SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Sana mı soracağız?

Yazının Giriş Tarihi: 25.08.2022 14:16
Yazının Güncellenme Tarihi: 25.08.2022 14:17

Hiç sevmediği halde mecburiyetler içerisinde toplu taşıma aracına bindi.

Her geçen gün simalar, tipler daha da farklılaşıyordu daha da soğuk ve hissiz ifadeler artıyordu.

Bir kadın, biri kucağında olmak üzere iki çocuğu ile metroya bindiği anda iki genç gözüne ilişti adamın.

Biri bacaklarını öndeki koltuğa dayamış, adeta yatış pozisyonunda koltuğa yığılmış; ikisi de cep telefonunda ve sert, keskin bakışlar içerisinde arada bir etrafı süzen iki genç...

Oturan orta yaş üzeri birkaç kişi yer vermek için hareketlendiğinde;

“Genç kardeşlerimiz yer vermek isterler, değil mi?” dedi.

Göz göze geldiği gençlerin gözlerinde sevgi, anlayış bekledi ama nafile…

“Sana mı soracağız!” ifadesine nedense hiç şaşırmadı. Aslında ne acıdır ki beklediği cevabı almıştı.

Çok uzun zamandır böyleydi işte…

Sonra?

Sonra ne olduğundan daha çok sonralarında ne olacağı daha önemli.

Dünün sağ-sol hasımlığı yerini bugün kuşak çatışmasına hani “onların” deyimiyle   “x-y-z çatışmasına” bırakmıştı-(bıraktırılmıştı).

Düşünsenize, bugün metroda yaşlısına yer vermeyen ve onu aşağılayan, merhamet ile yetişmemiş  genç, yarınlarda  bu ülkede yönetici olacak, doktor olacak…!

Bu olay bana 2010 yılında bir dergiye yazdığım yazıyı hatırlattı.

Sizlerle yeniden paylaşmak istedim.

***
Şehreküstü

Yüzünü ilk defa gördüğünüz ve belki de bir daha hiç görmeyeceğiniz yüzlerce insan ile bir metronun içerisindesiniz.

Işıl ışıl modern bir araç içerisinde marka kıyafetleriyle sizleri karşılayan kalabalık “modern bir dünyanın” ilk fotoğraf karesi olarak karşınıza çıkıyor. Fotoğraf karesi netleştikçe ışıltının sadece giysilerin kumaşlarından ve vagonun metalinden yansıdığını fark ediyorsunuz. Sevginin gözlerden yansıyan ışıltıları kalabalığı çoktan terk etmiş…

Hatıralarınızda canlanan o sevecen, ilgili ve gülümseyen insan çehrelerinden eser yok. Gözlere kızgınlık, keder ve ne bakıyorsun ifadeleri yerleşmiş.

Sabah işe gitme saati; kalabalık henüz uyanamamış ama tedirginlikler, öfkeler ve umutsuzluklar bir o kadar uyanık.

Her istasyonda vagon gittikçe kalabalıklaşıyor. Her istasyonda kalabalıklaşıyor insanların yalnızlıkları. Sevecen bakmayan bakışlardan etrafa yayılan negatif elektrik çoğalarak vagonlarca tüm şehri sarıyor.

Önce binmenin ve önce inmenin savaşında daha güçlü ve uyanıklar kesin zaferler elde ediyorlar.

Yaşlı teyzeler ve amcalar ayakta, gençler cep telefonları ile baş başa koltuklarda oturuyor… Yaşlılara yer vermeyi düşünen gençler de yok, yer verilmesini bekleyen yaşlı da kalmamış.

"Kardeşim amcaya yer ver!" diyen mahallenin ağabeyleri çoktan kaybolmuş.

Modern bir araç, modern kıyafetler ama güçlünün hâkim olduğu adı konmamış ilkel ve karmaşık bir düzen…

"Şehreküstü!" anonsu ile metrodan inip yeraltından güneşin ışıltısı hayali ile yer üstüne çıkıyorsunuz. Bir umut her şey yeraltında kalmıştır belki.

Acı bir fren, keskin bir korna ve de bağrışan insanlar ümitlerinizi söndürüveriyor. Gittikçe kalabalıklaşıp ama bir o kadar yalnızlaşan bir şehir sarıveriyor etrafınızı.

Şehreküstü’nde, şehre mi, kendinize mi, kime küstüğünüzü bilmeden kalabalıklara karışıp yalnızlaşmaya başladığınızı hissettiğiniz bir anda, annesinin elinden tutmuş bir çocuğun size gülümsemesi ile tüm dünyanız aydınlanıveriyor.

Her gün güneş yeniden doğuyorsa, her gün bir çiçek açıyorsa ve bir çocuk geliyorsa dünyaya her gün yeniden umut her zaman var demektir.

İçinde kalabalıkların değil, insanların yaşadığı bir şehirde buluşmak ve selamlaşmak ümidiyle…   

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..