer olduğunu söyledi. Bu potansiyelin ortaya çıkarılmasıyla İzmir’in Roma benzeri bir kültürel çekim merkezine dönüşebileceğini ifade etti. İkinci önemli alanın gastronomi olduğunu vurgulayan Tugay, "Yurt dışında bize tattırılan yemeklerin çok daha iyisi bizim mutfağımızda var. İzmir gerçekten bir cennet. Ege Bölgesi gastronomi hammaddesi açısından adeta bir maden" dedi. Bu zenginliğin yeterince değerlendirilemediğine dikkat çekti. URLA SOKAKLARI SANAT VE GASTRONOMİYLE DOLUP TAŞACAK 12. Uluslararası Urla Enginar Festivali 3 Mayıs’a kadar ziyaretçilerini ağırlayacak. Yerel üreticilerin taze ürünlerinin tezgahları bereketlendireceği festivalde dünyaca ünlü şeflerin mutfak atölyeleriyle gastronomi tutkunlarını ağırlayacak. Üç gün boyunca Urla’nın tarihi sokaklarını sanatın ve lezzetin buluşma noktası haline getirecek festival kapsamında Otopark, Malgaca ve Sanat Çarşısı’nda konserler yer alacak. Ana sahnede ilk gün Grup Papara, ikinci gün Cuba Duo ve Grup Pikap, son gün ise ünlü sanatçı Mehmet Erdem konser verecek. Festival boyunca birbirinden ünlü şefler ana sahnede söyleşiler düzenleyecek. Festivalin sonunda ise Enginarlı Lezzetler Yemek Yarışması’nın ödülleri sahiplerini bulacak.

Bursa mutfağının bahar ilacı: Isırgan ve Hodan otu kavurması tarifi Haber

Bursa mutfağının bahar ilacı: Isırgan ve Hodan otu kavurması tarifi

Baharın gelmesiyle birlikte Uludağ’ın bereketli eteklerinden toplanan taze otlar, Bursa pazarlarında başköşeye yerleşti. Özellikle bağışıklığı güçlendirmesiyle bilinen ısırgan otu, ebegümeci ve halk arasında "kaldırık" olarak bilinen hodan otu, bu günlerde Bursalıların en çok tercih ettiği şifa kaynakları arasında yer alıyor. Uzmanlar, kıştan çıkan vücudun bahar yorgunluğunu atması ve kan değerlerini dengelemesi için bu doğal bitkilerin tüketilmesini öneriyor. Bursa’nın dağ köylerinde asırlardır pişirilen bu kadim lezzetler, sadece bir yemek değil, aynı zamanda doğal birer takviye niteliğinde. ŞİFA DEPOSU: ISIRGAN VE HODAN OTU KAVURMASI TARİFİ Söz Bursa okurları için, sofralarınıza sağlık katacak o meşhur kavurmanın en doğal tarifini hazırladık: Malzemeler: *Yarım kilo karışık dağ otu (Isırgan, hodan, ebegümeci) *2 adet orta boy kuru soğan *3-4 yemek kaşığı sızma zeytinyağı *2 veya 3 adet yumurta *Tuz, karabiber, pul biber Hazırlanışı: Temizlik: Isırgan otunu temizlerken eldiven kullanmayı unutmayın! Otları sirkeli suda iyice yıkayıp süzün ve iri parçalar halinde doğrayın. Kavurma: Zeytinyağını tavaya alın, piyazlık doğradığınız soğanları hafif pembeleşene kadar kavurun. Otların Buluşması: Önce daha geç pişen hodan (kaldırık) otlarını ekleyip bir miktar çevirin, ardından ısırgan ve ebegümecini ilave edin. Otlar sönüp suyunu çekene kadar orta ateşte kavurmaya devam edin. Final: Baharatlarını ekledikten sonra üzerine yumurtaları kırın. Yumurtalar piştiğinde yemeğiniz servise hazır! Bu eşsiz lezzeti, yanında Bursa’nın köy yoğurduyla servis ederek şifasını ikiye katlayabilirsiniz.

Cantığın hikayesi: Bursa’nın "Milli" pizzası Haber

Cantığın hikayesi: Bursa’nın "Milli" pizzası

Cantık, aslında bir Kırım Tatar lezzeti. 19. yüzyılda Kırım’dan Bursa’ya göç eden Tatarların şehre mirası. İsmi Tatarca "kenar" anlamına gelen "cantık" kelimesinden geliyor. Bursa'da bu lezzet öyle bir sahiplenilmiş ki, Tatar mutfağından çıkıp "Bursa fırın kültürü"nün baş tacı olmuş. Eskiden düğünlerde, mevlitlerde ve Cuma çıkışlarında dağıtılması bir gelenekti. Pideler gibi uzun değil, küçük ve yuvarlak olması ise "paylaşım" kolaylığından geliyor. SÖZ BURSA USULÜ CANTIK TARİFİ Bu tarif, evde fırıncı ustalığını konuşturmak isteyen okurlarımız için: Malzemeler: Hamuru İçin: 500g un, 1 paket yaş maya, 1 tatlı kaşığı tuz, 1 tatlı kaşığı şeker, ılık su. İç Harcı (Klasik Kıyma): 300g orta yağlı kıyma, 2 adet domates (küp doğranmış), 3 adet sivri biber, 1 adet soğan, yarım demet maydanoz, tuz, karabiber. Yapılışı: Hamur Hazırlığı: Unu geniş bir kaba al, ortasını aç. Mayayı şeker ve ılık suyla eritip unla karıştır. Kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edene kadar yoğur ve 1 saat dinlendir. Harcın Sırrı: Soğanı, biberi ve domatesi çok ince doğra. Kıyma ve baharatlarla iyice yoğur. (İpucu: Domatesin suyu hamuru yumuşatır, sakın süzme!) Şekil Verme: Hamurdan mandalina büyüklüğünde parçalar kopar. Elinle ortasını çukurlaştır, kenarlarını yüksek bırak (işte o "cantık" kenarı). Pişirme: Hazırladığın harcı ortasına bolca koy. Kenarlarına yumurta sarısı sür. 220°C önceden ısıtılmış fırında kenarları kızarana kadar pişir.

Bu yemeğin hazırlığı saatler sürüyor! İftarın yeni favorisi: Palu Tava Haber

Bu yemeğin hazırlığı saatler sürüyor! İftarın yeni favorisi: Palu Tava

Elazığ'ın eşsiz lezzetlerinden biri olan ve geçtiğimiz ay tescillenen 'Palu Tava', Ramazan ayında iftar sofralarında yoğun ilgi görüyor. Elazığ'ın Palu ilçesine özgü Palu Tava, ocak ayında Türk Patent ve Marka Kurumu'nca tescil edilerek coğrafi işaret aldı. Tescil sürecinin ardından Ramazan ayının gelmesiyle birlikte, ilçedeki kasaplarda ve fırınlarda bu yemeğe olan talep artış gösterdi. Geleneksel yöntemlerle hazırlanan yemek, içeriğindeki özel malzemeler ve pişirme tekniğiyle ilçenin gastronomi kültüründe önemli bir yer tutuyor. "BİR DİĞER ÖZELLİĞİ İSE UZUN SÜREDE PİŞMESİDİR" Palu Tava hazırlayan kasap Mahmut Güneş, yemeğin tescil süreci ve içeriği hakkında bilgiler vererek, "Öncelikle tüm İslam aleminin Ramazan-ı Şerif'ini mübarek ederim. Bugün Palu Tava yaptık. Palu Tavanın içerisinde sebze olarak sadece biber bulunur. Baharat olarak ise tuz ve karabiber kullanılır. Tercihe göre tereyağı ya da kuyruk yağı kullanılabilir. Palu Tavanın en önemli özelliklerinden biri, sadece küçükbaş hayvandan yapılmasıdır. Ya çepiçten ya da kuzudan hazırlanır. Zaten bir ay öncesine kadar da Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescilini almış bulunmaktayız. Bu da bizler için büyük bir sevinçtir. Bir diğer özelliği ise uzun sürede pişmesidir. Halkımız, müşterilerimiz, yemek siparişlerini ya bir gün öncesinden ya da sabahın erken saatlerinde versinler ki iftar sofralarına daha lezzetli, daha iyi pişmiş ve daha güzel Palu Tava sunabilelim. Şimdiden afiyet olsun diyorum" dedi.

AB Tescilli Suruç Narından ilk kez kebap yapıldı Haber

AB Tescilli Suruç Narından ilk kez kebap yapıldı

Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde, Avrupa Birliği (AB) tarafından coğrafi işaretle tescillenen "Suruç Narı" ilk kez farklı bir lezzetle gündeme geldi. İlçede Suruç narından ilk kez kebap hazırlanarak vatandaşların beğenisine sunuldu. Bölgenin bereketli topraklarında yetişen ve aromasıyla öne çıkan Suruç narı, ustaların elinde mangalla buluşarak özgün bir kebap çeşidine dönüştü. Hem yöresel ürünü tanıtmak hem de farklı bir tat ortaya koymak amacıyla hazırlanan nar kebabı, kısa sürede ilgi odağı oldu. "NARIN EKŞİLİĞİ VE AROMASI ETE FARKLI BİR LEZZET KATIYOR" İlk kez nar kebabı hazırladıklarını belirten kebap ustası Mehmet Ay, hem yapım sürecini hem de içeriğini anlattı. Deneme yanılma usulüyle bu noktaya kadar geldiklerini belirten Ay, "Kebap ustasıyım, bugün misafirlerimize Suruç'un meşhur ve tescilli narından sebzeli nar kebabı yaptık, kendileri de çok beğendi. İçeriğinde tuz, pul biber, Urfa isotu, bol nar taneleri var. Kuzu kıyma kullanıyoruz ve yarı yarıya oranda kuyruk yağı ekliyoruz. İki ayrı ürün hazırlıyoruz, biri kuzu kıymadan, diğeri tavuk kıymadan. Aslında birçok deneme yanılma yöntemiyle bu aşamaya geldik. Kabuklu denedik, suyuyla kebap yapmayı düşündük. En son nar tanelerini etin içine hapsedip o şekilde pişirdik ve ortaya muazzam bir tat çıktı" dedi. Ay, narın doğal ekşiliğinin, kuyruk yağıyla harmanlanan kıyma ile dengelendiğini, Urfa isotunun ise kebaba yöresel karakter kattığını ifade etti. "HEM TATLI HEM ACI DENGESİ ÇOK GÜZEL" Nar kebabını ilk kez deneyen Ferhat Ada isimli müşteri ise lezzetten etkilendiğini belirterek, "Sebzeli nar kebabını tavsiye üzerine denedim. Daha doğrusu tavsiye üzerine geldim. İlk önce önyargılıydım ama tadına bakınca narın aromasıyla etin birleşimi gerçekten güzel. Özellikle tatlı ve acı dengesi çok iyi ayarlanmış. Arkadaşlarıma da tavsiye ediyorum" dedi. Siverek'ten özel olarak geldiğini söyleyen Hasan Altındağ da, "Suruç'un narı zaten meşhur. Nar kebabı için geldim, gayet güzel bir lezzet olmuş" ifadelerini kullandı. AB TESCİLLİ İLK VE TEK ÜRÜN Suruç narı için ilk olarak 2020 yılında Suruç Belediyesi tarafından Türk Patent ve Marka Kurumuna başvuru yapıldı. 2021 yılında coğrafi işaret tescil belgesi alınan ürün, 2023 yılında Avrupa Birliği nezdinde de tescillenerek uluslararası koruma altına alındı. Böylece Suruç Narı, Şanlıurfa'da Avrupa Birliği tarafından tescillenen ilk ürün olma özelliğini kazandı. Gastronomi alanında yeni bir yorum olarak ortaya çıkan nar kebabı, hem bölgenin marka değerini artırması hem de yöresel ürünlerin farklı sunumlarla tanıtılması açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. İlçede esnaf ve vatandaşlar, nar kebabının Suruç'a özgü yeni bir lezzet olarak menülerde kalıcı yer edinmesini bekliyor.

Bursa’nın ‘Zaman Kapısı’ açılıyor: Hisar Arkeopark’ta 3 bin yıllık tarih gün sayıyor! Haber

Bursa’nın ‘Zaman Kapısı’ açılıyor: Hisar Arkeopark’ta 3 bin yıllık tarih gün sayıyor!

Binlerce yıllık geçmişiyle medeniyetlerin izini taşıyan Osmangazi’de, tarih bir kez daha gün yüzüne çıkıyor. Bu kapsamda Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, kentin tarihsel belleğini güçlendirecek alanlardan biri olan Arkeopark’ta incelemelerde bulundu. Osmanlı’dan kalan eşsiz miras, gönül dünyasında iz bırakan manevi duraklar ve Cumhuriyet’in ilk yıllarını yansıtan köklü mahalleleriyle Bursa; Bizans, Prusa ve Bitinya uygarlıklarına uzanan tarihsel birikimiyle çok katmanlı bir kültür hafızası sunuyor. Bu zengin geçmişe, milattan önce 3 bin yıl öncesine uzanan izleri gün yüzüne çıkaracak ‘Arkeopark’ ekleniyor. “Proje Yüzde 98 Bandına Ulaştı” ‘Zamanın Kapısı’ olarak tanımlanan ve Bursa’nın tarihini daha derin bir perspektifle ele alan Arkeopark’ı ziyaret eden Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, bu özel projenin yalnızca bir arkeoloji noktası değil; eğitim, kültür ve turizm açısından da önemli bir merkez olacağını söyledi. Hisar Arkeopark Projesi’nin çok kısa sürede önemli bir aşamaya geldiğini belirten Başkan Aydın, “Göreve geldiğimizde yüzde 5’ler seviyesinde olan proje, bugün yüzde 98 bandına ulaştı. İnşallah birkaç ay içerisinde yerli ve yabancı turistlerin ziyaretine açacağız” dedi. “Yaşar Kemal Medeniyetler Kütüphanesi Açılacak” Arkeopark alanında yaklaşık 3 bin yıllık zodyak mozaiklerinin bulunduğunu ifade eden Başkan Erkan Aydın, sözlerinde şu ifadelere yer verdi: “Buraya gelen ziyaretçiler, 3 bin yıl önce insanların nasıl yaşadığını ve bu alanın hangi amaçlarla kullanıldığını çok daha net hissedebilecek. Tanıtım merkezimiz, bilgilendirme alanlarımız, karekodlar ve broşürlerle bu tarih daha görünür hale gelecek. Bursa’nın kadim bir şehir olduğu duygusu burada çok daha güçlü yaşanacak. Proje kapsamında ‘Yaşar Kemal Medeniyetler Kütüphanesi’ adını verdiğimiz bir kütüphane ile konferans salonu da yer alacak. Roma dönemine ait inanç ile yaşam kültürünü maketler ve anlatımlarla aktaracağız. Savaş öncesi askerlerin burada dua ettiği alanlara ilişkin hikayeleri ziyaretçilerle paylaşacağız. Hisar bölgesi yalnızca tarih anlatan bir alan değil, aynı zamanda sosyal yaşamın da merkezi olacak. Gençlere yönelik kafe, yeme-içme noktaları ve dinlenme alanlarını projeye dahil ettik. Restoranları, butik otelleri, kafeteryaları ve el emeği ürünlerin sunulacağı alanlarıyla Hisar’ı, ‘Old City’ dediğimiz yaşayan bir merkez haline getirmek istiyoruz. Bu çalışmalar Bursa turizmine ciddi katkı sağlayacak.” “İpekyolu Aks Projesi’nin Kalbi Hisar’da Atacak” Bunun yanı sıra Başkan Aydın, “Panorama’dan başlayarak Kayhan, Hanlar Bölgesi, Alaaddin Camii, Üftade ve Ulu Camii ile kamuoyunda Kolsuz Faik İpek Fabrikası olarak bilinen tarihi Romangal Fabrikası’nı kapsayan; kültür, gastronomi ve inanç duraklarıyla entegre bir turizm rotası oluşturduk. İpekyolu Aks projemizin önemli bir ayağını burada hayata geçiriyoruz. Hedefimiz, Bursa’ya gelen yerli ve yabancı turistlerin üç-dört gün boyunca kenti yaşayarak gezmesi. Bu süreçte emeği geçen akademisyenlerimize, Anıtlar Kurulu’na ve tüm çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Hisar Arkeopark’ın Osmangazi’nin kültürel belleğinde kalıcı ve güçlü bir yer edineceğine inanıyorum” açıklamalarında bulundu. Arkeoparkların temel amacının içerdiği kalıntıları insanlara doğru şekilde anlatmak olduğunun altını çizen Hisar Bölgesi Kentsel Tasarım Projesi’nin müellifi Prof. Dr. Nevzat Oğuz Özer ise, “Bu yapıların anlamını, fiziksel özelliklerini ve tarihsel gerekçelerini ortaya koymak gerekir. Biz Hisar Arkeopark’ı da tam olarak bu anlayışla tasarladık. Bu alanda yaklaşık iki, iki buçuk metrelik bir dolgu toprağı bulunuyor ve farklı kültürlere ait izler zaman içerisinde bu katmanların içine girip çıkmış durumda. Bu nedenle alanda ciddi bir tahribat söz konusu. Biz de parçalanmış bu bütünlüğü, burada ziyaretçilere anlatmaya çalışıyoruz. Zodyak mozaiği dünyada çok nadir bulunan bir örnek. Bizler, dört-beş adet tespit edebildik. Bu mozaik ilk olarak 2002 yılında müzede tespit ediliyor, daha sonra ortasındaki motifi çalınıyor ve mozaik müzeye taşınıyor. O dönemin ruhunu, anlamını ve yaşam biçimini bu alanda yeniden canlandırarak, bu mozaikleri gerçek hayatlarına döndürmeyi hedefliyoruz. Hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu.

Lezzetin şifresi tabakta saklı Haber

Lezzetin şifresi tabakta saklı

Yemeğin tadını yalnızca kullanılan malzemeler değil tabağın rengi, dokusu, formu ve hatta ağırlığı da etkiliyor. Yaşar Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü Başkanı Doç. Dr. Selin Gençtürk'ün yürüttüğü araştırma, gastronomide çoklu duyusal tasarımın yemek deneyimine etkilerini bilimsel olarak ortaya koydu. Yaşar Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Endüstriyel Tasarım Bölümü Başkanı Doç. Dr. Selin Gençtürk, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü'nden Prof. Efe Türkel ve Yaşar Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Sanatta Yeterlilik Programı öğrencisi Gözde Ecem Atıcı ile birlikte yürüttüğü çalışmada, Türkiye'nin farklı şehirlerinde füzyon mutfak üzerine çalışan şefler ve seramik tasarımcılarıyla detaylı görüşmeler yaptı. Çalışma, tabakların yalnızca bir sunum nesnesi değil, lezzetin algısında belirleyici bir araç olduğunu kanıtladı. Araştırma, Türkiye'de bu kapsamda yapılan ilk detaylı çalışma olarak dikkat çekerken, gastronomi ve tasarım alanlarına yeni bir perspektif sundu. Bu çalışmanın gastronomi ve tasarım literatürüne yeni bir pencere açtığını söyleyen Doç. Dr. Selin Gençtürk, "Yemek deneyimi artık çoklu duyusal bir tasarım meselesi. Biz bu çalışmayla, tabakların lezzeti bilimsel olarak nasıl değiştirdiğini ortaya koyduk ve gastronomi ile endüstriyel tasarım arasında güçlü bir köprü kurduk" dedi. TASARIM ÖN PLANDA Farklı kültürlerin birleştiği füzyon mutfakların tüm dünyada yükselişte olduğunu belirten Doç. Dr. Selin Gençtürk, konuyu şöyle özetledi: "Füzyon mutfak, duyusal tasarımı zorunlu kılıyor. Bugün iyi bir yemeği öne çıkaran şey sadece tat değil tabakla, atmosferle ve malzemeyle kurulan bütüncül bir duyusal deneyim. Şefler artık yemeğin estetiğini, dokusunu ve psikolojik etkilerini de tasarlamak zorunda. Araştırma, Türkiye'de ilk kez bu kapsamda yapılan çalışma olma özelliğini taşıyor. Gastronomi alanında artan rekabetin, tasarım odaklı düşünme ve duyusal inovasyonla birleştiğinde nasıl yeni bir değer oluşturduğunu somut sonuçları ortaya koydu." YEMEĞİN YÜZDE 30'U TAT Araştırmaya katılan şeflerin tamamı, yemeğin algılanan lezzetinin sadece kullanılan teknik ve malzemelerle sınırlı olmadığını belirtti. Katılımcı şeflerden biri, "Yemeğin sadece yüzde 30'u tat, geri kalanı mekân, tabak, ışık ve atmosfer" diyerek tabak tasarımının deneyimdeki gücünü vurguladı. TABAKLAR ALGIYI ETKİLİYOR Araştırmada elde edilen sonuçlara göre beyaz ve yuvarlak tabaklar tatlılık algısını artırırken, siyah tabaklar yemeği daha az tatlı ve daha yoğun hissettiriyor. Çalışma ayrıca mat tabakların sosyal medyada daha estetik bulunduğunu, tabak dokusunun yiyeceğin algılanan kıtırlık ve yumuşaklığını etkilediğini, ağır tabakların ise kalite algısını yükseltmesine rağmen kullanımda en çok servis personelini etkilediğini ortaya koydu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.