SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Yoksa biz!

Yazının Giriş Tarihi: 09.11.2021 04:55
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.11.2021 04:55

Dünyanın her yerinde adı ne olursa olsun toplumla din arasındaki ilişkiyi inkâr etmek mümkün değildir.

Her din toplumun bütün alanlarında etkili olduğu gibi, toplum da her yönüyle dini etkisini altına alır.

Kaldı ki din; İslam Ansiklopedisi’ndeki tanımına göre Arapça “Deyn” kökünden gelen bir kelime olarak “âdet, durum; ceza, mükâfat; itaat ve hesap” anlamına geliyor.

Zaten din-toplum arasındaki ilişki veya etkileşimi gündelik yaşamda sıklıkla kullandığımız “inkâr, hata, günah, sevap, hevâ, heves, ilah, adalet, iyilik, şirk ve kusur gibi” birçok kelimeden de anlayabiliyoruz.

***

Arapçada “Neker” yani “bilmemek, tanımamak” anlamına gelen kelimeden üretilen “İnkâr” “kabul etmeme, tanımama” manasına geliyor. “İnkâr” kelimesinin karşıtı olan “İkrar” da Türkçede tıpkı Arapçada olduğu gibi “kabul etmek, tanımak ve onaylamak” anlamıyla kullanılıyor.

***

Yine Arapçada “kufr veya küfür” yani “gerçeği örtmek” anlamına gelen kelimeden üretilen “Kafir” sözcüğü ise “gerçeği bildiği halde, doğrunun üzerini örten, inkar eden” manası gibi yine tohumu toprakla buluşturan çiftçiler için Arapçada isim olarak kullanılıyor.  

***

Arapçadaki “kusür” şeklindeki kullanımıyla, dilimize “kusur” olarak geçen bu sözcüğü ise “eksiklik, kabahat veya noksanlık” anlamında dillendiriyoruz, yazıyoruz…

***

Bir başka kelime ise “Hata”.

Dilimize Arapçadan geçen “hata” kelimesi, Türkçede de “Aslına uygun olmayan, doğru olmayan şey; yanlış, yanlışlık, kusurlu davranış ve kabahat” anlamıyla cümlelerde yer alıyor. Hatta bu kelimenin Arapçadaki karşıt anlamlısı ise “savap”, yani bizim ahiretteki mükafat ve ödülü tanımlamak için kullandığımız “sevap” sözcüğü…

***

Arapçada “Cünâh”, Farsçada “Günâh” olarak kullanılan, bize de Farsçadan geçen “Günah” kelimesinin bizdeki karşılığı ile “suç” tanımlaması için kullanıyoruz. Dini terminolojide ise günah kelimesini “Allah’ın emirlerine aykırı olan davranışlar” için dillendiriyoruz.

***

Bak şirke giriyorsun” şeklinde dini tartışmalarda yoğunlukla kullanılan “şirk” kelimesine gelince... Arapçadan dilimize geçen şirk, “ortak olmak, ortaklık ve ortak koşmak” anlamına geliyor. Dolayısıyla “şirke girmek” deyimiyle yaratıcının asla affetmeyeceği suçlar arasında saydığı Allah’a ortak koşmak eylemi kastediliyor. Bu arada bugün ticarette yaygın olarak kullanılan “şirket” ve “iştirak” gibi sözcükler de ortaklık anlamıyla “şirk”ten türetilen kelimelerden.

***

Dilimize yine Arapçadan geçen sözcüklerden “Hevâ”, istek, arzu, heves, meyil, aşk, sevgi, tutkunluk, nefisten gelen istek, “Heves” ise “gelip gececi arzu ve istek” anlamına geliyor.

***

Arapçadan aldığımız bir başka kelime olan “Adalet” ise “hak ve hukuka uyma, herkesin hakkını gözetme, doğruluktan ayrılmama ve hakkaniyet” anlamında kullanıyoruz

***

Yine Arapçadan aldığımız ve Türkçedeki karşılığı “Tanrı” olan “İlah” kelimesini ise “tek olan yaratıcıyı yani Allah”ı anarken kullanıyoruz.

***

Yukardaki kelimelerden de anlaşılacağı üzere din gerçekten toplumları etkileyen bir gerçek. Yukarıda sıraladığım kelimelerin Türkçe karşılığı olmasına rağmen, günlük yaşantımızda Arapçasını kullanıyor olmamız bile “kültür üzerindeki etkisini” anlatmaya yetiyor aslında…

Belki bu durum, “dildeki asimilasyon” başlığıyla ayrı bir yazı konusu olabilir ama şu bir gerçek ki, din, günümüzde sadece Türkiye’de değil dünya genelinde de yükselen bir değer olmaya devam ediyor.

***

Ancak Türkiye’de yükselen bir değer olarak din, toplumda travmaya, ayrışmaya yol açıyor. Hatta geçmişte “hümanizm”, şimdilerde ise “transhümanizma” kültürünün etkisine yenik düşen gençleri ne yaparsan yap ne anlatırsan anlat yeni bir din arayışına itiyor…

Peki bu duruma gündelik hayatta kullandığımız bütün dini kavramların içini boşaltmamız sebep olmuş olabilir mi?

Ya da “Allah ile aldatma” veya “Allah adına din uydurma” çabalarının etkisi olabilir mi?

Elbette ki bu sorulara en sağlıklı cevabı ilahiyatçılar verecektir ancak bir parçası olduğum bu toplumda gözlediğim tablo şu:

Allah’ın insanoğluna sunduğu huzur, mutluluk ve barış hesabını öyle örttük ki nefes bile alamıyoruz…

Evet birbirimizin hatasını, kabahatini örtmemiz gerekiyor lakin kasıtlı olarak sürekli tekrarlanan hatayı örtmek daha büyük bir kabahat değil mi?

Bilinçli olarak kamuyu yağmalayan, yetimin hakkını gasp eden bütün eylemlerin üzerini örtmenin fetvasını vermenin din ile nasıl bir ilgisi olabilir ki?

Anlaşılan o ki ortalık artık hevâ ve heveslerini ilah edinenlerden geçilmiyor.

Hak ve hukuka uyma, herkesin hakkını gözetme, doğruluktan ayrılmama ve hakkaniyet duyguları ise artık kişinin aidiyetine göre hissediliyor…

***

Özetle;

“Dindar geçinenlerimiz ile dindarlıktan geçinenlerimizin sayısının dindarlarımızı ağlattığı, kırdığı, yaraladığı” şu günlerde güzelim memleketin halini görünce dilimize Arapçadan geçen ve “kufr/küfür” kelimesinden türetilen “Kafir” sözcüğünün anlamı geliyor…

Sonra derin bir of çekiyor ve diyorum ki:

Yoksa biz…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..