SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Du bakali n’olacak!

Yazının Giriş Tarihi: 10.07.2022 22:12
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.07.2022 10:12

Son yıllarda her alanda yaşanan ve katlanarak artan ağır sorunlara karşı ülkemiz insanının genel olarak gösterdiği rahat tavır, Aziz Nesin in, ‘’Du bakali n’olacak’’ (siyahbeyazgri.com) başlıklı öyküsünü hatırlatıyor.

Bugün ve yarınını olumsuz anlamda kökten etkileyecek olay ve gelişmelere ilişkin, kişilerin adını sabır(!) ve tevekkül(!) koydukları ama gerçekte lakaytlıklarını gösteren ‘’dur bakalım ne olacak’’ tekerlemesi, öykü sonunda cevabını buluyor:

‘’Velakin hiç mühim değil’’

Tabi öyküde önemli olan, kasıtlı eğitim ve işbirlikçi medya yoluyla bu millete kurulan, onu felç eden ve yöneticilerin de teşvik ettiği büyük tuzağın yani ‘’bütünlüklü bakış’’ın terk edilerek, yerine ‘’parçalı bakış’’ın dayatılmasının, millete nelere mal olacağının anlaşılmasıdır.

Bu öyküde;

Bir adam sinemada önündeki kadından sonra aynı film için bilet alır.

Adam sinemada kadının yanına oturur. Sonra film biter ve kadın salondan ayrılır, adam da çıkar.

Adam, kadının yöneldiği caddeden gider.

Adam, kadının girdiği binaya girer, öykü devam eder ve yukarıdaki cevapla da biter.

Öyküde yaşananlar tek tek ele alınırsa, hepsine mantıklı açıklamalar getirilebilir. Çünkü aynı filme bilet alınabilir, boş koltuğa oturulabilir, aynı anda sinemadan çıkılabilir, başka insanlarında olduğu aynı caddede yürünebilir, aynı binaya girilebilir. Adam, o binada ikamet eden biri ya da misafir olabilir.

Dolayısıyla eğer biz dünyaya ‘’parçalı’’ bakarsak, yani öyküde geçen olayı tek tek ele alırsak, hepsinin makul bir açıklaması olabileceği için, olayın sonucu bilinemez ve de yaşananlardan kaygı duymanın anlamı da olmaz.

Ama bu yaşananların sonucu ortaya çıkarılmak istenirse, parçaları birleştirmek gerekir. Esas anlam ancak parçaların bir araya getirilmesiyle ortaya çıkar. Bu yapılmazsa doğal olarak olay anlaşılmaz.

Olaya parçalı, tek tek tek bakmak yerine bütünsel bakıldığında adamın niyeti, en başından ortadadır. Parçalı bakışta sonuç, ancak adamın, kadının yatak odasına girmesi ile anlaşılır ama o zamana kadar olanların hepsi gerekçelerle açıklanabilir.

***

İşte milletimize dayatılan bu parçalı bakıştır ki biz, başımıza gelecekleri anlamayalım.

Bu nedenle, parçalarla oyalanıp ‘’dur bakalım ne olacak’’ ahmaklığı sürsün, aklımız felç olsun diye bütünsel bakış küçümsenir.

Aydınların(!), medyanın ve siyasilerin yaptığı da budur.

Bu açıdan, Türkiye’de son 20 yıldır, kılcal damarlar bile ihmal edilmeyerek adım adım gerçekleştirilen uygulamalara tek tek –parçalı-bakıldığında, öyküdeki olay gibi hepsine makul gerekçeler bulunabilir.

Mesela;

--Ülkenin 80 yılda güçlükle oluşturduğu tesisler hızla özelleştirilebilir, çünkü dünya da trend böyledir, bunlar ekonomik değildir.                                                                                                       -- Randevu alınamayan garantili hastane ve geçmediğimiz yollar yapılabilir, çünkü bütçeden tek kuruş çıkmayacaktır!                                                                                                                      ---Maden yatakları, ormanların yok edilmesi ve nehirlerin zehirlenmesi pahasına yabancılara devredilebilir, çünkü ekonomiye kazandırılmalıdır.                                                                                                                 ---Ege’deki adaların Yunanlılar tarafından işgali önemli değildir, çünkü kazan/kazan ve barış bunu gerektirir.                                                                                                                                          --Yabancı STK/Vakıflar ülkenin hassas bölgelerinde at oynatabilir, çünkü bunlar iyi niyetli(!) yardım kuruluşlarıdır.                                                                                                                                --Bir anda komut verilmişçesine onlarca LGBT dernekleri açılabilir, cinsiyetsizlik veya 3.cins salgını desteklenebilir, reklamı yapılabilir, çünkü tercihlere saygı göstermek gerekir. (Bu tercihlere saygı meselesi, ayrı bir yazı konusu)

Tarım alanları, kıyılar, şehirdeki yeşil alanlar imar oyunları ile yapılaşmaya açılabilir, çünkü bunlar girdi sağlar.                                                                                                                                     --SADAT gibi kontrol dışı ve Diyanet akademisi gibi zihinsel dönüştürme yapıları kurulabilir, çünkü güçlü ülke olmak bunu gerektirir.                                                                                             – Riskleri düşünülmeden 10 milyon sığınmacı ülkeye alınabilir, milyarlarca dolar harcanabilir, çünkü biz ensarız(!), kucak açarız, vb.

Görüldüğü üzere bunun gibi yüzlerce masum(!) kılıflı uygulamalar sıralanabilir. Tek tek bakıldığında hepsine mantıklı açıklamalar yapılabilir.

Peki, burada sayılan sayılmayan siyasal/ekonomik/askeri/sosyal/kültürel 20 yıllık uygulamaların hepsini birleştirip, bütünsel bakıldığında ortaya çıkacak niyet/sonucu anlamak için, öyküdeki adam gibi yatak odasına girilmesi mi beklenecek?

Ya da ‘’du bakali n’olacak’’ demeye devam edilip, bütün partilerin, aydınların(!) tek ezberleri olan, pasif/edilgen ‘’aklımızla oynamayın’’ tekerlemesi dinlenilmeye devam mı edilecek?

Buradaki doğru cümle ‘’kandırmayın adamı’’ olmalı…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..