CKD’den “Çerçeve Yasa” çıkışı: “Bütünleşen Türkiye hedefine yetecek midir?”
CKD’den “Çerçeve Yasa” çıkışı: “Bütünleşen Türkiye hedefine yetecek midir?”
Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD) Osmangazi Şubesi, kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen ve Meclis’te kabul edilen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”a ilişkin değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaştı. CKD Genel Başkanı Prof. Dr. Tülin Oygür’ün açıklamasına yer verilen değerlendirmede, kanunun toplumsal bütünleşme açısından yeterli olmadığı savunuldu.
Haber Giriş Tarihi: 17.08.2026 13:55
Haber Güncellenme Tarihi: 17.08.2026 14:03
Kaynak:
Haber Merkezi
Cumhuriyet Kadınları Derneği Osmangazi Şubesi, TBMM’de kabul edilen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” hakkında açıklama yaptı.
CKD Genel Başkanı Prof. Dr. Tülin Oygür tarafından yapılan değerlendirmeye yer verilen açıklamada, Türkiye’nin terörle mücadelede geldiği noktanın önemli bir dönüm noktası olduğu belirtilirken, yasanın “Bütünleşen Türkiye” hedefi açısından yeterli olmadığı ileri sürüldü.
Açıklamada, PKK’nın silahlı mücadele sonucunda etkisiz hale getirilmesi sürecine dikkat çekilerek, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin operasyonları ile Diyarbakır Anneleri’nin mücadelesinin bu süreçte önemli rol oynadığı savunuldu.
CKD, PKK’nın silahsızlandırılması ve feshedilmesi noktasına gelindiğini belirterek, “Devletin silahıyla yenilen, Kürt kökenli vatandaşlarımızın da sırtını döndüğü PKK terör örgütünün silahsızlandırılması ve dağıtılması noktasına gelinmiştir. Burada esas çökertilen ABD/İsrail planlarıdır” ifadelerine yer verdi.
Açıklamada, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin PKK elebaşı Abdullah Öcalan’a yaptığı silah bırakma çağrısı ile Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli mesajında PKK’nın silah bırakması ve feshedilmesi yönündeki çağrısının da sürecin önemli aşamalarından biri olduğu ifade edildi.
“Komisyondaki tartışmalar uyarıcı nitelikte oldu”
TBMM bünyesinde oluşturulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarına da değinen CKD, komisyonda dile getirilen bazı taleplerin Türkiye’nin üniter yapısı açısından tartışma konusu olduğunu savundu.
Açıklamada, “Komisyonda, DEM sözcülüğünde, Anayasa’da Kürt kimliğinin tanınması, ana dilde eğitim, demokratik yerel yönetimlere gereksinim gibi talepler ve ‘demokratik entegrasyon’ veya ‘demokratik cumhuriyet’ gibi demokrasi sosuyla üniter devlet yapımızı hedef alan ifadeler ortalığa dökülmüştür” denildi.
CKD, bu tartışmaların “devletin gücüyle sonlandırılan silahlı bölücülüğün, kafalardaki silahla devam ettirilmesi çabaları” açısından uyarıcı olduğunu belirtti.
“Kanun, bütünleşme iradesini sorgulamıyor”
Açıklamanın en dikkat çekici bölümünde ise kabul edilen yasanın kapsamına ilişkin eleştiriler yer aldı.
CKD’nin değerlendirmesine göre kanun, silahını teslim ettiği tespit ve teyit edilen PKK/KCK mensuplarının, belirli istisnalar dışında, soruşturma ve kovuşturmaları ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesini öngörüyor.
Açıklamada, erteleme süresi içerisinde terör suçu işlenmemesi halinde belirli şartlarla sonuç doğuracağı belirtilerek, “Kimse sormayacaktır: Devletinle ve milletinle bütünleşmeyi kabul ediyor musun?” ifadeleri kullanıldı.
CKD, PKK mensuplarının Türkiye’ye dönüşünün yalnızca silah bırakma üzerinden değil, aynı zamanda devlet ve milletle bütünleşme iradesinin açık biçimde ortaya konulması üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“Kanun eldeki fırsatları kaçırmıştır”
Açıklamada, terör örgütünün silah bırakması ve feshedilmesi sürecinin Türkiye açısından tarihi bir dönüm noktası olduğu belirtilirken, mevcut yasanın daha kapsamlı bir toplumsal bütünleşme perspektifi taşıması gerektiği ifade edildi.
CKD, “PKK terörünün, silahların teslimi ve örgütün feshi nesnelliği içinde sonlandırılması, evet, bir dönüm noktasıdır ama bekamız için şart olan ‘Bütünleşen Türkiye’ hedefine bu Kanunun yetmeyeceği açıktır” değerlendirmesinde bulundu.
Açıklamada ayrıca, ayrılıkçı düşüncelerin yalnızca PKK mensuplarıyla sınırlı olmadığı savunularak, toplumun farklı kesimlerinin ortak bir vatandaşlık ve millet anlayışı etrafında bütünleştirilmesi gerektiği vurgulandı.
“Doğu ve Güneydoğu’da üretim odaklı politikalar uygulanmalı”
CKD’nin açıklamasında, toplumsal bütünleşmenin yalnızca hukuki düzenlemelerle sağlanamayacağı, ekonomik ve sosyal politikaların da sürece eşlik etmesi gerektiği belirtildi.
Bu kapsamda özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde devlet öncülüğünde üretim yatırımlarının artırılması, tarım ve hayvancılığın desteklenmesi, gençler ve kadınlar için istihdam alanlarının oluşturulması çağrısı yapıldı.
Açıklamada, “Üreten Türkiye’nin her yerinde, ama ilk önce, işsizliğin yıllardır gençlerimizi ve kadınlarımızı ezdiği Güneydoğu ve Doğu bölgelerimizde, devletin öncülüğünde fabrikalar kurulmalı, topraksız köylü bırakılmamalı, topraklar modern tarımla buluşturulmalı, yeni meralar açılarak hayvancılık yeniden ayağa kaldırılmalıdır” ifadeleri kullanıldı.
CKD ayrıca eğitim ve meslek edinmenin toplumsal bütünleşmenin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek, her vatandaşın eğitim ve çalışma imkanlarına erişebilmesi gerektiğini vurguladı.
Açıklamanın sonunda ise toplumsal bütünleşmenin ekonomik bağımsızlık ve üretimle güçlendirilebileceği savunularak, “Türküyle, Kürdüyle, milletçe bütünleşme” hedefinin hayata geçirilmesi çağrısı yapıldı.
Cumhuriyet Kadınları Derneği Osmangazi Şubesi tarafından yapılan açıklamanın tamamı şöyledir:
"MİLLÎ DAYANIŞMA VE TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞMENİN GÜÇLENDİRİLMESİNE DAİR KANUN” BÜTÜNLEŞEN TÜRKİYE HEDEFİNE YETECEK MİDİR?
Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak konuşulan ve geçtiğimiz günlerde Meclisimizde kabul edilen kanun hakkında, CKD olarak görüşlerimizi, Genel Başkanımız Prof. Dr. Tülin Oygür, bugün yaptığı basın açıklamasıyla halkımıza duyurdu.
ABD emperyalizminin ve İsrail siyonizminin çıkarları doğrultusunda Türkiye, Irak, Suriye ve İran toprakları üzerinde ikinci İsrail ya da “Kürdistan” kukla devletinin kurulması, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 24 Temmuz 2015’te ABD’nin “Kara Gücüm” dediği PKK’ya karşı başlattığı silahlı mücadele sonucunda önlenmiştir.
Bir yandan Silahlı Kuvvetlerimizin yürüttüğü Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve devamındaki askerî harekâtlarla, diğer yandan Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da PKK’ya verilmek üzere HDP/DEM tarafından evlatları kaçırılan ailelerin ve bölge halkının tarihe geçen “Diyarbakır Anneleri Direnişi” ile PKK’nın mum gibi erimesi ve terör örgütü yönünden kaçınılmaz sonun gelmesi sağlanmıştır. Devletin silahıyla yenilen, Kürt kökenli vatandaşlarımızın da sırtını döndüğü PKK terör örgütünün silahsızlandırılması ve dağıtılması noktasına gelinmiştir. Burada esas çökertilen ABD/İsrail planlarıdır.
Devletimizce yürütülen bu süreçte Sayın Devlet Bahçeli PKK elebaşı Öcalan’a “silah bırakın” çağrısında bulunmuş, Öcalan da 27 Şubat 2025 tarihinde yayımlanan mektubunda PKK’nın, devletle ve toplumla bütünleşmek üzere silah bırakma ve fesih olma kararı almasını istemiştir. Öcalan, PKK’dan bu kararları almasını isterken artık Kürtlerin özerklik, federasyon ve hatta kültüralist taleplerinin bir geçerliliği olmadığını belirtmiştir.
Daha sonra TBMM’de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuyla yürütülen süreç ise siyaset çıkarcılığı gölgesinde ağır işlemiş fakat önümüzdeki dönem açısından uyarıcı nitelikte olmuştur. Komisyonda, DEM sözcülüğünde, Anayasa’da Kürt kimliğinin tanınması, ana dilde eğitim, demokratik yerel yönetimlere gereksinim gibi talepler ve “demokratik entegrasyon” veya “demokratik cumhuriyet” gibi demokrasi sosuyla üniter devlet yapımızı hedef alan ifadeler ortalığa dökülmüştür. Uyarıcı kısım, burasıdır; devletin gücüyle sonlandırılan silahlı bölücülüğün, kafalardaki silahla devam ettirilmesi çabalarıdır.
Gelinen noktada, Komisyonda harcanan aylara karşın, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” Meclisten büyük bir hızla geçirilmiştir. Bu Kanun, silahını teslim ettiği tespit ve teyit edilen PKK/KCK terör örgütü mensuplarının, bazı istisnalar dışında, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi kanunudur. Kanuna göre, başvuran kişi erteleme süresi içinde terör suçu işlemezse suçu affedilecektir.
Terör suçunun infazının ertelenmesi ve ertelendiği süre içinde terör suçu işlenmemesi şartıyla affedilmesi, millî dayanışma ve toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecektir kabulüyle Kanun bu isimle çıkmıştır. Şartları sağlayanların bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanundan yararlanmak istiyorum” diye yazılı başvuruda bulunması yetecektir. Kimse sormayacaktır: Devletinle ve milletinle bütünleşmeyi kabul ediyor musun?
Oysa silahlarını teslim eden ve örgütü fesheden PKK’lıların vatana dönüşleri, devlette ve millette bütünleşme iradesinin eylemselliğini ifade etmeliydi. Kanun da bu bakışla yazılmalıydı. Binlerce şehit vermemize, binlercemizin gazi olmasına, on binlerce insanımızın ölmesine, trilyonlarca maddi varlığımızın tüketilmesine, kısaca, milletçe büyük acılar çekmemize neden olan PKK terörünün, silahların teslimi ve örgütün feshi nesnelliği içinde sonlandırılması, evet, bir dönüm noktasıdır ama bekamız için şart olan “Bütünleşen Türkiye” hedefine bu Kanunun yetmeyeceği açıktır.
Kaldı ki, ABD/İsrail’in nafile “Kürdistan” planına, Kürt kökenli olsun veya olmasın, PKK dışında da inandırılmış vatandaşlarımız vardır. İşlerinde güçlerindedirler; terörle ilgileri yoktur, ama silahları kafalarındadır. Bu vatandaşlarımızın Türküyle, Kürdüyle, milletçe bütünleşme hedefine kazandırılmasında ilk etkili adım, PKK’lıların devlette ve millette bütünleşme iradesi beyan ederek vatana dönmeleri olacaktı. Kanunun bu haliyle çıkarılması, eldeki fırsatları kaçırmıştır.
Bundan sonra bütün çabalar Kanundan yararlanmak üzere vatana dönecek PKK’lıların ve Kürt ayrılıkçılığı etkisindeki vatandaşlarımızın Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı içinde, huzur içinde “Türk de biziz, Kürt de biziz, hepimiz Türk Milletiyiz!” diyerek, tek millet olmanın gücünü yaşamlarında hissetmelerini sağlamak olmalıdır.
Küresel emperyalist sistemin dayattığı bireycilik ve kimlikçilikten üreterek kurtulacak ve özgürleşeceğiz. Milletçe bütünleşmemiz, üreticilerin millî iktidarını kurarak Üretim Devrimini hayata geçirmekle mümkün olacaktır. Üreten Türkiye’nin her yerinde, ama ilk önce, işsizliğin yıllardır gençlerimizi ve kadınlarımızı ezdiği Güneydoğu ve Doğu bölgelerimizde, devletin öncülüğünde fabrikalar kurulmalı, topraksız köylü bırakılmamalı, topraklar modern tarımla buluşturulmalı, yeni meralar açılarak hayvancılık yeniden ayağa kaldırılmalıdır. Her bir vatandaşımız okumalı, çalışmalı, mesleği olmayan kız çocuk bırakılmamalıdır.
Bu adımlar atıldığında, devletimizin silah gücüyle önlediği ABD/İsrail planı “bölücülüğün” kafalardaki tortuları da temizlenecektir.
Kamuoyuna saygıyla duyururuz."
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
CKD’den “Çerçeve Yasa” çıkışı: “Bütünleşen Türkiye hedefine yetecek midir?”
Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD) Osmangazi Şubesi, kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen ve Meclis’te kabul edilen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”a ilişkin değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaştı. CKD Genel Başkanı Prof. Dr. Tülin Oygür’ün açıklamasına yer verilen değerlendirmede, kanunun toplumsal bütünleşme açısından yeterli olmadığı savunuldu.
Cumhuriyet Kadınları Derneği Osmangazi Şubesi, TBMM’de kabul edilen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” hakkında açıklama yaptı.
CKD Genel Başkanı Prof. Dr. Tülin Oygür tarafından yapılan değerlendirmeye yer verilen açıklamada, Türkiye’nin terörle mücadelede geldiği noktanın önemli bir dönüm noktası olduğu belirtilirken, yasanın “Bütünleşen Türkiye” hedefi açısından yeterli olmadığı ileri sürüldü.
Açıklamada, PKK’nın silahlı mücadele sonucunda etkisiz hale getirilmesi sürecine dikkat çekilerek, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin operasyonları ile Diyarbakır Anneleri’nin mücadelesinin bu süreçte önemli rol oynadığı savunuldu.
CKD, PKK’nın silahsızlandırılması ve feshedilmesi noktasına gelindiğini belirterek, “Devletin silahıyla yenilen, Kürt kökenli vatandaşlarımızın da sırtını döndüğü PKK terör örgütünün silahsızlandırılması ve dağıtılması noktasına gelinmiştir. Burada esas çökertilen ABD/İsrail planlarıdır” ifadelerine yer verdi.
Açıklamada, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin PKK elebaşı Abdullah Öcalan’a yaptığı silah bırakma çağrısı ile Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli mesajında PKK’nın silah bırakması ve feshedilmesi yönündeki çağrısının da sürecin önemli aşamalarından biri olduğu ifade edildi.
“Komisyondaki tartışmalar uyarıcı nitelikte oldu”
TBMM bünyesinde oluşturulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarına da değinen CKD, komisyonda dile getirilen bazı taleplerin Türkiye’nin üniter yapısı açısından tartışma konusu olduğunu savundu.
Açıklamada, “Komisyonda, DEM sözcülüğünde, Anayasa’da Kürt kimliğinin tanınması, ana dilde eğitim, demokratik yerel yönetimlere gereksinim gibi talepler ve ‘demokratik entegrasyon’ veya ‘demokratik cumhuriyet’ gibi demokrasi sosuyla üniter devlet yapımızı hedef alan ifadeler ortalığa dökülmüştür” denildi.
CKD, bu tartışmaların “devletin gücüyle sonlandırılan silahlı bölücülüğün, kafalardaki silahla devam ettirilmesi çabaları” açısından uyarıcı olduğunu belirtti.
“Kanun, bütünleşme iradesini sorgulamıyor”
Açıklamanın en dikkat çekici bölümünde ise kabul edilen yasanın kapsamına ilişkin eleştiriler yer aldı.
CKD’nin değerlendirmesine göre kanun, silahını teslim ettiği tespit ve teyit edilen PKK/KCK mensuplarının, belirli istisnalar dışında, soruşturma ve kovuşturmaları ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesini öngörüyor.
Açıklamada, erteleme süresi içerisinde terör suçu işlenmemesi halinde belirli şartlarla sonuç doğuracağı belirtilerek, “Kimse sormayacaktır: Devletinle ve milletinle bütünleşmeyi kabul ediyor musun?” ifadeleri kullanıldı.
CKD, PKK mensuplarının Türkiye’ye dönüşünün yalnızca silah bırakma üzerinden değil, aynı zamanda devlet ve milletle bütünleşme iradesinin açık biçimde ortaya konulması üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“Kanun eldeki fırsatları kaçırmıştır”
Açıklamada, terör örgütünün silah bırakması ve feshedilmesi sürecinin Türkiye açısından tarihi bir dönüm noktası olduğu belirtilirken, mevcut yasanın daha kapsamlı bir toplumsal bütünleşme perspektifi taşıması gerektiği ifade edildi.
CKD, “PKK terörünün, silahların teslimi ve örgütün feshi nesnelliği içinde sonlandırılması, evet, bir dönüm noktasıdır ama bekamız için şart olan ‘Bütünleşen Türkiye’ hedefine bu Kanunun yetmeyeceği açıktır” değerlendirmesinde bulundu.
Açıklamada ayrıca, ayrılıkçı düşüncelerin yalnızca PKK mensuplarıyla sınırlı olmadığı savunularak, toplumun farklı kesimlerinin ortak bir vatandaşlık ve millet anlayışı etrafında bütünleştirilmesi gerektiği vurgulandı.
“Doğu ve Güneydoğu’da üretim odaklı politikalar uygulanmalı”
CKD’nin açıklamasında, toplumsal bütünleşmenin yalnızca hukuki düzenlemelerle sağlanamayacağı, ekonomik ve sosyal politikaların da sürece eşlik etmesi gerektiği belirtildi.
Bu kapsamda özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde devlet öncülüğünde üretim yatırımlarının artırılması, tarım ve hayvancılığın desteklenmesi, gençler ve kadınlar için istihdam alanlarının oluşturulması çağrısı yapıldı.
Açıklamada, “Üreten Türkiye’nin her yerinde, ama ilk önce, işsizliğin yıllardır gençlerimizi ve kadınlarımızı ezdiği Güneydoğu ve Doğu bölgelerimizde, devletin öncülüğünde fabrikalar kurulmalı, topraksız köylü bırakılmamalı, topraklar modern tarımla buluşturulmalı, yeni meralar açılarak hayvancılık yeniden ayağa kaldırılmalıdır” ifadeleri kullanıldı.
CKD ayrıca eğitim ve meslek edinmenin toplumsal bütünleşmenin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek, her vatandaşın eğitim ve çalışma imkanlarına erişebilmesi gerektiğini vurguladı.
Açıklamanın sonunda ise toplumsal bütünleşmenin ekonomik bağımsızlık ve üretimle güçlendirilebileceği savunularak, “Türküyle, Kürdüyle, milletçe bütünleşme” hedefinin hayata geçirilmesi çağrısı yapıldı.
Cumhuriyet Kadınları Derneği Osmangazi Şubesi tarafından yapılan açıklamanın tamamı şöyledir:
"MİLLÎ DAYANIŞMA VE TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞMENİN GÜÇLENDİRİLMESİNE DAİR KANUN” BÜTÜNLEŞEN TÜRKİYE HEDEFİNE YETECEK MİDİR?
Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak konuşulan ve geçtiğimiz günlerde Meclisimizde kabul edilen kanun hakkında, CKD olarak görüşlerimizi, Genel Başkanımız Prof. Dr. Tülin Oygür, bugün yaptığı basın açıklamasıyla halkımıza duyurdu.
ABD emperyalizminin ve İsrail siyonizminin çıkarları doğrultusunda Türkiye, Irak, Suriye ve İran toprakları üzerinde ikinci İsrail ya da “Kürdistan” kukla devletinin kurulması, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 24 Temmuz 2015’te ABD’nin “Kara Gücüm” dediği PKK’ya karşı başlattığı silahlı mücadele sonucunda önlenmiştir.
Bir yandan Silahlı Kuvvetlerimizin yürüttüğü Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve devamındaki askerî harekâtlarla, diğer yandan Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da PKK’ya verilmek üzere HDP/DEM tarafından evlatları kaçırılan ailelerin ve bölge halkının tarihe geçen “Diyarbakır Anneleri Direnişi” ile PKK’nın mum gibi erimesi ve terör örgütü yönünden kaçınılmaz sonun gelmesi sağlanmıştır. Devletin silahıyla yenilen, Kürt kökenli vatandaşlarımızın da sırtını döndüğü PKK terör örgütünün silahsızlandırılması ve dağıtılması noktasına gelinmiştir. Burada esas çökertilen ABD/İsrail planlarıdır.
Devletimizce yürütülen bu süreçte Sayın Devlet Bahçeli PKK elebaşı Öcalan’a “silah bırakın” çağrısında bulunmuş, Öcalan da 27 Şubat 2025 tarihinde yayımlanan mektubunda PKK’nın, devletle ve toplumla bütünleşmek üzere silah bırakma ve fesih olma kararı almasını istemiştir. Öcalan, PKK’dan bu kararları almasını isterken artık Kürtlerin özerklik, federasyon ve hatta kültüralist taleplerinin bir geçerliliği olmadığını belirtmiştir.
Daha sonra TBMM’de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuyla yürütülen süreç ise siyaset çıkarcılığı gölgesinde ağır işlemiş fakat önümüzdeki dönem açısından uyarıcı nitelikte olmuştur. Komisyonda, DEM sözcülüğünde, Anayasa’da Kürt kimliğinin tanınması, ana dilde eğitim, demokratik yerel yönetimlere gereksinim gibi talepler ve “demokratik entegrasyon” veya “demokratik cumhuriyet” gibi demokrasi sosuyla üniter devlet yapımızı hedef alan ifadeler ortalığa dökülmüştür. Uyarıcı kısım, burasıdır; devletin gücüyle sonlandırılan silahlı bölücülüğün, kafalardaki silahla devam ettirilmesi çabalarıdır.
Gelinen noktada, Komisyonda harcanan aylara karşın, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” Meclisten büyük bir hızla geçirilmiştir. Bu Kanun, silahını teslim ettiği tespit ve teyit edilen PKK/KCK terör örgütü mensuplarının, bazı istisnalar dışında, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi kanunudur. Kanuna göre, başvuran kişi erteleme süresi içinde terör suçu işlemezse suçu affedilecektir.
Terör suçunun infazının ertelenmesi ve ertelendiği süre içinde terör suçu işlenmemesi şartıyla affedilmesi, millî dayanışma ve toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecektir kabulüyle Kanun bu isimle çıkmıştır. Şartları sağlayanların bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanundan yararlanmak istiyorum” diye yazılı başvuruda bulunması yetecektir. Kimse sormayacaktır: Devletinle ve milletinle bütünleşmeyi kabul ediyor musun?
Oysa silahlarını teslim eden ve örgütü fesheden PKK’lıların vatana dönüşleri, devlette ve millette bütünleşme iradesinin eylemselliğini ifade etmeliydi. Kanun da bu bakışla yazılmalıydı. Binlerce şehit vermemize, binlercemizin gazi olmasına, on binlerce insanımızın ölmesine, trilyonlarca maddi varlığımızın tüketilmesine, kısaca, milletçe büyük acılar çekmemize neden olan PKK terörünün, silahların teslimi ve örgütün feshi nesnelliği içinde sonlandırılması, evet, bir dönüm noktasıdır ama bekamız için şart olan “Bütünleşen Türkiye” hedefine bu Kanunun yetmeyeceği açıktır.
Kaldı ki, ABD/İsrail’in nafile “Kürdistan” planına, Kürt kökenli olsun veya olmasın, PKK dışında da inandırılmış vatandaşlarımız vardır. İşlerinde güçlerindedirler; terörle ilgileri yoktur, ama silahları kafalarındadır. Bu vatandaşlarımızın Türküyle, Kürdüyle, milletçe bütünleşme hedefine kazandırılmasında ilk etkili adım, PKK’lıların devlette ve millette bütünleşme iradesi beyan ederek vatana dönmeleri olacaktı. Kanunun bu haliyle çıkarılması, eldeki fırsatları kaçırmıştır.
Bundan sonra bütün çabalar Kanundan yararlanmak üzere vatana dönecek PKK’lıların ve Kürt ayrılıkçılığı etkisindeki vatandaşlarımızın Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı içinde, huzur içinde “Türk de biziz, Kürt de biziz, hepimiz Türk Milletiyiz!” diyerek, tek millet olmanın gücünü yaşamlarında hissetmelerini sağlamak olmalıdır.
Küresel emperyalist sistemin dayattığı bireycilik ve kimlikçilikten üreterek kurtulacak ve özgürleşeceğiz. Milletçe bütünleşmemiz, üreticilerin millî iktidarını kurarak Üretim Devrimini hayata geçirmekle mümkün olacaktır. Üreten Türkiye’nin her yerinde, ama ilk önce, işsizliğin yıllardır gençlerimizi ve kadınlarımızı ezdiği Güneydoğu ve Doğu bölgelerimizde, devletin öncülüğünde fabrikalar kurulmalı, topraksız köylü bırakılmamalı, topraklar modern tarımla buluşturulmalı, yeni meralar açılarak hayvancılık yeniden ayağa kaldırılmalıdır. Her bir vatandaşımız okumalı, çalışmalı, mesleği olmayan kız çocuk bırakılmamalıdır.
Bu adımlar atıldığında, devletimizin silah gücüyle önlediği ABD/İsrail planı “bölücülüğün” kafalardaki tortuları da temizlenecektir.
Kamuoyuna saygıyla duyururuz."
Kaynak: Haber Merkezi
En Çok Okunan Haberler
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız