SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Hükümet, devlet demek mi?

Yazının Giriş Tarihi: 10.08.2022 11:29
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.08.2022 11:29

1970’li yıllarda, adaletsizliklere, sistemden kaynaklanan istismarlara ve hükümetlerin yanlış politika ile uygulamalarına tepki anlamında, ‘’yıkılsın düzen, yaşasın devlet’’ diyerek hükümetle, soyut kabul edilen devletin farklı şeyler olduğunu kabul eden siyasi yapılar ve düşünce ortamı vardı.

Aslında doğru olan, olması gereken buydu.

Çünkü devlet, soyut haliyle insanlar için bir sadakat odağıdır.

Millet kimliğini, aidiyetini, sevgisini ona dayandırdığı, onun uğrunda seve seve ölmeyi göze aldığı için manevi anlama sahiptir.

Hükümet ise somut olup, insanlar tarafından temsil edildiği için, hükümete manevi bir anlam yüklenmesi, hükümetteki partinin, partinin başındaki kişi/kişilerin kutsallaştırılmasına sebep olur.

Bugün ülkemizde olan tam da budur. Artık hükümetle devleti aynı gören yani hükümet, devlet demektir, bu nedenle hükümetin yaptığı tüm uygulamalar devletin uygulamalarıdır diyen, vatanseverliği buna göre tanımlayan bir anlayış yaygın.

Yani 50 yıl sonra, Türkiye ölçeğinde, idealden ve olması gerekenden, pratiğe ve olana bir geçiş söz konusu.

Nereden nereye?

***

Bu durumun ülkemiz siyasetindeki yansımalarına geçmeden önce genel olarak devlet/ hükümet nasıl tanımlanıyor ona bakalım.

Devlet; en kısa tanımıyla, belirgin bir iktidar yapısı tarafından yönetilen ve siyasi bir varlık olarak örgütlenmiş ülke demektir. 

Modern dünyada devletin olmazsa olmaz üç şartı vardır:

Birincisi toprak parçası,

İkincisi halk,

Üçüncüsü hükümet...

Dolayısıyla; devlet bütüncül ve soyut bir varlık iken hükümet onun parçalarından biri ama görünür yüzüdür yani devlet onunla somutlaşır.

İbn-i Haldun “Mukaddime’’sinde devletin unsurlarını şu şekilde belirler:

Irk, vergi toplama, hudutları koruma, hâkimiyet ve kanun koymadır.

İbn-i Haldun’un ırktan kastettiği nüfus ve kültürdür. Devleti kültür ve ekonomi üzerine dayandırır.

Bu arada Mukaddime’de, devletlerin çöküşünün 5 aşamasının temel özellikleri, mutlaka tanıdık gelecektir.

***

Şimdi gelelim, Türkiye’ye.

Ülkemizde, devlet-hükümet ayrımı ve devletin kişilerden bağımsız soyut bir varlık olduğu, millet tarafından hala özümsenememiştir.

Millete göre devlet hükümet, hükümet devlet hatta onun başındaki kişidir.

Bu yüzden liderler bu belirsiz alana oynamakta ve devlete yönelmesi gereken itaat, sadakat ve aidiyeti, kendileri ve hükümeti için istemektedirler. Hatta hükümete muhalefet etmeyi, devlete karşı gelmek ve ihanetle eşdeğer tutabilmektedirler.

Böyle bir bakış açısının özellikle hükümet temsilcileri ile başını kutsallaştırdığı ve eleştirilemez hale getirdiği açıktır.

Hatta “Ben demek devlet demek, ben gidersem devlet yıkılır” iddiası, devlet-hükümet ayrımını iyice bulanık hale getirmektedir.

Ne yazık ki yıllar içerisinde;

Bu toprakların insanının tarihsel olarak devlete yönelik saygısı/korkusu, istismar edilmiş ve yasama, yargı ve yürütmeyi tek elde toplayan düzenle, ‘’lider, parti, devlet’’ özdeşleştirilmiştir.

Dolayısıyla devlet; dokunulmaz, eleştirilmez ve kutsal olarak kodlandıkça, devletin arkasına saklanan hükümet temsilcileri ve başı da eleştirilemeyen, sorgulanamayan bir kutsallık zırhına bürünmektedir.

Bu konuda, Prof. Bayraktar Bayraklı, Kur’an’a göre beşerî siyaset kitabında; ‘’Yaratma erki’ni kudretinde bulunduran yönetici, yasama, yürütme ve yargı erklerini de kudretinde bulundurabilir. Bu da sadece Allah’tır. Yaratma erki elinde olmayan bir beşer, yasama, yürütme ve yargı erklerini kendinde toplayamaz… Kur’ân vasıtası ile Yüce Allah, siyasette… “Güçler birliği” ile “güçler ayrılığı” ilkelerini koymakla… devrim yapmıştır. Çağdaş siyaset, “güçler ayrılığını” hayata geçiren siyasettir. Ama ilâhi siyaset deyince “güçler birliği” anlaşılmalıdır’’ diyerek,  ‘’güçler birliği ‘’ temelli bir siyasi düzenin, ilahi olana soyunmak demek olduğunu vurgulamaktadır.

***

Velhasıl Türkiye, Kur’an ayetlerinin emrettiğinin aksine aklı terk ederek çözülüyor ve bu çözülme bizzat seçtiği ve ilahi bir misyon yüklediği hükümet eliyle yapılıyor. Seçtiği Meclis, kayıtsızca seyrediyor.

Muhalefet ise gelişmeleri okuyamayan şaşkın bakışlarla, başka şeylerle uğraşıyor.

Ve biz olan-biteni anlayamıyoruz.

Anlamadığımız gibi bir de ‘’Türk’e, Türkiye’ye bir şey olmaz ‘’ saçmalığı ve aymazlığı yok mu?

Nereden kaynaklanıyor bu garanti, elimizde sözleşme mi var? Bu coğrafyada bizden önceki milletlere ne olduysa bize de olur ve oluyor da görülmüyor.

Ve bu coğrafyada düşenin kalktığı görülmemiş.

En uzun Hititler var olmuş bu topraklarda. Tam 1400 yıl. Osmanlı’nın ömrünün iki katından fazla.

Sanki yer yarıldı, yok olup gittiler, esamileri bile okunmadı.

Daha yeni yaklaşık 2600 yıl sonra farkına varıldı.

Karamsarlık değil, aslında yıkıcı eleştiri de değil yazdıklarım. Sadece yanılma payımla beraber ortadaki resmi ve gidişatı yansıtmak amaç.

Vatanımıza gereğince sahip çıkabiliyor muyuz endişesi…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..