SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Ve Türkiye hala tartışıyor!

Yazının Giriş Tarihi: 11.11.2021 03:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.11.2021 03:02

Hala, acaba üzerlerinden nasıl siyasi çıkar/fayda devşirilir ve devam ettirilir oportünist (fırsatçı) anlayışı ile Cumhuriyet ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk tartışılıyor, tartıştırılıyor.

Özellikle 1946 sonrası çaktırmadan yapılan, son 20 yılda ise her milli ve önemli günde yazılı, görsel ve sosyal medyada, dozu artırılan, “dinin araçsallaştırılmış hali”ni işe katan ve hassasiyetleri kaşıyan açıklamalar, duygu ve düşünceleri karşıt anlamda keskinleştirecek yönlendirmeler rutin hale geldi/getirildi.

“Neden böyle?” sorusunun dış boyutunu, yani emperyalist politika ve onların bilim adamı kılıklı ajanlarının projelerini, Sayın Sedat Şenermen son olarak SözBursa’da kaleme aldığı yazısında (https://www.sozbursa.com/yazarlar/sedat-senermen-11/ataturk-e-dusmanlik-neden-22) detaylıca açıklıyor.

Önemli olan, bu projelerin, içeride kimlerle, hangi gerekçelerle ve hangi dini/siyasi yapılanmalarla yansıma/ örtüşmesini anlamak.

***

Bu konuya bir de, somut gerçeklikler temelinde, başka açılardan bakmaya çalışırsak;

Bir kere Cumhuriyet, ‘’Arkadaşlar yarın Cumhuriyet i ilan ediyoruz’’ cümlesini niyetine göre anlayanlar gibi acele, anlık, bir gece de alınan karar değildir.

Belgelerin de ispatladığı gibi uzun bir çalışma, hazırlık ve sürecinin son halkasıdır.

Cumhuriyet, insanları kişiye/padişaha kulluktan çıkarıp, eşit ve özgür vatandaşlar olarak, kulluğu asli misyonuna döndürmesi ile bile çok değerlidir.  

Ve yine Cumhuriyet öyle iddia edildiği gibi beş-on insanın arzusu ile de ortaya çıkmamıştır.

Soruyorum şimdi;

Anadolu insanı, aynı duyguları, sıkıntıları, hassasiyetleri paylaşmasalar, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının peşinden gider miydi?

Peşinizden gelmeyeceğine inandığınız bir milleti, zorla herhangi bir yöne, hedefe ve daha önemlisi savaşa götürebilir misiniz?

Mustafa Kemal ve arkadaşları, Anadolu insanına güvenmeden, inanmadan böyle delice, çılgınca ve imkânsız görünen bir işe girişirler miydi?

Mümkün mü bunlar?

Bugün, inandıklarını, inançlarını millete ispatlamak için yapamayacakları şey olmayan, bunun için dünyevi/uhrevi bütün kutsalları kullanan, dillerinden hamaset düşmeyen, her fırsatta şov yapan politikacılar son 40 yıl içinde, Cumhuriyet’in ilk 15 yılındaki yokluk şartlarında, isyanlar ortamında, yetersiz, eğitimsiz, niteliksiz insan gücü ve potansiyeli ile başardıklarının ne kadarını, kaçta kaçını başarmışlardır?

Elbette eksiklikler olabilir ama bu sadece Türkiye’ye özgü değildir.

Yeryüzünde kurulan her yeni düzen için geçerlidir. Hal böyleyken olumsuz abartılar, kendilerini meşrulaştırmak isteyenlerin kuru gürültülerinden ve niyetlerinin ortaya çıkmasından öteye gitmez.

Önemli olan, büyük çoğunluğun benimsediği ve şimdi değerini daha iyi anladığı Cumhuriyet’in kurduğu düzenin sürüp gitmesidir.

Başka düzen, rejim ve sistem arayışında olanların, özellikle II. Abdülhamit dönemine bakmaları gerekmiyor mu?

O dönem de İslam’ın bir devlet ideolojisi (siyasal İslam) olarak kullanıldığını ve başarısız olunduğunu, servis edilen diziler ve kasıtlı tarih yazımı elbette anlatmaz.

Uygulanan İslamcı politikalar neticesinde, Ortadoğu’da yepyeni bir görüntü ortaya çıkmadı mı? Bu yüzden Osmanlı, peş peşe darbeler almadı mı?

Siyasal İslamcılık temelli her girişim, ortaya daha büyük çatlakların ve parçalanmaların çıkmasına neden olmadı mı?

Siyasal İslamcılık, her şeyi kapsamaya kalkıştığında, hiçbir şeyi kapsayamaz hale gelmedi mi?

Öyleyse bu tartışmalar, bu germeler nedir? Toplum bütünlüğünü bozacak, huzur, güven ve emniyeti riske sokacak dayatmalar/zorlamalar/saygısızlıkların bizi götüreceği yer neresi?

Ya da başta değindiğim gibi bu kasıtlı tartışmalar, millete fayda sağlayacak politikaları olmayan kısırlaşmış siyasi yapıların, ellerinden bir türlü bırakmak istemedikleri beslenme/rant kanalları mı?

‘’Benim oğlum bina okur, döner döner bir daha okur’’ mu? Pişirip pişirip önümüze getirdiklerine göre.

Söylemeye çalıştığım, bugün Türkiye’de, Cumhuriyet’in tartışılması gereksizdir, tıpkı laiklik gibi.

Sonuç olarak; mevcut iktidar ya da muhalefetin hiçbirisi, hala Atatürk’ün oluşturduğu düzenden ve bu düzeni daha ileriye götürecek mantıktan, daha insancıl, daha demokrat, daha çağdaş, daha Milli, daha evrensel değil.

Üzücü olan bu, yıllar boşa geçmiş.

Bu Millet’in yüksek potansiyeli kullanılamadığı gibi, körleştirilmiş. Halihazırdaki durumumuzdan belli.

Bunun çözümü, Atatürkçü düşünce sistemini, bu çerçevede kurduğu düzeni  değiştirmek yerine kendilerini değiştirmeyi başarmalarından, yani şu anda yapılanlar gibi, yalnızca belli kesimleri destekleyen, büyüten, kayıran politikalar değil, bütünü kapsayacak politikalar üretmekten, bakış açılarını değiştirmekten ve Milletin de tercihini bu yönde kullanmasından geçiyor.

Yoksa bir yüzyıl daha bekleriz ki düşenin bir daha ayağa kalkamadığı bu coğrafyada eğer toz duman olmazsak!

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..