SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Çakal rüya gördü diye!

Yazının Giriş Tarihi: 12.12.2021 12:25
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.12.2021 03:56

Tini şad, mekânı uçmağ olsun

Dr. Refik Saydam’dan sonra cumhuriyet tarihimizin en önemli Sağlık Bakanlarından Prof. Dr. Osman Durmuş’u geçen yıl ekim ayında kaybetmiştik…

DSP-MHP-ANAP Koalisyon Hükümeti'nin MHP’li ismi Osman Durmuş, 1999-2002 yılları arasındaki bakanlık dönemi gibi Kırıkkale Milletvekilliği (2007-2011) yıllarında da öylesine önemli uyarılar yapmıştı ki!

Söylediklerinin ne kadar yerinde ve önemli olduğunu yaşayarak daha yeni öğrendik.

***

Hatırlarsanız;

Osman Durmuş, 1999’da Oktar Babuna için ilik bulunması amacıyla başlatılan kan bağışı kampanyasını sakıncalı bularak durdurmuştu. Bakan Durmuş, "Babuna için gerçekleştirilen kampanya sonrası gen haritamız çıkartıldı. Muhtemel bir savaşta genlerimize duyarlı virüs üretip, Türk askerlerinde savaşacak güç bırakmayabilirler" demişti.

Nitekim, büyük şehirlerden toplanan 160 bin kan örneğinden 120 bininin ABD'ye gönderildiği ortaya çıkınca, ilgililer hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulmuş ve soruşturma başlatılmıştı. Bakan Durmuş’un kanla ilgili iddialarını dikkate almayan adli makamlar, yalnızca kampanyada toplanan paraların amacına uygun kullanılmadığı gerekçesiyle Adnan Oktar ve grubundaki üyelere hapis cezası vermekle yetinmişti.

Yine Sayın Durmuş; aşının "stratejik bir ürün" olduğunu vurgulamış, çocuk felci hastalığının ortadan kaldırılması amacıyla Ulusal Aşı Günleri Kampanyası düzenlemiş, Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi'nin dünyadaki üç referans merkezinden biri olduğunu ve merkezde aşı üretimi, laboratuvar çalışmaları yapan bilim adamı düzeyinin düştüğünü belirterek, bilim insanlarına bu merkezde çalışma çağrısı yapmıştı

***

ABD, 17 Ağustos 1999 depreminde yardım amaçlı 6. Filo'ya bağlı 3 gemisini yüzer hastane olarak kullanılabilmesi için Türkiye'ye göndermiş, lakin Durmuş, "Onlara gönderilecek hastam yok" sözleriyle yardımı reddetmişti.

Benzer şekilde ihtiyaç olmadığı gerçeğinden hareketle Yunanistan, Ermenistan ve Romanya'dan gelen yardımları kabul etmemişti. Yine milletvekilliği döneminde halefi Sağlık Bakanı Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın domuz gribi aşısı ısrarına karşı çıkmış ve uyarmıştı:

Hızlı yayıldığı halde mevsimsel gripler kadar korkutucu ve öldürücü değildir. Peki niçin toplum paniğe sevk edilmekte 'aman elinizi çabuk tutun ve hemen aşı olun' denilmekte? Küresel krizin faturası gelişmekte olan ülkelere bu şekilde ödettiriliyor. Üstelik Faz-1 ve Faz-2 sonuçları bulunmayan aşılarda insanımız denek olarak kullanılacak.”

Ne oldu biliyor musunuz?

Şu yukarıda aktardığım bütün olaylarla ilgili hele durdurulan Babuna kampanyası ki -bazı rütbeli askerler de dahil- merhum Osman Durmuş’u yerden yere vurmuştu. Neler neler söylendi, ne manşetler atıldı bu memleketin şerefli evladına… Nasıl hayasızca alay edilebildi hala unutmuş değilim.

***

Ne kadar haklı olduğunu yıllar sonra Adnan Oktar ve Oktar Babuna’nın da aralarında bulunduğu 14 kişi hakkında "siyasal veya askeri casusluk" suçlaması da dahil olmak üzere 9 bin 803 yıl 6'şar ay hapis cezası verildiğinde kanaat getirdik.

Durmuş’un “güçlendirilsin” dediği, bilim adamlarına “gelin burada çalışın” çağrısı yaptığı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi’nin kapısına da ne yazık ki 2011’de kilit vurduk.

O’nun "Aşı bu, stratejik bir ürün" uyarısını dikkate almayanlar, domuz gribi salgınındaki küresel kurguya Covit-19 pandemisinde yenik düştü. Nitekim Durmuş’un söylediği gibi bugün Türkiye küresel krizin faturasını ödeyen ülkelerden biri oldu.

***

Osman Durmuş’u eleştirip yerden yere vuranlar, algı operasyonlarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin şerefli bakanı hakkında ağır yazılar kaleme alanların yüzleri hiç kızarmadı ama aynı damar aylardır İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu’ya sarmış durumda.

İşletme Fakültesi mezunu olmasına karşın 31 Ağustos 2016’ta bakanlığa atandığında “güvenlik ve bürokrasisiyle ilgili” askerlik yıllarının dışında doğru dürüst bir bilgiye sahip olmayan Bakan Soylu, en zor dönemde “acaba başarabilir mi?” diye sorgulanırken herkesi şaşırttı.

“Kim ne derse desin, kim kimin hesabına konuşursa konuşsun ve hangi algıya çalışırsa çalışsın” geçen 5 yılda koltuğun hakkını veren Sayın Soylu;

Kararlı bir şekilde yürüttüğü terörle mücadele politikasıyla,

Baskı ve terör tehdidinin en yoğun olduğu dönemde, paralel yapının süne misali kemirip, yabancı bir istihbarat örgütüne teslim ettiği İçişleri Bakanlığı’nı yeniden ayağa kaldırmasıyla,  

Hepsinden önemlisi ulus devlete kasteden küresel güçlerin maşası PKK terör örgütünü arkasına alarak, Türk siyasetini federasyon masasına oturtmaya çalışan HDP’nin boyunduruğundan kurtarmasıyla cumhuriyetin en başarılı İçişleri Bakanı olarak adını tarihe yazdırmış durumda…

***

Dolayısıyla mesele;

Herkesin seçim zamanı kullandığı bir uçağa binmesi değil.

Mesele başka!

Bunu nereden anlıyoruz:

Türk Milletinin şu kutlu ve Gazi Meclisinin kürsüsünden gayet rahat bir şekilde “federasyon” isteyen HDP’li vekil Ömer Öcalan’ı sessizce dinlemekle yetinmeyip içten içe alkışlayanların, genel kurulda konuşma yapan Sayın Soylu’ya “şerefsiz” ve “çakal” diyebilecek kadar alçalabilmesinden…

O yüzden tam burada sorulması gereken bir soru var:

Sayın Soylu, neye engel oluyor da nasıl bir ittifakın linç operasyonuna maruz kalıyor?

Cevap net aslında lakin bir gazeteci olarak hissettiğim tek şey var:

Kuzu postuna bürünenlerin de yer aldığı bu ittifak Bakan Soylu’yu koltuktan indirmeyi başardığı gün, bütün Türkiye 15 Temmuz’da yarım kalan “kalkışma filmini” kesildiği yerden izlemeye devam eder.

Sonra merhum Durmuş gibi Bakan Soylu’yu da ararız…

***

Unutmadan;
Çakal rüya gördü diye, kurdun soyu tükenmez!

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..