SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Fark etmek mi, pasif kalmak mı?

Yazının Giriş Tarihi: 18.02.2022 11:23
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.02.2022 11:23

Aslında özlemini çektiğimiz şey çok konuşmak değil, doğru konuşabilmek…

Bunun yoluysa, doğru sorular sormak ve doğru cevaplar vermekten geçiyor.

Ama bakıldığında tercih edilip, dayatılan yol; hamasete dayalı klişe sloganlarla, bol vaatlerle süslenmiş olabildiğince (boş da olsa) çok konuşmak.

İtiraz eden, soru soran, sorgulayan olursa da en ağır şekilde itham etmek, tutmazsa çark etmek.

Patolojik bir hal olsa da doğru kabul edilen ve meşrulaşma(!) yolunda ilerleyen bu yeni(!) damarın sebebi, sanırım ‘’İslamlaşma’’ olarak algılanan İslamizasyon politikaları.

Hâlbuki İslamlaşmada Müslüman kişi, içinde yaşadığı ve yaşamak zorunda kaldığı durumun farkındadır. İçerden ya da dışarıdan dayatılan emredici yöntem ve politikaları bilir.

"İslamileştirmek" anlamına gelen ’’İslamizasyon’’ ise insanların pasif konumlarını muhafaza ederek, mevcut durumlarına İslami bir kimlik, dini bir görüntü kazandırma çabasıdır.

‘’İslamizasyon’’ politikalarındaki en önemli unsur; kimliğin ve görüntü/ritüelin yeterli olduğuna inanıp, edilgen hale gelip pasifleşmektir.

***

Bunun yanına atalardan gelen ve ana referansı ile sorgulanmayan din anlayışı ideoloji haline getirilip, doğru inanç budur diye sunulduğunda, pasif kitleler için işlem tamamdır.

Artık insanları, ülkeyi, dünyayı kendi ideolojileri doğrultusunda yorumlayan, gören, bireysel tutum ve davranışlarını da ona göre ayarlayıp, gerektiğinde ötekileştiren, nefret dilini bile inancının gereği zanneden bir anlayış çıkıyor ortaya.

Bu anlayış, yanılıyor olmak ihtimaline bile kapı aralamaz bir hale bürünür.

Sorarsan niye böyle diye, hain ya da terörist ithamına maruz kalmak üstüne afişe olup, linçe tabi tutulmanın göze alınması gerek.

Hangi referansa, akla, kaynağa, bilimselliğe, verilere dayanılarak verildiği asla tartışılmayan hükümleri, fetvaları sarsma ihtimali olan en masum soruların, fikirlerin, önerilerin bile üstleri örtülür.

Kendilerince inanılıp kabul edilmiş genel doğrulara(!) gölge düşürülmesine bile tahammül edilemez.

Genel kabul gören doğrular derken, mesela yaşadığımız ekonomik sıkıntıların sebebi asla iktidar değil dış güçlerdir, iktidar ne yaparsa hikmetlidir, doğru yapar, bizi kurtarır, ülkenin son ve tek şansıdır gibi taraftarların doğruluğundan kuşku duymayı bile reddettiği doğrular.  

***

Neden sorgulanmasına ve kuşku duyulmasına bile izin verilmez?

Çünkü bu doğrular(!) sorgulanmaları halinde safların, kamu havuzlarının, çıkar birlikteliklerinin, şatafatlı hayatların darmadağın olabileceğinden korkulan doğrular da ondan!

Tabiri caizse yay gibi gerilip saldırmaya hazır insanların, dini(!) yapıların, cemaatlerin, bunların siyaset ve bürokrasideki unsurlarının, sermaye transferi yapılan grupların nefretlerini sürekli canlı tutan ve gerginlikten beslenmelerini sağlayan işte bu korku.

Yanılgı ve kanma olabileceği ihtimaliyle bile rahatlamalara izin verilmeyen doğrular(!) bunlar.

Sonuçta ne oluyor; empati yoksunluğu, ayrıştırma/bölme, karamsarlık ve nefret.

Bu hastalığın tedavisi hele de içselleştirilmişse kolay olmaz.

***

Peki bu hal, insanlara 3 kitap yani “Kainat, İnsan ve Kur’an” kitaplarını gönderen yaratıcıyı razı eder mi?

Aslında gerçeği deforme eden bu İslamizasyon süreci, esasta Müslümanların Kur’an’la bağlarının kopması demektir.

Gerçeğin arayıcısı olmakla emr olunan insanlara, Müslüman kimliklilere sormak lazım:

Bu yol ‘’Rahmani’’ bir yol mudur, yoksa İblisane bir yol mudur?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..