SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Güvenmek!

Yazının Giriş Tarihi: 16.03.2022 13:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.03.2022 01:11

Ünlü İslam alimi Buhari, Basra bölgesinde çok sayıda hadis bildiği söylenen bir kişiye ulaşmak üzere Mekke’den yola çıkar ve günler sonra varacağa yere ulaşır. O sırada çiftliğinde atlarıyla meşgul olan adamı uzaktan izlemeye koyulur. O sırada adam, atlardan birini yakalamak için başından çıkardığı sarığı hayvana uzatır. Sonrasında sarığa yaklaşan atı, yularından tuttuğu gibi ahıra çeker. Buhari, adamın yanına varır ve sorar:

O sarıkta ne vardı?

Bir şey yoktu” cevabını alınca da adamdan hadis nakletmekten vazgeçer ve şu meşhur sözü sarf eder:

Atı kandıran, insanları da kandırır…

***

“Kanmamak ve kandırmamak” adına toplumda böylesine önemli bir konu olan “Güven Duygusu”, bugün hepimizin “milletin oluşturduğu ve toprak bütünlüğüne bağlı oluşan tüzel varlık” diye tanımladığı ve adına da “devlet” dediğimiz kutsal yapıyla güvence altına alınır…

Güven duygusuna verilen güvence ise milletin öz kültürüyle şekillenen anayasadan başka bir şey değildir. En küçük bir haksızlık karşısında Anayasa’nın ve buna bağlı olarak hazırlanan kanunların hepimize tanıdığı hakları sonuna kadar kullanırız. O yüzden asırlardır devleti “baba”, vatanı da “ana” sıfatıyla anarız. Baba ile güveni ana ile de merhamet duygusunu ifade ederiz...

Hepimizin güven kaynağı olan devletin hazinesi ise Konfüçyüs’ün söylediği gibi adaletten başka bir şey değildir. İlmin kapısı Hz. Ali’nin “Bir devletin devam ve bekası adaletle mümkün olur”, yine Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi Atatürk’ün “Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin devlet halinde varlığı kabul edilemez” şeklindeki sözleri de sanırım konunun önemini anlatmaya yeter.

***

Türkiye’de son zamanlarda adalet üzerine çeşitli tartışmalar yaşanıyor. Bu tartışmaların paralelinde, aralıklı olarak da devlet ve devletin kurumlarına duyulan güvene yönelik kamuoyu yoklamaları yapılıyor.

Bu araştırmaların “üstü kapalı bir şekilde yürütülen devleti yıkım projelerinde gelinen noktayı görmekle bir ilgisi var mıdır?” bilmiyorum ama şartlar ne olursa olsun devlete hükümet edenlerin veya hükümet adayı olanların eylem ve söylemleriyle millette oluşturdukları güven duygusu, ortak ülküye yürüme heyecan ve enerjisinin kaynağıdır.

İşte tam burada devlete hükümet edenlerin bürokraside, kadro seçimi büyük önem taşır. Çünkü bu kadrolar, sorumluluklarını yerine getirirken, eylem ve söylemleriyle milletin devlete olan güven ve inancını inşa ederler. Dolayısıyla kadro tercihinin kişiye, partiye veya bir cemaate göre değil sadece ve sadece devlete göre ve bir liyakat esasında yapılması ihtiyaçtır, zorunluluktur.

Milletin kültür ve gelenekleriyle yoğrulan, Anayasa’dan başka kural tanımayan bir kamu personeliyle, devlete öteden beri düşman bir cemaatin veya yapının referansıyla memuriyete alınan personel arasındaki farkı biz en son 15 Temmuz’daki FETÖ kalkışmasında gördük, yaşadık...

Sonrasını biliyorsunuz. Bırakın kurumlara güvenin sarsılmasını, az kalsın devletimizden olacaktık.

***

Peki bu noktaya neden gelindi?

Elbette ki tüzel varlığımız olan devlete hükümet edenlerin cumhuriyetimizin temel kuruluş ilkelerden olan “bağımsızlık” ve “sınıfsız/imtiyazsız toplum” anlayışını çiğnemelerinden…

Siyaset kurumunun sağlı-sollu rejimle problemi olan veya dışarıyla bağlantılı bütün grup ve yapılara oy uğruna verdiği tavizler gibi devletle öteden beri kavgalı olan oluşumların sistemli olarak kamuya sızmalarının önüne geçilememesinden…

Ne yazık ki bugün Türkiye’deki atmosfer, güven duygusunu zedelemeye devam ediyor. Geçmişten ders çıkarılmaması bir yana “bizden ve bizden olmayan” şeklinde tam ortadan ikiye ayrılan ülkede; günlük hayatta siyaset ve siyaset kurumuna duyulan güven sarsılmaya devam ediyor.

***

Örnek mi istiyorsunuz?

Atatürk’ün karanlık masa dediği İngiliz derin devletinin kalbi, Osmanlı’yı parçalayan Sevr’in mimarı Chatham House’un bugün kapısından ayrılmayanlar, buradan ödül ve akıl alanlar, cebinde Exeter Üniversitesi diploması taşıyanlar Türkiye’de kritik görevleri icra ediyorsa veya devlete hükümet etmeye talipse kim kime nasıl güvenecek?

Belki devlete hükümet edenlerin “bir kurgu gereği” bu kapıyı aşındırdığını söyleyebilirsiniz ama İstiklal Marşı’ndan bayrağına cumhuriyetin bütün temel değerlerine öteden beri düşman olan sözüm ona bürokrat, aydın, yazar çizer takımının hala el üstünde tutulması, devlet kurumlarınca düzenlenen çeşit çeşit programlarda ağırlanması bu tezi çürütmeye yeter de artar bile…

***

Peki ne demek istiyorum?

Kuşatılmış bir Türkiye’den Ukrayna-Rusya kapışmasını izlediğimiz şu günlerde İran eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, Independent Türkçe'ye şöyle bir açıklama yapmış:

"Suudi Arabistan'ı dörde, Türkiye'yi üçe, İran'ı da altı bölgeye bölmek istiyorlar…"

Lakin bu bilmediğimiz bir mevzu değil…

Bizim bilmediğimiz konu;

Dün yaptıkları ve yazdıklarıyla bu amaca hizmet ettikleri halde 15 Temmuz’dan sonra hepimizden daha devletçi kesilenlerin ne kadar samimi oldukları…

Öyle ya her biri BOP’un taşları döşenirken; kumpas, hile ve takıye konusunda uzmanlaşan söz konusu kitlenin önemli bir bölümünün;

-iktidar muhalefet fark etmez- bugün itibarlarından hiçbir şey kaybetmemiş olmaları gibi;

Söz, yetki ve karar mekanizmasındaki pozisyonlarına bakarak “eski aşklarının depreşmeyeceğinin” garantisini kim verebilir?

***

Üstelik biz bugünlere değişe değişe, dönüşe dönüşe geldik.

Tüzel varlığımız olan devletin temel ilkelerine göre değil, rüzgâra göre savrulduk…

Hadi diyelim ki:

Dün Anadolu Federe İslam Devleti fikriyle örtüştüğü için ABD’nin tek dünya devleti hedefi doğrultusunda uygulamaya koyduğu BOP’a sarılanlara; amaçları uğruna memleketin devletçi/milliyetçi evlatlarının itibarını satırla doğradıkları için güvenmiyoruz/güvenemiyoruz.

Peki devlete hükümet etmeye talip olanlara nasıl güveneceğiz?

Baksanıza 2013’teki çözüm-çözülme-ihanet sürecinde “Akil insanlar heyetine şiddetle karşı çıkan" CHP’nin;

Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tam 9 yıl sonra Diyarbakır’a yaptığı ziyarette terör sorununa “Kürt Sorunu” ismini verip, çözüm için sıraladığı 5 madde arasında “akil insanlar heyeti” kurulmasını da sayıyorsa vay halimize!

Dolayısıyla topraklarımızdaki sessiz işgal tüm hızıyla sürerken, şu tablo karşısında BOP’cu tayfanın “bu memleketin sadık vatandaşlarını” hangi kriterlere göre tasniflediğini düşündükçe irkiliyorum…

Bizim tayfa, bize güvenen enayiler, şüpheciler, satın alınacaklar, itibarı sıfırlanacaklar, teröristler, başı ezilmesi gerekenler…

Hadi söyleyin bakalım;

Değer yargılarının menfaatlere göre şekillendiği bu ülkede kendinizi güvende hissedebiliyor musunuz veya kime ne kadar güvenebiliyorsunuz?

Ya da biz artık gerçek bir güvenlik problemi haline geldik de göremiyor muyuz?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..