SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Maalesef!

Yazının Giriş Tarihi: 05.11.2021 01:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 05.11.2021 01:10

Biri size “maalesef” dediğinde ne anlıyorsunuz?

Az önce bitti”nin Türkçesi sanki değil mi?

En azından son zamanlara kadar böyle olduğunu düşünüyordum!

Ama sıkı durun şimdi!

‘Gümbür gümbür gelen Z kuşağının iletişim sorunlu olduğu, dijital dünyaya hapis olmalarından belli. Yolda yürürken, önündeki çukuru göremeyecek kadar kendisini cep telefonuna gömen bir nesille anlaşmak her geçen gün biraz daha zorlaşıyor gibi. Yazı yazmak ya da konuşmak yerine emojilerle anlaşan, ifadeleri karmaşık bir nesille baş başayız’ diye konuşuyoruz ya sıklıkla…

İşte o kuşağın temsilcilerinden olan tezgâhtara soruyorum: “Bu ürünün kırmızısı var mı?”   Cevabı: “Maalesef”.

Benim cevaptan anladığım; şansına küs, başka yerde ara ya da belki gelir.

Üzgün bir ses tonuyla: “Hay Allah(!)” deyince de tezgâhtar kız şaşırıyor.

Bakıyorum ki aradığım ürünün kırmızısı elinde.

E hani ‘maalesef’ti, ne oldu şimdi?

O hala “Maalesef dedim ya” diyor!

O zaman anladım ki maalesef kelimesini olumlu anlamda kullanıyor. Bir kaç kere daha başka yerlerde maalesef denilince, üzülmek yerine sevinmem gerektiğini öğrenmiş oldum!

İşin garibi, maalesef kelimesini olumlu kullananlar aynı yaş grubuna dahiller.

Bu demektir ki öğretenler de yanlış biliyor.  

Kısaltmalarla ve emojilerle konuşan zamane güvercinleri bir sürü kelimenin anlamını bilmiyor.

Dijital ortamlara saplanıp kalmışlar.

***

Acaba bu makûs talih mi?” diye düşünüyorum.

Üniversite yıllarımızda bir hocamız “Sizinle aynı otobüste seyahat ettiğimde fark ettim ki, başka bir lisan kullanıyorsunuz aranızda ve ben yaptığınız kısaltmaları ve esprileri anlayamıyorum” demişti.

Galiba zamanında güldüğümüz iletişim lâneti şimdi bizim başımıza çöreklenmiş durumda.

Bu sadece kuşaklar arası kültür farkı mı, yoksa yenidünya düzeni adı altında ruhumuza çöken yozluğun bedeli mi?

***

Pandemi, dijital ortamlarda yapılan alışverişler filan derken insanlar gittikçe birbirinden uzaklaşmaya başladı.

Neredeyse bir bahar akşamı kimseye rastlayamaz hale geldik.

Yakın zamanda, sabahın erken saatinde gittiğim markette, kasiyerle sohbete daldığımız sırada, bir hanımefendi daha gelince, O da konuya dahil oldu.

Çay kahve de olsa bildiğiniz kabul günü kıvamı.

Maç bitip evlere dağılırken aslında bu sohbetin hiç birimize yetmediğini fark ettik.

Üçümüz de hayatımızdan memnunduk. 

Yolculuk sırasında otobüsün camını paylaşan ve birbirlerine fütursuzca hayat hikâyelerini anlatan insanlara dönüşmüştük -Maalesef-!

***

Artık üç beş kelimeyle hayatımızı idame ettirir hale geldik.

Yetiyor, çünkü hayatlarımız kısır döngüye girdi.

Kelime dağarcığımız azaldıkça, daha da az düşünür olduk galiba.

Bir süre alış veriş saatlerimizi, saat kaçta nereye gidip gidemeyeceğimizi öğrendik.

Disiplin şart tabii!

Şimdi de öğrenilmiş çaresizliğimizle, alıştırıldığımız hayat düzensizliğinde çalkalanıp duruyoruz.

Herkes birbirinden korkar oldu.

Her girdiği ortama kolonya sıkandan tutun da, yolda “tanıdıklara rastlamam inşallah” modunda gezene kadar neler var neler.

Bir araya gelebilen insanların davranış biçimleri bile garipleşti.

Önce uzun uzun -ilk defa karşılaşıyormuşçasına- birbirine bakmalar, sonra bir süre suskunluk ve neden sonra hafif hafif kımıldayan sohbet turları. Yeniden tanışıyoruz.

Kendimizi bile unuttuğumuz günlerde başkalarını hatırlamamız zaman alıyor.

Kimse kimseyi merak etmeyip, görmediği için öleni yiteni ve bu ortamda yanlışlıkla doğanı bile çok geç haber alıyor.

Ölen de acaba günümüzün vebasından mı ölmüş diye merak etmekten başka bir şey gelmiyor elimizden.

Aynaya baksak kendimizden haberimiz yok. Kiminle konuşsam eski fotoğrafların başında oturup bakındığını söylüyor.

Biz ne ara bu kadar ihtiyarladık? 

***

Yıllar önce bir çocuk dergisinde okuduğum çizgi romanı hatırladım birden.

Annesi çocuğa okula giderken şemsiyesini almasını söylediğinde çocuğun hava günlük güneşlik ama diye şaşırmasını ve annenin O’na verdiği cevabı unutmuyorum: “Saat 15.00’de yağmur yağacak oğlum”.

Aslında dünya yok olmuş ve çocuğun da bulunduğu bir avuç insan bir fanusun içinde yaşıyor. Bütün doğa olayları efektlerle yapılıyor.

Bahsettiğim çizgi roman yaklaşık 40 yıl önce yapılmıştı. Şimdilerde tanıdık geldiği için üzgünüm.

***

Kafamızda zaman aksları karışmış durumda. Günümüzde bedenimiz bostan korkuluğu gibi gezerken, ruhumuz Göksu Deresi’nde kürek çekmekle meşgul!                                                                    

Aslında hayatımız kocaman bir ‘maalesef’e dönmüş durumda da bizim çoğumuzun haberi yok.

Keşke bu “ maalesef” de olumlu olabilseydi!

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..